babayla ilgili unutulmaz anılar

2 /
elcordobez elcordobez
babam ben doğmadan ölmüş. bu sebeple babamla bir anım yok. lakin babası olanlardan müsade isteyerek ben de bir baba dersi anlatmak isterim.

babasızlığın eksikliğini 30 yaşıma kadar hiç hissetmemiştim. 30 yaşımda artık en üst seviyede denebilecek bağımsız güzel bir yaşam kurmayı başarabilmiştim. 33 yaşıma kadar hayatımın en güzel ve mutlu günlerini yaşadım. 33 yaşımdan sonra bir kaç kez hayatımın amına koydum.
bu halimi sürekli danışacak bir babam olmamasına bağladım. baba nedir? yahut doğru nedir? doğru herkesin bildiği bir çizgi olabilir. bazen sadece aşırılıklardan uzak durmak olabilir doğrunun tanımı. bazen de rahat batmaması. şunu demek istiyorum ki esas itibarıyla hepimizin bildiği basit bir çizgidir doğru.
baba ise bence bu doğruyu dikte edecek kişidir. size anlamsız gelebilir ama bazı zamanlar o kadar çok ihtiyaç duydum ki bu doğru danışıklı dikte otoritesine.
neyse artık büyüdüm daha da sağlıklı büyüyorum.

konuyla alâkasız olsa da bir şey daha ekleyeceğim. türkiye halkları olarak herkesin babasıyla ağır sorunları var sanırım. kadınlarımızın ve erkeklerimizin babalarıyla ilişkileri yeterince sağlıklı değil.
ve 80 senedir bağzı güçlü karizmatik liderler bu zaaflarımızla oynuyor ve sömürüyor. sadece siyasi liderler değil bunlar. tarikat liderleri ve hatta bazen yasa dışı örgüt liderleri bile olabiliyor.
keşke sosyolojide bu hususta daha fazla çalışma yapılsa.
ila ila
çok var. bir tanesini anlatayım. naif bir adamdı benim babam. bir kere gönlümüzü kırmadı. sanırım 6.sınıftaydım. bahçeli 2 katli bir evin alt katinda kiracıyiz. babamla annem sabah erkenden dükkana gidiyorlar, ablamlar okula derken bir ben kalıyorum evde. ben öğlende gidiyorum okula. bakkala mi gittim ne. eve geldim, anahtarı almamışım yanima. bir saate okula gidicem. ama anahtar yok. okula gidemiycem diye başladım ağlamaya. napicagimi bilemedim. kaldım sokakta. neden sonra koşa koşa babamların yanına gittim ama epey yol var arada, şimdi olsa gidemem yani. neyse vardım dükkana. annem babam da demiyor ki bir gün okula gitmesen bir şey olmaz. deseler bile kabul etmem yani. babam tuttu elimden, eve geldik tekrar. orada bir adamla konuştu. upuzun bir merdivenle bahçeye girdiler. bahçeden banyo penceresine uzattılar merdiveni ama baya yüksekti. düşse bir sey olacak. babam oradan tırmandı. banyo penceresinden eve girdi, kapıyı açtı. yüzümü gözümü yıkadım, formamı giydim.babamla okula gittik. şimdi düşünüyorum da kim yapar ki bunu. benim babam yapardi.

sınıfımın en çalışkanı, hiç çalışmadan da en yüksek not alan kişisi olarak bendeki sorumluluk duygusu mu mallık mi artık her neyse, o ayrıca değerlendirilmesi gereken bir şey.

bu vesileyle bütün ölmüşlerimize rabbimden rahmet dilerim.
812 superfast 812 superfast
bir keresinde küçükken yani epey küçükken fillerin insanların üstüne basıp öldürebileceğine kafam basmazken, beni ankarada bir hayvanat bahçesine götürmüştü.

gezdik mezdik tam hatırlamıyorum ama bir an baktım karşımda dev bir fil. apartman kadar amk. ben de hortumunun nerdeyse ucundayım, parmaklıklar arkasında da insanlar var. bir ibnelik olduğunu anlıyorum ama nedir tam çözemiyorum. pancarlar falan var yığılmış babam da elinde fıstık beni ve fili izliyor amk. güvenlik attı sonra bizi dışarıya. meğer kafese girmişiz. adamın umrunda değil amk elinde dıstık bizi izliyor asgvfsadsafvs.

