babaya mektuplar

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
1
massimo idiotto
gerek yaşam tarzımızdan gerekse 'biz babadan böyle gördük' deyip, baba-oğul ilişkilerinin konuşulandan öte konuşulmayanlardan yaşandığı, bir bakışla çok ince bir detaydan sevginin yakalandığı üzere başvurulan bir yöntemdir. genellikle babanın rahmete kavuştuktan sonra en yakın arkadaşa ilk anlattıklarımızdır.yazılır yazılmasına da;
baba değil sağken babaya o kelamları etmek,o mektubu ona verebilmek bile bir oğul için derttir.
ne de olsa göremez yazdığımı rahatlığıyla nacizane bir örnek:

''her zaman işaret parmağımla gösterip 'işte benim babam'ı gururla söylebildiğim, tavla üstadım, bir kadeh rakıyı yanında içmeyi en çok sevdiğim güzel insan, babam...

beklemediğime rağmen okulum dört senede bitmedi. o buruklukla ilk anneme söyleyebildim. sıra sana gelmişti. çeşitli provalardan sonra yaşanabilecek durumları düşündüm hep. bana ne desen haklıydın baba. boynum bükük karşısına çıkmıştım ya hani;

-oğlum açıklandı mı sınavların kaldığın ders var mı?
+evet baba 3 tanesinden kaldım
-okulun uzadı yani...
+malesef baba.
suratıma baktın, baktın, baktın, ve;
-canın sağolsun be oğlum. senden değerli mi?sağlığın yerinde çok şükür ve yanımdasın. bu sene kısmet değilmiş. bir sene daha sabrederim oğlumu yanımda görmek için...

demiş, yerin dibine girmiştim. keşke küfretseydin, el kaldırmadın bana hiç ama keşke o gün kaldırsaydın. ne yaparsan yap kaldırabilirdim ama o 'canın sağolsun'u kaldıramadım. 2 kelimelik detayın içinde boğuldum.
ağladım;
hani ben beş yaşındayken lunapark'ın önünden geçerken ben çarpışan otomobillere binmek istemişim, sende herhangi bir bahane bulamamış yüzüme;
-param yok oğlum sonra binsek?
demiş, bende;
-önemli değil baba sonra beraber bineriz.
cümlesini sarfetmişim. sende beni sırtına alıp eve götürmüş, evde hüngür hüngür ağlamışsın ya;
işte bende o kadar ağladım...
velhasıl-ı kelam;
ödeştik baba...
önce ellerinden, sonrada o diğer eşi annemde bulunan yüzüğünden öperim''
delikızınürküsü
canımın içi babam,
sana hatırlar mısın diyemiyorum. çünkü artık yoksun.

ailemizi çok genç yaşta kuran sen, ilke ve erdemlerinle hazırladın bizleri hayata. herşeyimizdin, ki hala öylesin ve öyle çoksun...

hani bana hep anlattığın benle ilgili olan bir anımız vardı. herkeresinde anlatıp ağladığın ve kime anlattıysan ağlattığın. daha 4 yaşımdayken sen bir gün odun ve kömür almıştın. eskiden evler sobalıydı, kalorifer lüks sayılırdı. sobalı evlerin de kömürlük denilen depoları olurdu. sen kömürlüğün önünde odunları kırarken, işte tam o an söylediğim söz senin nasıl bir baba olduğunu bir kez daha anımsattı bana..

+ babacığım artık hiççç üşümicezzzz di miiii????

çocuk kalbimle ben sevincimi anlatmaya çalışırken, sen baba yüreğinle "evladım çok üşümüş demek" diyerek bana sarılıp ağlamıştın.

şimdiyse asıl üşümek neymiş onu öğretmekte bana hayat... en önce senin yokluğun, sonra da insan olmayanların merhametsizlikleri, acımasızlıkları..

ahhh babam odun değilmiş bizi ısıtan, sevgiymiş de ben sana bunları hiççç diyememişim meğer..
duamdasın, duamlasın her daim.
seni çok seviyorum..

