barış ince

1 /
temporary peace temporary peace
birgün gazetesi'nin yazı işleri müdürüdür.

kendisiyle ilgili girilen ilk girinin bir eleştiri yazısı olmasını istemezdim mevcut ahvalde zor bir iş yapıyor çünkü, lakin 1 mayıs ile ilgili dün yazdığı yazı bu sonucu kaçınılmaz bir hale getirdi.

sayın barış ince, bilmeden yazmış, okumadan yazmış. görmüş alanda bir pankart "inşallah sosyalizm gelecek" diye, kafasında hemen ötekileştirme, sınıflandırma, yargılama, hüküm verme fonksiyonları ortalığı toza dumana katarak çalışmaya başlamış.

bir paragraf dolusu sorular sormuş, aklımın elverdiğince cevaplamaya çalışayım;


1 mayıs'ta kendisine "antikapitalist müslüman" diyen gençler neden müslüman kimliğini vurgulama gereği duymuş?

1 mayıs'da kendine "antikapilatist müslüman" diyen gençler, savundukları davada kur'an'ı referans aldıkları için, islam'ın aslında insanın iliğini sömüren kapitalizmi lanetlediğini anladıkları için. ve tüm okumalarını kur'an'ın işaret ettiği şekilde yaptıkları için müslüman kimliklerini vurgulama gereği duymuşlardır.


sendikalarda yürüyen işçilerin hepsi dinden çıkmış kişiler mi? onların içinde müslüman yok mu?

sendikaların kortejlerinde yürüyenler, ya da solculuklarını sendikalar aracılığıyla yapanlar, dinden çıkmış kişiler değildirler. gelenkelerle, hurafelerle islam dininin ne olduğunu bilmeden yaşayan insanlardırlar. içlerinde müslümanlar vardır elbet, ama antikapitalist fikirleri ile müslümanlıkları'nın aslında aynı şeyleri talep etmeyi gerektirdiğinin farkında değillerdir.


ya da müslümanlık ezilen bir kimlik mi ki bu kimliğe sahip çıkma mücadelesi içerisindesiniz? müslümanlık sizin de sıkça dediğiniz gibi yüzde 99'luk bir oransa problem ne? buna rağmen müslüman kimliğiniz eziliyorsa kim eziyor? akp mi? yüzde 1'lik azınlık mı?

sizin anladığınız tanımıyla müslümanlık ezilen bir kimliktir diyemeyiz belki, ama kişinin müslüman olması ezilenlerden olmamasını gerektirmez. problem islam'ın bilinmemesi, islamiyet adına dayatılan geleneklerin, hurafelerin, insanları manipule etmek için kullanılması. ezenleri ve ezilenleri kendi içlerinde ayrıştırmak yanlışına düşmemek lazım bu noktada, mazlum'un da zalim'in de kim olduğu ortada. 'mazlum'un sesini duyurma yöntemine, 'mazlum'un umut etme araçlarına eleştiri yağdırmamak düşer mazlumdan yana olan kişiye.


"antikapitalist türk gençler" diye bir grup çıksa yarın türkiye'de, komik olmaz mı?

türklük bir felsefe değildir, türklük adil bir yaşam biçimi önermez. türklük yeniden okunamaz. türklük içine doğduğundur, müslüman kelimesini düşürüp türk kelimesini koyarsan o argüman orada sonlanır.
islam'ın kendisi ile alakalı bir kaç sorusu olmuş. onları yanıtlamak bana düşmez. ama demek istediği şeyi diyebilmek için biraz okumasını, araştırma yapmasını tavsiye ediyorum kendisine. "antikapitalist müslüman gençler"in 'müslüman' derken ne demek istediklerini, islamiyeti nasıl algıladıklarını bilmek lazım böyle iddialı bir yazı yazabilmek için. bir de tabii 1 mayıs'ın ne bayramı olduğunu bir kez daha kendine hatırlatması lazım.

http://birgun.net/actuels_index.php?news_code=1335893829&year=2012&month=05&day=01
kısa çöp kısa çöp
son yazdığı yazının şu kısmı içinde kopan fırtınaları anlamamıza sebebiyet verebilir.
"sendikalarda yürüyen işçilerin hepsi dinden çıkmış kişiler mi? onların içinde müslüman yok mu? ya da müslümanlık ezilen bir kimlik mi ki bu kimliğe sahip çıkma mücadelesi içerisindesiniz? müslümanlık sizin de sıkça dediğiniz gibi yüzde 99’luk bir oransa problem ne? "

son soruyu sorarken belirttiği "siz" derken kimi kestediyor acaba? bence kendi kafasında bir müslüman tanımı var, sallıyor da sallıyor paşam.

