basın

1 /
hell guardian hell guardian
hani hepiniz bu yazacağımı okuduğunuzda "günaydın salakcığım, sen yeni mi fark ettin?!? ehehehe" ya da "hadi leeeen!" şeklinde tepki verebilirsiniz. ama son derece inceleme, didkleme, örneklerine bakma gibi hareketlerimden sonra kararımı verdim ki basın günümüz dünyasında en güçlü silahtır.

bir ülkeyi baştan sonra değiştirebilir, kültürünü, bir sonraki neslin dünyaya olan bakış açısını yeniden yazabilirsiniz. hatta o ülkeyi tek bir mermi ateşlemeden ya da hiçbir teslimiyet anlaşması yapmadan elinize alabilir veya yıkabileceğiniz gibi isterseniz sıfırdan bir başka ülke yaratabilirsiniz. canınızın istediğini, istediğiniz konumdan diğerine koyabilir, hatta bunun zamanını kendiniz ayarlayabilirsiniz. bir ülke içerisinde istediğiniz olgunun öne çıkmasını sağlayabilirsiniz. örneğin abd bizden nar ithal etmeye başladığı günden beri televizyonlarda narın ne kadar yararlı bir meyve olduğunu çeşitli sağlıklı yaşam programlarında görür olduk. nar ticareti ve dolayısıyla da üretimi canlandırılıyor bu şekilde. ha bakn bu nar örneği fena değildi aslında. gerçekten yararı olan bir meyvenin üretilmesini teşvik etmenin zararı olamaz. ama einstein da fizyon olayını kontrollü elektrik santrali odalarında kontrollü bir şekilde patlatılsın diye dünyaya duyurdu, japonya'nın orta yerinde patlatılsın diye değil.

keza televole kültürünün tamamaiyle bir basın meyvesi olduğunu burada hiçbir ispat yapmadan hepimiz biliyoruz ve çevremizden yaşıyoruz. sırf burası ve ekşisözlükteki bazı başlıklara içlerini okumadan dahi baksak durumun nasıl bir noktaya geldiğini anlayabiliriz. hayatı berbat edecek iğrenç şeylerin modern dünyada çağdaş insanın yaptığı, yapmasının ne kadar doğal ve hatta gerekli olduğuymuş gibi gösterildiği basının etkisi bazen başlıklara da yansımaktadır.

basının etkisiyle bugün bir ingiltere'yi bir almanya'yı ...vs tanımayan insan sayısı dünya üzerinde bilenlere göre gayet az sayılabilir. yine bunu ispatlamak için tek tek altı buçuk milyar insana anket uygulamamıza da gerek yok sanırım. işin ilginç yanı bu ülkeler sırf bu tanınmaları sayesinde bu kadar güçlü oldular biraz da. "kimmiş ulan bu ülke" deyip kaale alınmayan bir takım afrika ülkeleri gibi bu büyük ülkeler de kaale alınmasaydı belki daha farklı bir durum olurdu. küçük bir etkisi illa ki olurdu. ha burada tutup ingiltere gibi bir ülkenin de duyulmamaından bahsetmiyorum. eğer siz bir parça kağıdı bşr sistemde yalıtım olarak öylece kullanırsanız o illa ki nem tarafından doldurulur. ama kağıdın bir akışkan ile doldurulacağını ve işe yaramaz hale gelecebileceğini önceden kestirebilen bir zeka kağıda önceden kapıdın özelliklerini destekleyen bir yağ emdirir ki işe yarasın. bilmem anlatabildim mi??


hadi uluslararası geyikleri geçtim. çok ayrıntı kalıyor ve kolayca çürütülebilir gibi. çünkü gayet üstünden şöyle bir toz alır vaziyette geçtim. şimdi yine ülke içine bakıyoruz.

