başkanlık sistemi

25 /
bismillahirahmanirahimof
türkiye'de ''cumhurbaşkanı ve yardımcıları'' adı altına gizlenendir. muhtemelen bugünkü (12.01.2017 tarihli) oturuma 6. 7. ve 8. maddeler gelecek. bu maddelerin geçmesi halinde başkanlık, ''cumhurbaşkanı ve yardımcıları'' adıyla resmiyet kazanacak.

ülkenin düştüğü halle övünün şimdi yüzsüz herifler.
azwepsa
başkanlık sistemi hayata geçtiğinde türkiye'de artık grip salgını da olmayacak. bir gemide iki kaptanın olmasından kaynaklanan ve her kış milyonlarca vatandaşımızın yatak döşek yatmasına sebep olan gribi de önleyeceği için nurofen lobisi tarafından istenmemektedir. başkanlık işte böyle birşey.
azwepsa
bugün itibariyle rte;

- açıkça partilidir. seçim döneminde meydan meydan gezip partisine oy isteyecek kadar partilidir.
- partisinin yöneticisidir. kağıt üzerinde adı geçmese de parti içindeki her hareket onayından geçmektedir. milletvekillerini hatta teşkilat yöneticilerini bile seçmekte.
- parti üzerindeki gücü sebebiyle zaten yasamadan istediği yasaları çıkartıyordu. ohal ile buna da gerek kalmadı. kanun hükmünde kararnamelerle yasamasını yapıp yürütüyor.
- "e ama o bakanlar kurulundan çıkıyor" derseniz, bakanlar kuruluna da zaten o başkanlık ediyor.
- yüksek yargıda onun atamadığı üyelerin yarısını onun kontrolündeki meclis, kalanını da kendileri seçiyor.

e peki getirilen teklif hangi eksiği kapatıyor? bir tek, başkan kendisiyle beraber meclisi de feshedebiliyor. bu da tayyip'in kullanacağı bir şey mi? meh.

yani diyeceğim o ki şu an içinde bulunduğumuz durumdan çok da büyük bir farklılık getirmiyor. olan oldu zaten. ancak iktidar tarafı bunu neden yepyeni ve tüm sorunları çözecek bir adım gibi görüyor anlamış değilim. şu an yapamadığınız ne getiriyorsunuz? ne değişecek de türkiye'nin gidişatını değiştirecek adımları atabilir hale geleceksiniz?

biri bana açıklasın lütfen.
6
mutombo
sen. makinenin başındaki adam, atölyedeki adam. yarın sana su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. tezgâhı ardındaki kız ve büroda çalışan kız. yarın sana el bombalarını doldurmanı ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. fabrika sahibi. yarın sana talk pudrası ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. laboratuardaki araştırmacı. yarın sana eski yaşamı yok edecek yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
hayir de!

sen. odasındaki şair. yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
hayir de!

sen. hastasının başındaki hekim. yarın sana cepheye gönderilecekler için sağlam raporu yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. kürsüdeki rahip. yarın sana cinayeti kutsamanı ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. gemideki kaptan. yarın sana buğday taşımayı bırakıp tank ve top taşımanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. havaalanındaki pilot. yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. dikiş masası başındaki terzi. yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. cübbesinin içindeki yargıç. yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. tren istasyonundaki. yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için sinyal vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. köydeki. sen. kentteki. yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse, yapacağın bir tek şey var: hayir de!

sen. normandiya'daki ana, ukrayna'daki ana, sen san fransisco'daki ve londra'daki ana. sen hoang ho ve missisippi kıyılarındaki ana. sen, nepal'deki ve hamburg'daki, kahire'deki ve oslo'daki ana; yeryüzünün dört bir yanındaki analar, dünyanın tüm anaları, yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak, yeni savaşlarda savaşacak çocuklar doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız bir tek şey var: hayir deyin!.. analar, hayir deyin!

çünkü hayır demezseniz analar, eğer hayır demezseniz, işte o zaman, pus çökmüş, gürültülü liman kentlerinde iniltiler çıkaran koca gemiler suskunluğa bürünecekler ve su almış dev mamut kadavraları gibi, rıhtımların yosun ve midye bağlamış, ölgün, ıssız duvarları önünde miskin miskin yalpalayacaklar; daha önce ışıltılar saçan o görkemli gövdelerden, bir balık mezarlığı gibi, çürük, sayrı, ölü kokular yayılacak...

tramvaylar, iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi eğrilip bükülecekler ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı, yitik sokaklardaki damları delik deşik barakaların ardında, teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin yanı başında, patlamış taç yaprakları gibi öylece uzanacaklar...

çamur rengi, ağır, kurşun gibi bir sessizlik ortalıkta kol gezecek; tüm oburluğuyla büyüyerek, okullara, üniversitelere, tiyatrolara, spor alanlarına, çocuk bahçelerine ürkünç, açgözlü ve önlenemez bir biçimde çöreklenecek...

bunların hepsi olacak...

altın sarısı, sulu üzümler bakımsız yamaçlarda çürüyecek, pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak, patatesler sürülmüş tarlalarda donacak, ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları ters çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi göğe dikilecek....

enstitülerde, büyük hekimlerin dahice buluşları çürüyüp küf tutacak....

son un çuvalları, son çilek reçeli kavanozları, balkabakları ve vişne suları mutfaklarda, odalarda, kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda bozulup heba olacak; devrilmiş masaların altındaki, paramparça tabaklardaki ekmek küf bağlayacak, erimiş tereyağlar arap sabunu gibi kokacak; tarlalardaki ekinler, paslanmış sabanların yanı başında bozguna uğramış bir ordu gibi boyunlarını bükecekler; fabrikaların çimenle örtülü tüten bacaları un ufak olacak....

sonra, deşilmiş bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleriyle son insan, ışıldayan güneşin ve yanıp sönen takımyıldızların altında bir başına dolanıp duracak; bir deri bir kemik kalmış, çılgına dönmüş son insan uçsuz bucaksız mezarlar, dev beton blokların soğuk putları ve ıssız kentler arasında yalnız başına bir küfür gibi dolanırken şu korkunç soruyu soracak: neden?

ve bu soru bozkırlarda hiç duyulmadan yitip gidecek,yıkıntılar arasında sürüklenip kiliselerin molozları arasında yok olacak, girilmez yer altı sığınaklarına çarpıp parçalanacak.

son hayvan-insanın son hayvansı çığlığı hiç duyulmadan, hiç yanıtlanmadan kan göllerinde boğulacak....

bunların hepsi olacak, yarın, belki bu gece, eğer... eğer... eğer...

hayir demezseniz!

(bkz: wolfgang borchert )
edit: kopi-peyst
bullforce
gelince dolar düşecekse, terör bitecekse, ekonomi düzelecekse, fetö ayağına kestiğiniz aslında yetersizlikten kaynaklanan enerji düzelecekse, yurtdışında warawara yapmak dışında bir itibarımız olacaksa ( hiç dünya lideri demeyin kimsenin sikine salladığı yok) desteklediğim sistemdir. aksi halde mahalle yanarken saç taramaya benziyor
25 /