hem dersini bilmiyor hem de yazı işleri müdürü.
tarkovsky tarkovsky
farkında olarak ya da olmayarak, ezilenler arasında müslüman olan/olmayan ayrımını yaratanlar tarafından eleştirilen birgün gazetesi'nin yazı işleri müdürü.

ha, "bizim amacımız müslümanlar arasında kapitalist olanlar/olmayanlar ayrımı yaratmak" diyorsanız onu, onların mekanında yapacaksınız, ezilenlerin alanında değil.
bu sefer kesin bu sefer kesin
siz hiç kürt oldunuz mu? bahçelerde tüm gün çim yolup sonra bir bardak su beklerken üzerinize küfür boca edildi mi mesela? ana yurdunuzda başka oldunuz mu? çocukken sağır, ihtiyarlayınca dilsiz oldunuz mu? evsiz oldunuz mu, sürgün oldunuz mu? yaşarken ölü, ölüyken mezarsız oldunuz mu misal?

siz hiç delikanlı oldunuz mu? 10 kişi olmadan sokağa çıktınız mı hiç? birinin karşına dikilebildiniz mi? büyük patrondan para almadan "şekil" yapabildiniz mi? arkadan vurmak dışında "karizma"nız oldu mu? değerleriniz oldu mu mesela? mazlumu korudunuz mu? rüzgar yönünde değil de tersine yürüyebildiniz mi siz?

siz hiç kadın oldunuz mu? güvercin gibi yürüdünüz mü geceleri? sağınıza solunuza bakarak "sürekli" laflarınızın, küfürlerinizin muhatabı oldunuz mu? kaldırımda oturan değil de kaldırımda oturanların içinden geçen oldunuz mu? tek kalabildiniz mi, az olabildiniz mi hiç?

siz hiç türk oldunuz mu? ana vatanda değil de acı vatanda mesela? yandınız mı solingen'de misal? babanız tuvalette, ananız madamların evinde, siz ayakta sabahın köründe... kalabildiniz mi? aşağılandınız mı hiç, sadece öyle doğduğunuz için? kendi memleketinizde gurbetçi oldunuz mu peki? buraların tarihsel gurbetçilerini anlayabildiniz mi?

siz hiç vatanınızı sevdiniz mi? uğruna şiirler yazabildiniz mi? savaşabildiniz mi onun için? teksaslının suratına tükürebildiniz mi mesela? umumhaneleri mi boyadınız yoksa sürsün diye bir sefa... uşak değil de efendi olabildiniz mi kendi yurdunuzda? herkesi efendi yapabildiniz mi? güldünüz mü yoksa hem de ağız dolusu, üzerinde varken ağlayan birileri?

siz hiç müslüman oldunuz mu? "mazlumun bedduasından sakın"dınız mı mesela? "hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir" sözüyle yürüdünüz mü? "komşunuz aç" diyenlere kulak verdiniz mi? filistin'e düştü mü yolunuz hiç? ya da düşer mi bundan sonra? "oku"dunuz mu peki?

sizin hiç babanız yandı mı? etrafı sarıldı mı zalimlerce, bu dünyada cehennemi tattı mı? civarındaki iblisler allah'ın adıyla saldırdı mı ona? deyyus-u ekber'ler korunurken yüreğiniz lal oldu mu? ibadetinize küfür edildi mi? dedeleriniz vuruldu mu sokak ortasında misal? siz hiç can oldunuz mu?

siz hiç işçi oldunuz mu? mecburen değil ama farkına vararak... masmavi tulumlardan gökyüzünü görebildiniz mi? aynı yemeği yediniz mi? arkadaşınız için işsiz kalabildiniz mi, kapıyı çarpıp çıkabildiniz mi? teriniz toprağa karışırken güneşin kızıl olduğunu fark edebildiniz mi?

sizin hiç vicdanınız oldu mu? vurduğunuz her günahsızın öfkesinin yerden fışkırır gibi yayıldığını görebildiniz mi? patenti başkasına ait nefret tohumlarını ekerken kendi genetiğinizi de bozduğunuzu fark ettiniz mi? söyledi mi kimse ne hale geldiğini yüzünüzün şeklinin? aklınızın, dilinizin, sesinizin? kullanılmamaktan mesela? paraya taparken aslında bu düzen için bile beş para etmediğinizin? farkına vardınız mı?