hemen örneğe geçeyim; malumunuz, 9 mayıs 2006 salı günü yürüyüşümüz oldu. tekrar buradan oradaki ortamın ne kadar dengeli, ne kadar sağ duyulu olduğunu ve bütün yürüyüşün nasıl da görkemli bir halde amacına ulaştığını (itü, pkk'ya ve bütün bölücülere hayır demiştir.) anlatmıyorum. ama sonrasında, okulun dışında bir yerde ve bizimle fikri olarak alakası olmayan insanların yaptığı dayak olayı yüzünden bazı istisnaların ufak çıtlatmaları haricinde bütün basın "itü'de sağ-sol kavgası, faşistler solcu öğrenciyi dövdü" bok püsür vs şeklinde başlık attılar ve psikolojik yönlendirmelerle, ayarlarla bunu topluma duyurdular. koca ülkenin küçücük bir kesmi gerçeği biliyor. resmen adımız faşiste çıktı be... daha ne diyeyim. pek çok insan gazetelere, kanallara telefonla olayın aslını astarını anlatmaya çalıştı ama nafile.. kısacası kendi yaşadığımız olayı bir kadın muhabir telefonda bize bile "orada ufak bir grup sağcı öğrenci, sol görüşlü atatürkçü öğrenci çadırına saldırmış ve sonra dövmüşler, siz olayı nerden biliyorsunuz ki" diyerek basının tamamiyle bu ülkeyi batırmak için çabaladığını ortaya koymuştur.

yavaş yavaş da amaçlarına ulaşıyorlar. ama bir yerlerden de hep direnenler olacaktır.

yine de durumu görüyoruz ki basın bu dünyadaki en güçlü silahtır...
adsız adsız
22 temmuz 2007 genel seçim sonuçlarından sonra dakikasında kıvırmaya başlayan, meşrebi daima belli yazılı medyanın adıdır.

millet olarak unutkanız da iki, üç gün önce yazdıklarınızıda unutacak değiliz. buradan çıkacak sonuç şudur; bunların bizleri toptan aptal sanmasıdır. yada elimizden birşey gelmeyeceğini biliyorlar.

neyse bizim üstümüze düşen fark etmektir, ediyoruzda, ayıplıyoruzda.
elem i mucevher elem i mucevher
terör olaylarının son zamanlarda artması yüzünden, halkı galeyana getirmemek konusunda son bir kaç gündür hassasiyetli davranmış organdır. terör faaliyetlerinin tavan yaptığı durumlarda basının ortak tutum izlemesi ve kişileri ya da kurumları kışkırtmasından ziyade sakinleştirmesi ve dizginlemesi gerekmektedir.

izlenen bu tutum olması gerekendir. zira terörle uğraşmış bir çok ülke, basında bu tarz uygulamalara gitmiş ve sonucunda başarıya ulaşmıştır. fakat, son iki gündür bangır bangır ' x kadar terörist yakalandı. y kadar terörist öldürüldü. z kurumu terörü kınamak için toplandı.' vb haberlerin cıvkını çıkartmakta doğru değildir.

evet, son zamanlarda güvenlik/savunma birimlerine ve devlete (hükümete değil.) karşı oluşturulmak istenilen güven kaybını tersi enerjiye çevirmek ya da 'güçlüyüz.' imajı vermek için yapılıyor olabilir. ordunun güce sahip olunduğunun, arada kalmış ve bilgisizce sorgulamaya başlamış kişilere farklı programlarla aktarılabilinir. ama bu kadar abartıldığında pek göze batmaktadır ve kurmaca olarak anlaşılması olağan hale gelmektedir.

son günler haricinde, yakalanmış/öldürülmüş/teslim olmuş teröristleri ya da muhimmatları haber değeri taşımadığını düşünen basın, devletin bu konudaki ağırlığını göze sokmasına gerek yoktur. zira bu tarz bilgiler tsk' nın resmi sitesinde güncel olarak yer almaktadır. olayı sidik yarışına çevirmenin hiçbir mantığı yoktur. illa bir tarafa ağırlık vermeden ama duyarlı bir şekilde de haber yapılabilmektedir.
fondipizm fondipizm
asli görevi; iktidarda kim olursa olsun takmayıp , muhalif duruşlarıyla kamuyu aydınlatmaya çalışmak olan yazılı medya organizasyonudur.

gelgelim son günlerde basın tamamen sapıtmış durumda.
yaltakçılık tavan yaptığından basın mensuplarının neye mensup olduğunu anlamak çok zor.açıyoruz televizyonu 2 kanalda zam haberi var diğerlerinde yok.esamesi bile okunmuyor.

