babaanne

1 /
arch angel arch angel
sonsuz sabrı ve ürettiği müthiş masal kahramanlarıyla* anneannenin papucunu dama atabilen tonton şahsiyetler.genelde torunların konuşmalarından bir şey anlamadıklarından yakınıp, geline sorarlar ne diye gülüyor bu kızlar diye (bkz: yaşlılık)
cozypowell cozypowell
whisky'nin 1986 yılında çıkan, yasal türkiye'nin ilk hardrock albümü.hatta bazı çevreler tarafından ilk türkçe heavy metal albümü olarak da kabul edilir. oldukça eğlenceli ve çoşturucu bir albümdür. albümde yer alan parçalar:

babaanne
yolculuklar
şans talih
kendine hoş geldin
rock'n roll'u bir dinle
bak biz genciz
arayış
rüşvet
hoşgörü
ximxili ximxili
bazı anlarda, hayatın anlamı, yokluğunun düşünmenin bile ağlattığı, kendimi bildim bileli, yanımda, önümde olan, hiç bişeyi esirgemeyen, çocukluğu doyarak yaşatan, muhteşem kadın.
ximxili ximxili
babannem
canım bi tanem eşi olmayan, bu gece şarkıları sırf onun için dinlediğim.

ışığın yanmıyo bu gece, bi şey demiyosun bana. sesleniyorum babanne diye. ses vermiyosun. uyuyosun babanne. uyanmanı istiyorum. nefesin çok sıkıştı yine. ellerinde kollarında serumlar bağlı. lailahe illallah diye sayıklayıp duruyosun.
babanne bana cevap vermiyosun. "yavvrum" demiyosun bu gece. "kuzum" demiyosun. ben sana "yavrum" diyorum, sen "sensin benim yavrum" demiyosun. uyuyosun öylece.

babanne. kazım abinin şarkısı çalıyo şimdi. "gidiyorum" diyo. "gitme" diyorum ben de. bana kimse sen gibi sarılmadı ki babanne. kimse senin gibi dokunmadı. yol ayrılmasın babanne. bizim için yaptığın, sıcacık evimizde bekliyorum yine seni. bayram geliyo. bu bayram da ellerinden öpmek istiyorum. sarıl bana istiyorum. ısıt ellerimi. hep soğuk olur ya hani. ısıt babanne.

soğuk bi hastane odasında bırakıp geldim seni. hep aklında bizi düşünerek yatıyosun orda. bizim için yaşamaya devam etmek istiyosun. biz kendimiz için yaşamanı diliyoruz. ölmek kolay babanne. ölmek çok kolay. yaşamaksa zor. sen hep zor olanları başarmadın mı? karadenizin dik yamaçlarını tırmanmadın mı? dedemi beklemedin mi senelerce, koskoca bi şehirde elinde beş çocukla? sen bize hem baba hem anne olmadın mı? bak işte bütün bu zorluklara göğüs gerdin. o göğüs biraz daha inip kalkmalı. nefes almalı ve vermeli.

bu zaman da bu şehirin ortasında, bi başıma bırakma beni. ellerimi ısıtıcak başka kimsem yok. bi sen varsın. sen ordasın. hep orda kal babanne.gitme. bırakma beni. bizi. umudunu bırakma. umudumuzu yarı yolda bırakma...

karardi karadeniz, taşti bu yana taşti. haber verun yarume, gözlerum doldi taşti...

***

ölmek kolay demişim de, sensiz buralarda olmak, yaşamak çok zor. babannnem, yavrum, kuzum, tatlım, tuzlum. her zaman bi tane olucak bi tane kalıcak hatıran. her gün sözümde, kalbimde olucaksın.

abdest aldım yine, ellerim üşüdü. babanne, ellerimi kim ısıtıcak?
..
sarpinsarp sarpinsarp
arap kökenli, eski kafalı ev kadınısın. çocuklarını babasız büyütmek için pazardan meyve-sebze satın alıp mahallede kapı kapı dolaşıp sattın, kazandığın yetmedi 2 kilometre ötedeki pazara giderken kullandığın otobüsten vazgeçtin, her gün yürüdün; eşyaları taşıyamadın otobüsten rica ettin, sen yürüdün son duraktan erzakları aldın, pazarlık yaptın, takas yaptın; yine de yetmedi, kızını okutamadın. türkçe bilmeden 30 yıl yaşadın adana’da. iki dileğin vardı kızını evlendirmek ve oğlunu üniversiteye göndermek, oldu. yine bir dileğin vardı oğlunun evlenmesi, evlendi. ondan bir isteğin vardı erkek bir torun; sonunda o da oldu…

