avrupa vs amerika

nickini vermek istemeyen yazar nickini vermek istemeyen yazar
avrupa ve amerika'nın davasıdır. gözlemlenirken verdiği haz ise paha biçilemez. şöyle ki,
avrupa'da toplu taşıma yaygın ve gelişmiştir. amerikada ise büyük birkaç şehir dışında yerlerde sürünmektedir; yoktur da denilebilir.
avrupa'da insanlar sıcaktır, yardımseverdir. amerika'da yere düşeni kaldıran, taciz etmekle suçlanabilir.
avrupa'da hayatın ucuz olduğu yerler vardır. amerika'da hayatın daha az pahalı olduğu yerler vardır.
avrupa'da insanlar gelişmek isterler, amerika'da insanlar çiftleşmek isterler.
avrupa'da hemen herkes ikinci bir dil bilir. amerika'da ikinci dil bilenlerin çoğu göçmendir.
avrupa'da başka bir ülkeye gitmek, amerika'da başka bir eyalete gitmekten daha ucuzdur.
avrupa'da ihtiyacınız olanını alırsınız, amerika'da ihtiyaç çok malı ucuza almak ile doğru orantılıdır.
avrupa'da insanlar kesinlikle daha geniş fikirlidir. özellikle güney amerika'da insanların büyük kısmı enteresan bir biçimde bağnazdır.
avrupa'da kitap okunur, amerika'da xbox oynanır mütemadiyen.
avrupa' da dünyada söz sahibi olmak ister, amerika'da ister. avrupa bunu satranç oynar gibi yaparken, amerika bunu amerikan futbolu oynar gibi yapmaktadır.

ayrıca
(bkz: tanrı vs isa)
power of the right power of the right
avrupa'da rekabet yoktur, amerika'da vardır--> biraz yüzeysel bir genelleme ama genel eğilim böyle. vahşi kapitalizm onaylansın yada onaylanmasın hayli önemli gelişmelere gebe olabiliyor.

avrupa`da işçiyi sigortasız ve belli bir saatin üstünde çalıştıramazsın, amerika`da ebesini bile sikersin--> insanlık anlayışımıza uymayabilir ama üretkenliği artırdığı ortada.

son olarak da (aslında yukardaki maddeyle bağlantılı biraz):
avrupa`nin birçok yerinde birçok yer erken kapanır, pazar günü temel ihtiyaç gidermek bile zor olabilir bazı kentlerde. amerika`da süpermarketler 7/24 açıktır.

ki bu sonuncusu gayet önemli bir şey ama gel gör ki toplu taşıma ya yok varsa bile erkenden bittiği için arabasız pek bir şey ifade etmiyor o ayrı.
bu adamdan zarar gelmez denilen adamın bu adamdan zarar gelmez denilen adamın
"franz dedi ki " avrupalı anlamıyla güzellikte hep önceden düşünülüp taşınılmış, tasarlanmış bir yan vardır. her zaman estetik bir hedefimiz ve uzun vadeli bir planımız oldu. batılı bireye yıllarca uğraşarak bir gotik katedral ya da rönesans dönemi piazza'larını inşa etme imkanını veren buydu işte. new york'un güzelliği tümüyle farklı bir temel üzerine kurulu. amaçlı değil. insan tasarımından bağımsız olarak, dikitlerle dolu bir mağara gibi fırlayıp çıkıvermiş. kendi başlarına çirkin biçimler rastlantı eseri olarak, işin içinde hiçbir amaçlılık olmaksızın, öyle inanılmaz ortamlarda çıkıyorlar ki karşımıza, birden harikulade bir şiirle ışıl ışıl parlayıveriyorlar."

sabina dedi ki "amaçlanmamış güzellik. evet başka bir biçimde dile getirmek gerekirse 'yanlışlık sonucu güzellik' diyebilirdik. güzellik dünyadan bütün bütününe kaybolmadan önce, yanlışlık sonucu bir süre daha var olacak. 'yanlışlık sonucu güzellik' - güzellik tarihinin son evresi.""


(bkz: nesnesitelna lehkost byti)
nrg57 nrg57
avrupa, geçmişte acı tatli ortak anıların çok oldugu, başına gelen herhangi bir olayın seni de otomatikman etkilediği, hayatından istesen de çıkarmayacağıma eski dosttur.
amerika, ayni departmanda çalıştığın icin selam vermek zorunda kaldığın, başı dertte olsa çok da umursamadığın, burnundan kıl aldırmayan, arada satasıp duran, havalı iş arkadaşıdır.
atkısıyla dolaşan adam atkısıyla dolaşan adam
toplumsal bakiyeyi ve insan malzemesini konuşuyorsak avrupa havada karada denizde alır.

amerika bir halt olsa bunu biz de görürdük. neticede adamların 50 eyaleti var 51.'si de biziz. yani işte o 50 eyaletin ortalamasını alınca ortaya türkiye çıkıyor demek ki... var gerisini sen düşün.