bunun sebebi içerde yatan haberciler mi yoksa iktidardan faydalanmak mı?

insanın bi içi burkuluyor.kendi ülke insanını sikmek bu kadar mı hoşunuza gidiyor birader dedirtiyor.halbu ki hepimiz müslümandık elhamdülillah. ne oldu parayı görünce, kendi literatürünüzü oluşturmaya başlayınca nereye gitti bu görüşleriniz.

hengame içinde bi yaşam tarzına dönüştü iyice herşey.basın dediğimiz muhalif kaynayların %40 sus pus tasa tarağa dokunmuyorlar korkudan. %40ı yandaş bunlar zaten dünyayı kendilerinin kurduğuna inanıyor. % 20 si de muhalif ama her an içeri alınma baskısıyla çalışıyorlar korkusuzca.


bide partizanlığın hat safhalara ulaştığı şu dönemde.kimse bana akp'nin şöyle böyle şeyleri var.yok chp'nin şunları var.felan filan muhabbeti yapmasın.benim anlatmak istediğim tek düze giden bi basının türkiye'nin demokratik sürecine ve demokrasi adına kötü bir feedback yaratacak olması.
bu adaletsiz süreci en tez zamanda düzeltmemiz gerekir.basının tekrar gerçek görevlerini yerine getirmesi lazım.yoksa çok yavan bi ülkede renksiz solgun tek tip insanların yaşadığı farklı düşüncelerin yaşayamayadığı siktiri boktan bi toplum olacağız.

vesselam...
kilobyte kilobyte
demokrasinin olmazsa olmazı yürütme, yasama ve yargı kuvvetleri keskin bir şekilde ayrılırken 4. kuvvet olarak basın doğmuş ve en önemli öğe olmuştur. düzgün basın olmadan ne yürütme ne yasama ne de yargı düzgün olabilir.

bana manşeti kendim atabileceğim bir kaç gazete verin, 1 ay sonraki seçimde iktidar olayım.
mitka mitka
hakkaten işleri çok zor.

8 temmuzda olan polis saldırısında akşam taksim civarında birini gözaltına almaya çalışıyor polisler, alt yazıda verdiği "polis uzun süre direnen gazeteciyi yaka paça gözaltına aldı" böyleydi, adam yabancıydı ve çevresi tamamen basın dolu bir yerde çevikler adamı almaya çalışıyordu.

adam yabancı anlamıyor, ne istiyorsunuz, beni bırakın falan diyor bir kere fucklı cümle kurdu, polis bir tek onu anlayıp küfretme dedi.

adam korkuyor ve bağırıyor sürekli, sokmaya çalıştıkları araba akrep göt kadar her yeri kapalı olan yere polislerle binmek, sonunun ne olacağını bilememek, bunca gündür vahşeti bilip binmek istememek kadar normal bir şey yok.

adam sürekli yardım istiyor bağırıyor, bir sürü basın var orada teki de bir şey diyemiyor herkes eli kolu bağlı sadece çekiyor ne bedbah bir durum ya abi tamam basınsınız ama ağzınızı açıp bir şey söyleyin la hiç değilse adama bi ismini sorun falan, resmen hayalet gibi polisin etrafında dolaşıyorlar ses çıkarmadan.
srkny srkny
hangi birine güveneceğimizi şaştığımız haber organıdır. yarısı ak partili, kalanların bir kısmı cemaatçi, diğerleri de muhalefetin. alayı yanlı, yalan ve yanlış haber yapıyor. en iyi ihtimalle gerçeklerim bir kısmını gizliyor.
şahsen okudukça, izledikçe apışıp kalıyorum. biri diyor bu araba siyah, diğer beyaz. kısaca güvenilmezler.

not: gri o araba amk.
crimson crimson
"..bu mesele baştan sona insanın midesini bulandırıyor: yasalar, kabadayı polisler, yüksek sesle katilleri savunup maktulleri suçlayan hükümet; kafasında gözleri olan herkesin görebildiğini korkaklığından çıkıp söyleyemeyen basın." *

(bkz: scenes from provincial life)


1 /