sahi siz? siz hiç adam oldunuz mu?*

* `http://birgun.net/haber/ali-ismaile-vuranlar-siz-hic-adam-oldunuz-mu-2617.html`
bu sefer kesin bu sefer kesin
çatalı, kaşığı o gece biz fırlattık. çok engellemeye çalıştınız, çok uğraştınız siz şeriatçılar, ülkücüler, alperenler, liberaller falan.. ama dinlemedik yaptık. biz yaptık..*

* `http://birgun.net/haber/itiraf-ediyoruz-oradaydik-7238.html`
öyle yani öyle yani
"sistem hayatlarımızı parçaladı. herkes kendi gettosunda, cemaatinde yaşıyor. kendisi dışındaki hayatlardan haberi bile yok. böyle olunca da bizimkiler akp'nin hâlâ çok oy almasına şaşıyor. "bu halka müstehak" diyor. i̇ki facebook paylaşımı ile iki caps tweetleme ile iktidarı gerilettiğini, halka bilinç verdiğini sanıyor. bambaşka sosyal ilişkilerde, bambaşka ekonomik düzeyde, bambaşka okur yazarlıkta milyonlarca insan yaşıyor. sen onların hayatına zerre değme, sonra her seçim sonrasında "bu halktan bir bok olmaz" de, acayip yeni fikirler geliştir... yapmaya çalıştığımız şey, solcuya solcu propagandası değil, birbirimize entellik satmak değil... i̇stiyorsan onu da yapalım da neye yarar? o çok bildiğini sandığın teoriyi sıradan insana anlatamadıktan, tercüme edemedikten sonra neye yarar? hocam, "bu halktan bir bok olmaz" demişsin de, peki ya senden ne olur?"

yazisinin sahibi.
kumsal kumsal
bariş i̇nce

onun gibi şair değilim. soyadımın bir harfini iddiada kaybedecek kadar da cesur değilim. üstelik bence “kahvaltının mutlulukla” en ufak bir ilgisi yok! ama onun özal'ı sevmediğinden daha çok, ben sizi sevmiyorum! sizden kelimenin gerçek anlamıyla nefret ediyorum!

şu an nefret suçu işliyor muyum onu da bilmiyorum. zaten bir süredir ben hiçbir şey bilmiyorum.... uzun süre bir şey okuyamıyorum, bir şey yazamıyorum, uzun süre müzik bile dinleyemiyorum. dikkatim dağılıyor. neden onu da bilmiyorum. fark ettim ki şu hayatta çok bir yer kaplamıyorum. o yüzden onun özal'dan talep ettiği gibi inceden ve kibarca değil, sizden dümdüz talep ediyorum. i̇ntihar etmelisiniz! ben de size eşlik edeceğim.

“ülkemizi sizden, sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan” kurtarmak için... mesela hiçbir şey anlamayan oğlunuzdan, sıfırlamakta zorlandığınız paralarınızdan, popişlerden, fetorellilerden, efkan ala gibi akıl küpü çalışma arkadaşlarından ve “i̇srail dölü” zannettiğiniz yurttaşlarınızdan yani kendi öz halkınızdan... i̇ntihar edin kurtulun.

ölüme bile korumalarınızla gitmek isteyeceğinize eminim. azrail'e tokat atmaya çalışmak gibi enteresan hezeyanlarınız da olabilir. çünkü ecelinizle ölmek size yakışmaz. ne de olsa siz 'koca bir başbakan'sınız. kim sizin canınızı, sizin izniniz olmadan sümme haşa alabilir? o yüzden size en uygun metot bu... i̇ntihar etmelisiniz.

cemal süreya ve muzaffer buyrukçu gibi, ben de iki arkadaş olarak sunmak isterdim size bu teklifi. ama sağıma baktım soluma baktım fazla arkadaşım olmadığını gördüm. zamanın ruhu da maalesef bu... yalnızlık.... o yüzden bu konuda size ancak tek başıma omuz verebileceğim. gelin, halkın önünde, ikimiz birlikte intihar edelim.