kızın
çokdaumrumda
evet baba sana yazıyorum.evde seslene seslene dilimde tüy bitti.an itibariyle kardeşimin mezuniyetinden dönmüş bulunmaktayız.nasıl mı geçti?
bilmem. çünkü akşamın rahibe teresasıydım.niye mi? giderken üzerimdeki askılı bluzu çok açık bulup en yakın mağazadan kapkara bir şal aldın.özene bezene seçtiğin her halinden belli. yanımda kardeşim var o da imamın manken kızı olur.minicik elbisesi ve parıl parıl parlayan makyajıyla herkesin gözdesi oldu. iyi de oldu.yoksa halimiz dumandı.emeği geçen herkese teşekkürler.neyse asıl konuya tekrar dönelim. giderken iyi ki altımda pantolon var diye şükrettim.yoksa babacığım bir masraf daha yapman kaçınılmazdı.gider en kalınından bir tayt alırdın.seni kutluyorum. gece karanlıkta kimse beni seçemedi bile. kara saç, kara kaş,kara muhteşem şal...kısacası karalar bağladım.sana burdan tebriklerimi sunuyorum. bir daha ki sefere yapacaklarını merakla bekliyorum.seni seviyorum.
karyatid
yordun beni gene.
tüm köprüleri yakıp yıkıyorsun,
oysa ben hep elini tutmayı özlüyorum.
her adımın bana uzak, ben büyüdükçe yakınlığın sadece yemek sofrasında oldu işte.
yapma bana bunu. bilmediğim yollara itiyorsun beni.
korkarak sevmek olmaz. saygıysa gene azarla, bağırmakla elde edilmez
seviyorum ben seni saygım zaten var. niye anlamıyorsun beni hiç bilemiyorum?
ama çok yordun gene beni.
sözde koruduğun kızını ateşe atıyorsun, kocaman yalnızlığa atıyorsun, senden çok uzaklara fırlatıyorsun, anlamıyorsun.
sadece yanımda ol istiyorum oysaki.
yanımda ol bir aferim de bana sıcacık olmaz mı?
çok mu zor bu yaşa gelmiş kızına sevdiğini göstermek?
iletişim çok mu zor kendinden parçayla?
ben senden bir parça değil miyim?
niye üzüyorsun ki beni? ben hep kurallarını bilen kızın değil miydim?
akşam ezanı okunmadan eve gelen, öss tercihlerinde sen ne istersen onu yazan, dizinin dibinde okuyup geleceğini bir adım geriden takip eden bir kız değil miyim?
peki nerede yanlış yaptım? hatam ne desene bana,
baba, ben saygımı sevgimi yitirmeden ve kocaman bir yalnızlığın, nefretin içine girmeden ve senin bahçede kumla oynayıp mutlu olan kızından uzaklaşmadan sahip çık bana.
yürümediğim tüm kötü yollar açık önümde.
ve ben artık yürümeyi biliyorum. elimdem öylesine tutmana gerek yok
ben tek başıma yürürüm bilirsin.
o yüzden ya sahip çık ,
ya da kov beni. yalnız ölmeye varım.
çünkü çok yordun beni gene.
senin geniş omuzların gibi değil benim omuzlarım affeyle...
hala seni sevmeye yakın duran kızın,
çok istediğin saygılarımı sunuyorum sana.
ppr
güzel bir bahçe vardı, eskidendi… ben o bahçede oynardım kendi kendime. olmayan babam çiçekleri sulardı arkamdan ve kediler hep tok hep temizdiler sanki. çatı katı saatlerim hep hayal kurarak tüketilirdi, gelişini beklerdim; umardım kendi kendime gelmeni. elbette ki hiç gelmedin. geldiğinde de yoktu sana ihtiyacım.büyümüştüm tercihlerine hak vermeyecek kadar. büyümüştüm, biraz fazla piç.

uçsuz bucaksız bir orman gibi gelirdi o saatlerde bana bu sokak. o ormanda bir oduncu olmalıydı, senin adını taşımalıydı. akşamları mutlaka evinde uyumalıydı. çocuğunu korumalıydı. bırak bir düş ormanını, sen bir sokağı bile koruyamadın. sebzeciler, karpuzcular ve kalaycılar uğrardı ara sıra hepsi bu kadar. biz bizeydik, sen yoktun. böylece yaşlanıp ölürmüşüz gibi gelirdi bana o saatlerde. güzel bir bahçe vardı, bahçesinde incir ağaçları. uykusu yıllarca sürecek bir yatak odası, babasız, korumasız.

güzel bir bahçe vardı, güzelbahçe yakınları. eskidendi… ben o bahçede oynardım kendi kendime; kendi kaderimle… senin yokluğunla baba; yok oluşunla!

ve bir gün yıkıldı yokluğunda o dünya. yıkılan binalara da üzüldüm, yeni yapılanların o boşlukları doldurmalarına da! çünkü insan alışıyor, varlıklara da ; yokluklara da.ya yenisine?kasvetli ve keder yüklü olanlarına?dört duvar baba. bu dört duvar yaktığın çocukluğumun külleriyle gri hala.
kırılgan düşler
"bugün bir yaş daha ekledim hayatıma baba... ama bu defa bambaşkaydı. bu sadece bir yıl değil, 10 yıla bedel bir yıldı. geçen yıl bu günlerde sen yaşam mücadelesi verirken ben kapısının önünde bekliyordum yoğun bakım ünitesinin... koskoca bir yıl geçmiş baba...
26 eylül'de sensiz geçen bir yılı tamamlayacağım. ne garip, dün gibi sanki hala baba! nasıl devam eder bu mektup bilemiyorum, dedim ya baba bu yıl sanki 10 yıl gibiydi diye... sensiz geçen bir yılın omuzlarıma yüklediği sorumluluktandır bu, senin yokluğuna alışamamamdandır... oğlun bir yaş daha büyüdü/yaşlandı baba ve bu defa sensiz, ilk defa sensiz... şimdi bu hislerimi yazıya dökerken bana bakıyorsun masamın üzerinden o sıcacık gülümsemenle... ve doğum günüme dair tek dileğim bu gece rüyama gelmendir babam.
seni çok özledim.

oğlun."
hangimiz kimiz ki
deniz gezmiş'in babasına yazdığı mektup bu günde aklıma gelen en dokunaklı şeylerin başında gelir. bir evladın babasına son mektubu ve bu sona rağmen hala dimdik ayakta, onurlu.

baba,

mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. insanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler; önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

bu yola bilerek girdi. sonunda da bu olacağını biliyordu.

seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. sadece senin değil, türkiye`de yaşayan kürt ve türk halklarının da anlayacağına inanıyorum.

cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. ayrıca savcıya da bildireceğim. ankara´da 1969´da ölen arkadaşım taylan özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. onun için cenazemi istanbul´a götürmeye kalkma.

annemi teselli etmek sana düşüyor. kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. kendisine özellikle tembih et. onun bilim adamı olmasını istiyorum. bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.

oğlun deniz gezmiş
1
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak ücretsizdir ve yalnızca saniyeler alır. hemen üye olun:

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın