babayla ilgili unutulmaz anılar

1 /
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
üniversiteyi kazanalı 1 yıl olmuştu. bekar hayatına özel yurtta yapılan zorunlu staj bitmiş, eve çıkma vakti gelmişti.

okulların açılmasına az bir zaman kala, müstakbel ev arkadaşlarım ve babamla eskişehir'de buluştuk.

babam evi buldu, anlaşmayı yaptı, depozitoyu ödedi, gerekli üç beş eşyayı aldı, eve dönecek. hep beraber bir meyhaneye gittik. oturduk yedik içtik, gece otobüsü vardı. arkadaşlar yanımızda değilken sadece şu cümleyi kurdu:

"oğlum, elbette istediklerini yapacaksın. asla pısırık, silik olma. ama 'bu yaptığımı babam görseydi, çok üzülürdü' diyeceğin ne varsa, yapma..."

o an kıymetini çok anlamadım ama o sözü tuttum. demogoji yapmak istemiyorum ama kendisini o geceden sonra hiç sağ gör(e)medim.

onun gittiği yaşa sadece 7 yılım kaldı. sözü tutar olduğumdan başka karım yok.

harbiden unutulmayan anlardır.
kh kh
muz şimdiki gibi kolay alınıp, kolay bulunamazdı.
ben muzu çok severdim, ben yedikçe o alırdı.
rahmetliyi muz yerken pek görmedim.

sevmezdi diye düşünmek istiyorum.
eneemememibu eneemememibu
2009 yılı idi.

annem ve babam ayrılmışlar ve bunun sancılarını daha yeni yeni atlatma çabalarındaydım. anne ve baba arasında kalmanın ayrı bir üzüntüsü ve çilesi derken annemi seçerek onun yanında ona destek olarak hayatıma devam etmeye karar verdim. babam ne nafaka ne de üç beş kuruş vermez, her gördüğün de bana annemle ilgili ayrıntıları bilmek ister falan fistan derken babamı yolda görürkene yaptığı şeyler yüzünden tavır alarak yanına gitmemeye başladım.

günlerden bir gün, babam beni arkadaşlarımın yanında gördü ve yanına çağırdı. bende arkadaşlarımın hatırına yaptığı onca şeyden sonra, bize çektirdiği onca eziyetten sefillikten sonra yanına gittim. ve diyalog aynen de şöyle gelişti.

baba:b enemememibu:e

b - napıyorsun orda ?
e - aynı işte takılmaca.
b - neden yüzüme bakmıyosun benim ?
e - ...............(hiçbisöz yok)
b - senin ben ejdadını sikiyim!
e - ...............(yine hiçbir söz yok)

ve sene 2013.

artık yolda ne babamı görünce selam vermeye başladım ne de arar oldum. ki zaten aramıyordum ya o da ayrı bir konu. desteğe ihtiyacı olan 18 yaşında bir gencin babasından bu davranışları görmesi ve bu sözleri duyması gerçekten felaket niteliğinde yaralayabilir. o yüzden siz siz olun benim bizzat yaşamış olduğum bu hikayeden ders çıkarın ve çocuklarınız olursa sakın böyle bir davranışta veya böyle bir söz kullanmayın. ne olursa olsun sizden daha değerli olan sizin çocuklarınızdır.


not: (tavrımın neden olduğunu anlamayanlar için özel açıklama metnidir:)

babam annemi bir kadınla aldattı, ayrılırken annemin burnunu kırdı ve rahatsız etti ciddi bir şekilde, annemin çalıştığı yere gidip işini bozdu ve yıllarca annemin üstünden geçinerek yaşamına devam etti. evimiz vardı evimizi sattırıp ordan gelen parayla 2 taksi alıp ordan da kazandığı parayı karıyla kızlarla yedi. düşünün o zamanlar 2 taksimiz var ve ben okula 1 ytl harçlık ile gidiyorum. yani anlayacağınız varlık içinde yokluk yaşatan bir insandı.

şimdi bu metni okuduğunuz için sizlere teşekkür ederim gönlümü ferahlattınız. iyi akşamlar dilerim.

yıllardan 2013. aylardan kasım. günlerden 09.
saat: 20yi 15 geçerken'e sıcacık yatağımın içinden sevgilerle.
mono sodyum glutamat mono sodyum glutamat
bundan 12 sene evvel babam bel fıtığından dolayı bi ameliyat geçirmişti. ve o sıralar herşeyi yapmaya zorlanıyordu ve annemle birlikte ona ihtiyaçlarını karşılamasına yardım ederdik. bir keresinde banyo yapma ihtiyacı olmuştu ve evde annem olmadığı için benden yardım istedi. ben de banyoda bir güzel yıkanmasına yardım ettim. o esnada babamın yaşlı ve ölüme yakın hastalıklı halini düşündüm. ve kendi kendime irkildim önce ve tuhaf oldum. birden onun beni bu yaşıma kadar büyütüp benim üstümdeki emeğini ve benim için ne kadar vazgeçilmez biri olduğunu ve öldüğü zaman ne kadar acı çekebileceğim aklıma geldi nedense. ardından o gün daha çok ilgili oldum ona karşı. bazı zamanlar yine bu durum aklıma gelir ve yaşıyor olmasına şükrederim hep içimden.
mor mor
ne olduğunu bilmediğim ve teşhis konulamayan, fakat feci şekilde kıvrandıran bir sancıyla uyandım. hafifleyeceğine ağırlaştığı için hastaneye gittik, fakat öyle bir sancı ki ben yürüyemiyorum, tekerlekli sandalyedeyim. babama bakıyorum, yanımda elimi tutuyor. "bana öyle bakma" dedi, "canın çok acıyor ve hiçbir şey yapamıyorum."
missstiffany missstiffany
tam annemle babamın boşanma arefesi, annemle biz kaçar adım yeni bir eve sığınmışız. bir çatı katına. e tabi annemin psikolojisi tamamen bendeydi, şimdi diyorum ki zamanında iyi ki destek olmuşum. neyse efendim, babam beni takip etmiş, yeni yuvamızı bulmuştu. akşam vakti biraz tartışmalar oldu(dibimde, e ben de meraklıyım hani bunlar nasıl yiyecek birbirlerini diye, film izler gibi), sonra ben odada kaldım. babam salona geçti. aradan baktım, orada babam kendi kafasına namluyu dayayıp intihar etmekle tehdit ediyordu. daha sonra(annem akıllı kadındır) geldi yine odaya, telefonu aldığı gibi babaannemleri aramaya kalktı. ay babamı görecektiniz, adam ölümden daha fazla şu yaptığı saçmalığın duyulacak olmasından korktu ve koşarak annemin elinden telefonu aldı ve "napıyorsun sen" dedi.

off "şunu alır mısınız" demiştim o anda allaha. cidden yaratmışsın ama olmamış bu, prototip kalmış, git daha iyisini yap yenisini istiyom ben demiştim hatta. tabi tek maceramız bu değil. o boşanma sürecinde öyle şeyler oldu ki, resmen boşandıkları gün annemle birlikte kebapçıya gidip kutlamıştık. acaba hangimiz bu kurtuluşa daha çok sevinmiştir çok merak ediyorum?

not: ayrıca annem çok baskıcı bir ailede büyüdüğü için değersizlik duygusu had safhadaydı ve birkaç kere de açık açık şu boşanma işini aklına sokmuştum. hatta beni köşeye çekip, yavrum ben boşanmayı düşünüyorum dediği andaki zafer kazanmışlık hissimle beraber ona metanetli olmasını ve en büyük destekçisinin ben olacağını söylemiştim. 9-10 yaşındaki çocuk aklımla hem de, düşünürken bazen şaşırmıyor değilim hani.
birdeliyetutuldum birdeliyetutuldum
yıllar yıllar önce babamın babasının yaşadığı dönemler.
bi akşam dedem aradı babamla telefonda konuşuyorlar. dedem babamdan para istemiş ama biz de anca geçiniyoruz . kendimize kadar babam da haliyle olmadığını söyledi. babam öyle diyince dedem de ne biçim evlatsınız siz demiş . babam başladı ağlamaya telefon da ağlıyor . tabi o sıra neden ağlıyor bilmiyoruz ama sırf babam ağlıyor diye hep beraber sebebini bilmeden başladık ağlamaya.
o an da anladım ki biz babamı çok seviyoruz. bir göz yasına kıyamıyoruz
ilham perisi sona ilham perisi sona
çoğu kişi için iyi anılardır, fakat benim için şudur;



ilkokul 1. ya da 2. sınıfa gidiyordum, bir anneler gününde babam beni, annemi ve anneannemi alıp pikniğe götürmüştü, balat'a. bursalılar bilir. neyse, piknikte yan tarafta ufak ikizleri olan bir kadın ve anne-babası vardı. işte sohbet muhabbet derken babalarının başka bir kadınla kaçtığını anlattılar. çocukları hiç görmemiş vs. babamda kendi babasından şikayet etti. babaannemi nasıl bırakıp kaçtığından anlattı, amcalarım hiç baba görmemişti, üzücü bir durum tabi.