15 yıl önce sosyalist düşüncelerle tanıştım, tüm gençliğim sizin rezalet sisteminizi birilerine anlatmakla geçti. son bir yıldır gazetedeki arkadaşlarla birlikte kabusunuz olmak, itiraf etmeliyim ki eğlenceliydi. şu yazıp bozduğumuz hayaller, şu attığımız manşetler, şu dağılıp gücenmeler, sonra tekrar bir araya gelmeler. hepsini bir kenara bırakacağım. i̇ntihar edelim!

şair demiş ki,

yer: kadıköy eski i̇skelesi'nin önü,
günü ve saati siz saptayın.

ben diyorum ki,

yer: taksim gezi parkı önü,

günü ve saati tekmeci müşaviriniz yusuf yerkel saptasın. (belki izlemeye gelir de son şakamı ona yaparım.)

evet... i̇ntihar edelim. “ülkemiz sizden kurtulsun, ben de bir işe yaramış olayım”. sonrası... sonrası kirli çizmeleriyle yürüyen hürriyet... sonrası iyilik güzellik...

not: teklifimi olumlu değerlendirmezseniz eğer yeni yazımın başlığını da başka bir edebiyatçıdan araklayacağım: i̇ntihar etmeyeceksek, akp'yi devirelim bari...

http://birgun.net/haber/erdogana-intihar-teklifi-14533.html
optimal control optimal control
sisteme duruşunu göstermiş ama sistemi anlayamamış şahış. tayyibin gitmesiyle bu düzenin yıkılacağına, her şeyin güllük gülistanlık olmaya başlayacağına inanmak çok naifçe. malesef olaylar böyle olmuyor, siyasi iktidarın devletine en temel aygıtlarında kök salması gibi bir durum var. 12-13 yıldır "normalleştirilen" bir zihniyet var. bunları ne yapacağız ? keşke her şey tayyibin defolup gitmesiyle çözülse.
oyhavar oyhavar
'ceplerine duble yol yapmışlar' başlıklı haber nedeniyle, recep tayyip erdoğan ve oğlu bilal erdoğan adına açılan davada gizlilik ihlali ve hakaret suçlaması ile yargılanan birgün gazetesinin yazıişleri müdürüdür.

çağlayan adliyesinde yarın yapılacak duruşma için yapacağı akrostişli savunmayı internet ortamında yayınlamıştır. savunmanın akrostişinde, güzide harfler birleşerek o gerçek mesajı vermektedir. sevgiler sana barış ince...

savunma için;

barış i̇nce: savunmamdır* birgün yazıişleri müdürü barış i̇nce'nin, erdoğan ve oğlunun kendisine açtığı dava için hazırladığı savunmadır... birgün yazıişleri müdürü barış i̇... birgun
black apple black apple
akrostişli savunması nedeniyle cumhurunbaşkanına hakaretten 21 ay hapis cezası verilmiş insan gibi insan.
temyiz yolu açık olan davada ceza ertelenmemiş.

an itibariyle ne kadar üzgün olduğumu anlatabilecek bir kelimenin var olduğuna inanmıyorum.

twitterda kararı ilk öğrendiği zaman yazdığı mesaj şu şekilde;

"21 ay hapis! biz yine çıkacağız, güleceğiz, konuşacağız. ama ileride çocuklarımız onların isimlerini hep hırsız olarak faşist olarak bilecek."

barış i̇nce'ye hapis cezası! ne olmuştu? barış i̇nce, 17-25 aralık soruşturmalarında açığa çıkan yolsuzluk iddialarını "ceplerine duble yol yapmışlar" başlığıyla haberleştirdi.... birgun.net
mütemadiyen melankoli mütemadiyen melankoli
birgün gazetesinde makaleleri, bavul dergi'de öyküleri yayımlanan, son iki yılda; bayılarak okuduğum "çelişki" ve "sarsıntı" isimli iki adet roman yazmış gazeteci, birgün gazetesi eski haber ve yazı işleri müdürü.

çelişki romanının bir bölümünde şöyle buyurur:

--kıskançlık ile "adına sevinmek" arasındaki mesafe, zamanla kısalan bir şeydir. uzak olduğun ve kendini eşit görmediğin insanın "adına sevinirsin". yakınlaştıkça ve kendini karşındakiyle denk görmeye başladıkça yerini kıyas alır. muvaffakiyette bir payın varsa yine "adına sevinirsin", ötesinde bilinçsiz bir haset içindesin…--
1 /