tosun kestin doğan torununun şerefine, oydu yeni yaşam amacın; annesi babası çalıştı, sen ona baktın. ne gerektiyse yaptın, ona annesinin veremeyeceği düzeyde bir sevgi verdin. evet eski kafalıydın, ama çok içtendin. ilk adımını attığında yanında sen vardın, ilkokula başladığı gün okul çıkışı kapıda onu bekleyen sadece sen vardın, ilk bilgi yarışması ödülünü aldığında yanında sadece sen vardın, her düşüp bir yerini yardığında yanına sen koştun, her ağladığında emziğini sen verdin. evet, eski kafalıydın, ama ona en saf sevgiyi sen verdin. ortaokula başladı, lise sona kadar kravat bağlamayı öğrenmedi, sen öğrendin. yıllarca her sabah ondan 1 saat erken kalktın, uyandığında üşümesin diye kaloriferi yaktın, uyandırdın, kahvaltısını hazırladın, her gün ekmeği bile sen aldın, onu gönderip kendi kahvaltını yaptın, bütün gün onun sevdiği yemekleri yaptın. her sınava gittiğinde dönene kadar sen dualar ettin, her ne kadar o duaların etkisine inanmasa da yanında olduğunu hissettirdin ona. gecenin bir saati kalkıp ona yemekler hazırladın, annesiyle bu yüzden defalarca kavga ettin. her defasında onunla güldün, onunla ağladın, onunla hastalandın…

yıllarca uğruna yapmadığın şey yoktu, ama çok daha fazlası vardı onun için. öyle bir maneviyat verdin ki ona, hiçbir karşılık beklemeden. ölmekten korkmadın, onun mezuniyetini görememekten korktun; üniversiteye gitti her gün onu, yüzünü, gülüşünü bir kez daha görememekten korktun; her ne kadar herkes aksini iddia etse de bir ayağının çukurda olduğunu söyleyip durdun. 78 yaşına geldin, hala haftada 3 sabah yürüyüş yapıyorsun, evin bütün yemeğini sen hazırlıyorsun, kim inanır ki sana bir şey olacağına. geceleri telefonda torununun sesini duymadan uyuyamaz oldun, sanki bir daha duyamama ihtimalini aklından geçirir gibi…

işte o torun benim, doğduğunda adını telaffuz edemediğin, 15 gün “sehpa”, 5 yıl “serper” diye çağırdığın torunun, o olmak öyle bir his ki anlatılmaz; bunları her düşündüğümde bir kez daha sarılmak istiyorum sana, bir kez daha güldürmek istiyorum seni. bu gece ne kalkıp bana içli köfte yaptın, ne de benim için 1 saat uğraşıp mangal yaktın. bugün ne beni öperek uyandırdın ne de üşüyorum diye üstümü örttün; doğum gününe de daha aylar var. bugün 4 şubat 2007, saat 03:16; ama ben yine de seni hatırlıyorum, seni özlüyorum, yine de seni her şeyden çok seviyorum…

babaannem, 80’lik aşkım, bu yazıyı şimdi okuyamıyorsun ya da bu yazıyı yazarken gözümden gelen yaşların gülümseyen dudaklarıma düşüşünü izleyemiyorsun belki; ama bekle, en kısa zamanda yine yanındayım, seni görebilmek için, sana sarılabilmek için, her defasında sanki son defaymış gibi seni tekrar tekrar öpebilmek için; hepsinden çok sana tüm bunları kendim söyleyebilmek için…
chocolattes chocolattes
çocukluğumdan beri senelerimin neredeyse yarısını beraber yaşayarak geçirdiğim, zamanında çok kızdığım ama kızdığıma çok pişman olduğum, hastalığının her aşamasını gözlerimle gördüğüm, son nefesini yaşadığım evde veren, ölüm anlamında ilk kaybım olan ve ne atlatabildiğim ne de atlatabilecek gibi göründüğüm, varlığını çok özlediğim insan.
(bkz: giri yazarken ağlatan başlık)
atesbocugu atesbocugu
kuzenlerimle çocukluğumun geçtiği bir mabedin tanrıçasıydı o...

2002'nin bir sonbaharında dökülen yapraklardan birisiydi benim için... o sonbahar dökülen hiç bir yaprak böyle acıtmadı canımı, kalbimi; bu kadar göz yaşı döktürmedi bana...
halfelf halfelf
çok özlediğim.
hanım hamamım köşküm sarayım diye beni sevmeni özledim.halbuki eşşek kadar kız oldum dediğin gibi napayım özledim.
pilli müzeyyen ( kalp pili )
05 müzeyyen diye çağırmayı özledim seni.
edit: yine özledim...
1 /