eve geldik, babam müşterisinin geleceğini söylerek çıktı evden, oysaki akşam olmuştu ve pazar günüydü, neyse çıktı gitti. sonra ev telefonu çaldı. annem açtı, bir kaç dakika hiç konuşmadan dinledi, bende çocuk aklı dikkatimi çekti demek ki gidip yanına oturdum, noldu? diye soruyorum. dinledi, dinledi, dinledi... sonra kapadı telefonu.

bana anlatmadı tabi, alt katta oturan yengeme telefon etti, o geldi eve ona anlatırken duydum. telefonlarda hat karışması mı ne derler, ondan olmuş. babam başkasıyla konuşuyormuş ama aynı anda ev aranmış annemde dinlemiş konuşmaları.

babam bir kadınla yani sevgilisiyle konuşuyormuş, aynı renk lacoste almaktan, ne zaman görüşeceklerinden filan bahsediyorlarmış.

annem ağlıyordu, ben üzülmüştüm, annem babamla telefonda kavga ediyor bağrışıyordu, beni odanın dışında tutmaya çalışıyorlardı. hadi git oyun oyna filan diyorlardı.

sonra nasıl olduysa telefon benim elime geçti, ben o çocuk aklıyla nasıl yaptıysam akıl ettim ve babama şunları dedim;

sen kendi babandan bu kadar şikayet ederken, kendi çocuğuna nasıl aynısını yapıyorsun? o zaman babandan bi farkın yok, yaşadıklarını sonuna kadar hak ediyorsun.

bu kadarıyla bitti. annem ve babam boşanmadı, hala beraberler ama ben kafamda onu babalıktan azad ettim. aradan rahat bir 13-14 yıl geçti, başka bir anım olmadı babamla, hayatımda etkisiz eleman olarak kaldı. evde dolaşan biri oldu. işte bu da böyle bir anımdır. ama unutulmaz baba anısı olanından.
iddqd iddqd
benimkisi (r.i.p.) bir büfe işletiyordu. büfenin ana yemeği babamın meşhur kuru ve pilavıdır. her sabah gider kendi yöntemiyle bir kuru yapar, valla allah sizi inandırsın angelina jolie otursa sırf bana bana iki ekmek bitirirdi, ya hayatımda o lezzeti başka bir yemekte bulamadım, tabi bir de meşhur pilavı var ama konu o değil.

bir cumartesi sırf hayatı öğreneyim diye elimden tuttu getirdi yanında çalışayım yardım edeyim diye. her zamanki gibi o daracık büfesinde piknik tüpünü ayarladı, dev tenceresini üzerine koydu başladı bana doğradığı malzemeleri vererek kuruyu hazırlamaya. ben karıştırma kısmındayım, neyse tüm hazırlık yapıldı, tencereye son suyu da eklendi, ve ben o tencereyi karistiriken bir tarafina fazla yüklendiğimden devirdim.

yemin ediyorum korkuyla karışık (bizimki tatlı sert, az da otoriterdi) bütün gün ne yaparız ne saticak bu adam endişesiyle bir titredim, kendimi durduramadım. titremem geçmiyor da geçmiyor, sadık müşteriler geliyor, usta bi kuru çek, kuru yok, pilav var sadece bu gün, diyor babam. ben tüm gün kedi gibi sinip üzüntüden yaş atladım yeminle.

bu da böyle bir anımdır.
mecazi mecazi
küçükken bir keresinde çağırıp ''bak hayatta iki önemli şey vardır, biri ciddiyet, diğeri çalışmak'' demişti. o zaman dumur olmuştum ama ikincisini daha çok yaptım sanırım, ciddi olamadım fazla..

bir de noel baba gibi birer mektup yazıp kardeşim ve bana kapıya hediyeler bırakmıştı. biz de noel baba'nın gerçekliğine inanıp karşı komşunun kayınpederini noel baba ilan etmiş, üstüne üstlük, ''sağol noel baba'' diye adamcağızın elini öpmüştük.

kurtlar vadisi'ni severdi, zaplarken izlediğini iddia ederdi.

-di diyorum çünkü o artık yok, özlüyoruz
my life is a roller coaster ride to hell my life is a roller coaster ride to hell
bana para verdi ama "harcama" dedi
(yani çabuk harcama ya da dikkatli harca anlamında)
bende 5 yaşımdaki aklımla
-parayı geri al baba !
-neden oğlum ?
-harcamayacaksam parayı napcam senin olsun.
- hahaa tamam al harcayabilrisin o halde !!!

seviyorum seni baba !!!
bella luna bella luna
aynı zamanda hatırladığım ilk anılarımdan biridir.
5.yaş günümde bana baton (evet baton) pasta almıştı işten çıkışta getirmişti.o beyaz kremalı pastanın üstündeki kiraz şekerlerine hep bayılmışımdır.babam da kalktı ben bunu yiyeceğim diyor (sürekli her şeyle dalga geçmesiyle ünlüdür.) ben de yemeyeceğini bildiğim halde yaygara koparmıştım tamamen şımarıklıktan.sonuçta şekeri yiyen tabii ki ben olmuştum.sıradan bir olay gibi lakin o yaşımda o beyaz pastalara o kiraz şekerilerine muazzam özenirdim ve o dandik baton pasta benim gözümde inanılmaz ulaşılmaz kutsal bir şeydi.
ila ila
çok var. bir tanesini anlatayım. naif bir adamdı benim babam. bir kere gönlümüzü kırmadı. sanırım 6.sınıftaydım. bahçeli 2 katli bir evin alt katinda kiracıyiz. babamla annem sabah erkenden dükkana gidiyorlar, ablamlar okula derken bir ben kalıyorum evde. ben öğlende gidiyorum okula. bakkala mi gittim ne. eve geldim, anahtarı almamışım yanima. bir saate okula gidicem. ama anahtar yok. okula gidemiycem diye başladım ağlamaya. napicagimi bilemedim. kaldım sokakta. neden sonra koşa koşa babamların yanına gittim ama epey yol var arada, şimdi olsa gidemem yani. neyse vardım dükkana. annem babam da demiyor ki bir gün okula gitmesen bir şey olmaz. deseler bile kabul etmem yani. babam tuttu elimden, eve geldik tekrar. orada bir adamla konuştu. upuzun bir merdivenle bahçeye girdiler. bahçeden banyo penceresine uzattılar merdiveni ama baya yüksekti. düşse bir sey olacak. babam oradan tırmandı. banyo penceresinden eve girdi, kapıyı açtı. yüzümü gözümü yıkadım, formamı giydim.babamla okula gittik. şimdi düşünüyorum da kim yapar ki bunu. benim babam yapardi.

sınıfımın en çalışkanı, hiç çalışmadan da en yüksek not alan kişisi olarak bendeki sorumluluk duygusu mu mallık mi artık her neyse, o ayrıca değerlendirilmesi gereken bir şey.

bu vesileyle bütün ölmüşlerimize rabbimden rahmet dilerim.
812 superfast 812 superfast
bir keresinde küçükken yani epey küçükken fillerin insanların üstüne basıp öldürebileceğine kafam basmazken, beni ankarada bir hayvanat bahçesine götürmüştü.

gezdik mezdik tam hatırlamıyorum ama bir an baktım karşımda dev bir fil. apartman kadar amk. ben de hortumunun nerdeyse ucundayım, parmaklıklar arkasında da insanlar var. bir ibnelik olduğunu anlıyorum ama nedir tam çözemiyorum. pancarlar falan var yığılmış babam da elinde fıstık beni ve fili izliyor amk. güvenlik attı sonra bizi dışarıya. meğer kafese girmişiz. adamın umrunda değil amk elinde dıstık bizi izliyor asgvfsadsafvs.

bir keresinde de onun gözetiminde beni karumda kaçırmışlardı da çıkışta polis durdurmuştu. bisikletin zincirine topuğumu takıp açmışlığı falan da var.

annem o yıllardan sonra beni babama bir daha emanet etmedi amk agrsfseesa.

fil beni şeker pancarı sansa anında yutardı. fil tarafından yutulan çocuktan haber alınamadı... çok boktan ölüm. exupery için alternatif senaryo resmen.
1 /