avrupalılar gerçekten modern mi

güse güse
son günlerde beni bir hayli düşündüren soru.

9 yıldır. almanya'da yaşıyorum. türkiye cumhuriyeti'nin yetiştirdiği insanlarsan biriyim.
karakterim gereği özgüven sahibiyim bu sebeple de girmediğim ortam kalmadı. bir sürü almanla ve avrupalıyla tanıştım.

öncelikle şunu söyleyeyim. kılık kıyafet anlamında hakikaten aşmışlar. kastım şık değil, gayet modern giyiniyorlar. çağa uygun.

ama şöyle de bir durum var. i̇nsanlar inanılmaz dindar. çok dindarlar. bir tanıdığım vardı, dışarıdan görseniz çok ünlü bir güzele benzer, bikinisiyle balkonda herkesin görebileceği şekilde güneşlenir, mini şortuyla gezer ama bu insan çok dinine bağlıdır. peki dindarlığın da ötesinde artık kafası saçma düşüncelerle örümcek dolmuş desem inanır mısınız? evet ben de şok oldum anladıkça…

sonra mesela çocuğumu yüzme kursuna götürüyordum pandemi öncesi. dünyaca ünlü bir ortopedi kliniği yaşadığım şehirde ve kurs bu kliniğin ısıtmalı havuzunu kullanıyor. ( kurs kış mevsimindeydi) bir pazar günü binaya bir girdim, ilahi okunuyor. kiliseye gidemeyen hastalar için ayin yapıyorlar hastanenin ortasında. şok oldum.
düşünün şimdi amerikan hastanesi'ne ya da acıbadem'e girdiniz ve girişte bildiğiniz hocalar oturmuş kuran okuyor ve amir ateş ilahi grubu ilahi söylüyor. ( yanlış anlaşılma olmasın ben de kuran okurum ve amir ateş'i de çok severim.)

anlatmak istediğim bizde bu olsa şöyle yobazlık böyle dincilik öyle de gericilik diye biz konuşuruz. haksız mıyım?

olayı farklı bir boyuta çekeyim. 2 yıl önce bayernde tüm devlet dairelerine haç asılması zorunlu hale getirildi.

ben kendim de inançlı bir insanım, aynı zamanda atatürkçüyüm de. beni yakından tanıyan ailem " rabia" diye dalga geçer, dışarıdan görenler "pis solcu, cehennemde cayır cayır yanacaksın" der. ( bu gerçekten oldu) ama ben dinin gizli yaşanması gerektiğine inanan bir insanım. inanç kalptedir. allah boşa dememiştir "kulumun kalbini günde 40 kez yoklarım" diye. namazını kontrol ederim demiyor bakın, kalbe bakarım diyor. ve ne kadar gizlenirse o kadar değerlidir diye inanırım.
almanların da tıpkı benim gibi olduğunu görünce bir rahatlama geldi desem?
ben yanlış bir şey yapmıyormuşum.

bir de şu var ki, insanlar birbirlerinin inançları hakkında konuşmuyor. inançlı ve inançsız arkadaş. çocukları arkadaş. saygı var. bu çok kıymetli. kimse kimsenin inancını sorgulamıyor ve ötekileştirme de olmuyor.

biz türkiye'de insanların giyiminden hayat tarzını, yaşama bakışını anlıyoruz. çarşaflı, başörtülü, şalvarlı vs. insanları etiketliyoruz. almanya'da bu yok. zaten neredeyse bütün başörtülüler avrupada eğitim aldı. hepsine kucak açtılar. biz kendi insanımızı dışladık düşünebiliyor musunuz?

bu noktada soru şu avrupalı mı daha doğru yapıyor biz mi?

bence biz. çünkü biz olduğumuz gibi görünme cesaretine sahip bir toplumuz. bu uğurda her şeyi göze alıyoruz. i̇çimiz dışımız bir.
ben kendim de karakter olarak içi dışı bir insanım bu nedenle de ülkemin insanının bu yönünü takdir ediyorum. kendilerini içlerinden geldiği gibi ifade ediyorlar.

yanlış anlaşılma olmasın kapalı değilim. gayet modern bir insanım.
avrupada yaşadığım süre boyunca her hareketimde ülkemi düşünerek yaşadım. ne yaparsam yapayım ülkeme genelleneceği hissine sahip oldum.
konulmuş kurallara almanlardan çok uydum.
çöpleri minicik parçaları dahi düşünerek ayırdım. benim çöp ayırdığım gibi ayıran alman görmedim. herkes üşeniyor. bio çöplerimi bile naylon poşete koymamak için kağıttan üretilmiş, hızlı çözünen çöp poşetlerine ekstra para verdim. insanlar deli olduğumu düşündü. değildim. doğaya saygılıydım ve türktüm. bir türk her zaman en iyiyi yapmalı.