bir keresinde de onun gözetiminde beni karumda kaçırmışlardı da çıkışta polis durdurmuştu. bisikletin zincirine topuğumu takıp açmışlığı falan da var.

annem o yıllardan sonra beni babama bir daha emanet etmedi amk agrsfseesa.

fil beni şeker pancarı sansa anında yutardı. fil tarafından yutulan çocuktan haber alınamadı... çok boktan ölüm. exupery için alternatif senaryo resmen.
ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
sanırım 1995 yılıydı. annem ile abim bi sebepten ötürü bizden bi gün önce köye gittiler. babamla ben de ertesi gün arabayla gidecektik. yola çıktık ben çok heyecanlıydım çünkü ilk defa babamla baş başa kalmıştık. o zamanlar ona resmen hayrandım. babam dedi ki önce fabrikaya sonra köye gideceğiz dedi. çalıştığı fabrikada baş mühendisti.

fabrikanın önüne geldiğimizde benden daha büyük olan kangalları gördüm. babam bekçiye, köpekleri çekmesini söyledi ki beni parçalamasınlar. sonra babam her zamanki gibi karşısındakinin bir çocuk olduğunu hesaba katmadan anlatmaya başladı.

-bak bunlar pres, metalleri ezmek için kullanılır, burası kaplama ünitesi hani şu parlak metal varya işte o krom, bu da boya makinesi tüpler burdan girer burdan da boyalı olarak çıkar, bak bu da basınç test makinesi... sonra beni ofise götürüp hizmetliden gazoz istedi ve bi yere ayrılma otur burda dedi. işi bitip gelince beni kangalların yavrularının yanına götürdü. az önce gördüğüm ve bana canavar kadar büyük gelen köpeklerin yavrularının bu kadar küçük olmasına çok şaşırmıştım.

sonra fabrikadan çıkıp yola koyulduk ve karayolunda bir kavşakta az kalsın bi otobüse yandan çarpıyorduk. 7 yaşında ön koltukta oturuyor ve emniyet kemeri takmıyordum. frenle beraber ön cama öyle bi kafa atmıştım ki az kalsın hem kafam hem de cam kırılıyordu. o gün bugündür her zaman emniyet kemerimi takarım.

şimdi sıradan bi anı gibi gelebilir size ama benim, babamla ilgili belki de unutamadığım tek iyi anımdır. diğer tüm anılar ya sıradan ya da kötüdür. o yüzden bu anı benim için unutulmazdır. her anını, her kelimesini, her duyguyu hatırlıyorum.
4
kubarova77 kubarova77
16 ekim 2016. yan yana oturmuş istanbul boğazı nasıl oluştu diye tartışıyorduk. televizyonda izlemiş. birkaç profesör bir araya gelip izmit körfezinin önceden boğaz olduğunu sonradan istanbul boğazının ortaya çıktığını anlatmışlar. ne kadar doğru bilmiyorum. ben de karşı çıktım tabi. küresel ısınmadan, buzulların erimesinden, fay hatlarından ve kırıklarından bir teori oluşturup kafamda bunun imkansız olduğunu anlatmaya çalıştım ona. iki pomak inatlaşıp tabiki bir sonuç bulamadık. keşke haklısın baba diyebilseydim. karşı çıkmasaydım. nereden bilebilirdim ki bu bizim son tartışmamız ? seninle doya doya son konuşmam... oysa ben hiç böyle hayal etmemiştim sonunu. ama oluyormuş. bir gün son kez onunla konuştum ve maalesef son olduğunu bile bilmiyordum. umarım kalbini kırmamışımdır diyorum hep. ve biliyor musun baba ben o tartışmalarımızı çok özlüyorum. hepsinin sonunda '' sen çok biliyorsun zaten '' deyip bana sinirlenmelerini bile.. bu gece rüyama gel de biraz tartışalım seninle..
2 /