söyleyeceklerim bu kadar.

güzel bir gün olsun.
10
randolph carter randolph carter
bu tür pratikleri her coğrafyada farklı değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

yurtdışına hiç çıkmadım, dolayısıyla oralarda olup biteni gözlemleme şansım olmadı. fakat okuduğum ve yorumladığım kadarıyla, din avrupa'da inançsızlar için bir tehdit olmaktan çoktan çıktı. yani orada din pratiklerinin sürdürülmesi inançsızları, sekülerleri ya da müslümanlar gibi farklı inanç gruplarını tehdit etmiyor.

türkiye'de dindarlarda genel olarak saldırgan bir tutum var. inanç pratiklerini sürdürmesi yetmiyor, benim yaşamıma da hâkim kılmaya çalışıyor. sözgelimi avrupa evrim tartışmalarını çoktan aştı fakat türkiye'de sırf birilerinin "dini hassasiyetlerine" dokunduğu için evrimin okullarda öğretilmesi yasaklanıyor. evrimi falan bir yana koyalım, madımak'ın üzerinden 30 yıl bile geçmedi. hâliyle dindar olmayanlar, dindarların varlığını tehdit olarak algılıyorlar. çatışma buralardan doğuyor.

diğer yandan avrupa ülkelerinde gelişmiş bir toplum sözleşmesi var.

avrupalılar bizden biyolojik olarak daha zeki veya üstün değiller. fakat belli hak ve sorumlulukların bilincine sahip olarak büyüyorlar. toplumsal sözleşme onları makul davranmaya ve birbirlerine, başkalarının haklarına saygılı olmaya davet ediyor.

bizim sözleşmemiz ise belli kimliklerin üstünlüğüne ve muhafaza edilmesine dayalı. insan hakları, toplumsal mutabakat bunlar türkiye'de hep 2.planda olan şeyler. bu yüzden 2 gün önce göz göre göre parti binası basıldı ve bir insan öldürüldü. çünkü bu adam ilkokulda başkalarının haklarına ve varlığına saygılı olmayı, haklarını korumayı değil vatan için ölüp öldürmenin kutsal bir uğraş olduğunu öğrendi. hâliyle başkasının ibadetini, siyasi görüşünü geçtim yaşam hakkına bile saygısı olmadı. kendisi türünün tek örneği değil, herkes birilerini öldürmüyor fakat bu vatandaş türk insanının ortalama düşünce şablonlarını başarıyla taşıyor.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"elbette öyle" şeklinde cevaplandırılabilecek bir soru. şaka gibi.






radikal aydınlanma ve modern demokrasinin kökenleri - jonathan israel

***

(çılgınlık ölçüsünde yanlıştı: yağmur duasına çıkmak, aşı karşıtı olmak, düz dünyacılık, allah adındaki hayali birisinden emir aldığını zannetmek falan işte)
omer e omer e
modern kelimesine ne sığdırdığımıza bağlı bir soru cümlesi. iki kelimeyle özetlersem modern, bilim ve teknolojidir.
bu açıdan moderndir.

işin inanç kısmı toplumsal kabule dayalı. mesela biz % bilmem kaç islam toplumuyuz fakat kesinlikle, net söylüyorum isevilerin kurumsal ve özel alandaki tutuculuklarının türkiye'de yarısı yok... avrupa-amerika-rusya çerçevesinde söyledim bu üç bölgenin bürokrasisinde isa vardır, kitap vardır, kilise vardır.

ikisini birleştirirsek, ilim maluma tabidir denir. şimdi inanç malum olmaz, aşk, sevgi, ilgi, sempati vs... bunlar duygudur bu açıdan bilimin konusu olamayacak derece metafizik içerir. aslında fizik, kimya, edebiyat ne varsa altında metafizik bulunur çünkü en başta düşünce gibi soyut bir kavram bunları geliştirir. yani bu açıdan da bizden ileri oldukları söylenebilir.

biz toplum olarak ziraatçi, falan filan bir kültürüz. potansiyelimiz her millet kadar yüksek, sömürüle, ite kakıla, tokatlana şeklinde son yüz yıldır gidiyoruz, işte kaç senedir avrupa mandasıyız, buyuz.