batılılaşma hastalığı

1 /
lordofthething lordofthething
keşke bize bulaşsa denilen hastalık.

"batılılaşmak böyle işte, siz böyle çağdaşsınız, püüü"

klasik anti-batılılık sözleri. biz neden hep kötü örneklendirmeleri kullanıyoruz. hayır hep kötüyü örnek alıp göstermek var ki sizce bu gerçeği mi yansıtıyor.

neden batıda cern deneyi yapıyorlar biz neden yapmıyoruz denmiyor.

neden batının üniversiteleri iyi eğitim veriyor denmiyor.

neden biz de mars'a bir gözlem aracı yollamıyoruz denmiyor.

denmiyor çünkü bunlar iyi örnekler. bunlar bizim çağdaşlaşmak dediğimiz örnekler, bunlar bizim batılılık dediğimizde sizden farklı olarak algıda seçicilik yaptığımız ve aynı seçiciliği topraklarımızda görmek istediğimiz örnekler.

ama yok, olmaz, en iyisi batsın batı yaşasın doğu.
adam geliyor adam geliyor
bilim ve teknoloji kutsaması, modern bireylerin adı konulmamış dinlerinin bir ayini. bu ayinin rahipleri bilim adamları, mabedi laboratuarlar, kulları ise iflah olmaz batı hayranları.
lordofthething lordofthething
sizin rahip ilan ettiğiniz bilim adamları, mabed ilan ettiğiniz laboratuarlar ve aşağıladığınız bilim sayesinde kıçınız vebadan kurtuldu.

yoksa siz yıkanın kutsal suyla bize ne. kahrolsun dna yaşasın okunmuş su.

hastası olduğum hastalıktır.
mistik penguen mistik penguen
"garp ailesine girmek için şahsiyetini feda eden kapıda kalır. garp ailesine, onu dışardan kopya ederek ve onda olmayanı feda ederek değil, fikir bünyesini benimseyerek ve onda olmayanı ona ihtar ederek (hatırlatarak) girilir. bu aileye girmek için ruhunu peşkeş çekenler, milletlerin mukaddesatını (kutsallarını), tarihini, özünü, telleyip pullayıp duvaklayıp garplının yatağına göndermiş olurlar. bu işi yapanı, garplı, kendi ailesinden saymaz. zira bu işi garplı yapmaz. bu işi yapanı garplı, ebediyyen şerefsiz kölesi ve haysiyetsiz mahkûmu bilir. çalış dur, ondan sonra kendini garplı saydırmak için.." (10.4.1959, başmakalelerim 2, ist., 1995, s.183 necip fazıl kısakürek)


cherry wine cherry wine
"batılılaşmak" kelimesi üzerine uzun uzadıya duracaktım; neyin batılılaşma, neyin yozlaşma olduğundan filan bahsedecektim de; "tanzimat edebiyatı" diye bir edebiyatımız varmış bizim, 1860'ta mı ne başlamış. böyle değişik isimli adamlar filan 160 yıl önce anlatmışlar her şeyi. bana gerek kalmadı ondan. susayım ben.

160 yıl önce.
yüz altmış.

sustuğum entry.
tekil kişilik tekil kişilik
ne batılılaşması.
dünya tersine dönmüş.
hoover çamaşır makinesi gibi bir sağa bir sola çalkalıyor sizi.
siz hala batılılaşmaktan bahsediyorsunuz.
bitti o batılılaşma çağı.
hatta küreselleşme çağı bile sona erdi.
artık dijital bireysellik bu çağın adı.
clitor eastwood clitor eastwood
çağın gereğini yakalamaktır.
o an ne ilerîyse veya ileri gibi gözüküyorsa ve sistem de bir şekilde oraya göre işliyorsa bir oralılaşma akımı peydâ olur.

antik dönemde çoğu şey hitit, mısır ve yunanlaştı.
sonra ilim doğuya kaydı, alimlerin merkezi bağdat, samarra, buhârâ, anadolu ve semerkand oluverdi. şimdiki oxford sevdası gibin bağdat sevdası vardı. eğer ilim görmek, yaşamak, pişmek istiyorsan konstantinapolis'e değil, bağdat'a gitmeliydin.

batı dünyasının uzun zaman kendine gelememesinin tek sebebi, doğuyla aralarındaki köprü olan anadolu'nun kaotik ve savaşla pekişmiş, müslüman devletlerce sahiplenilmiş topraklar olmasıydı; çok istedikleri halde uzun süre doğuya gidemediler.

derken bir şeyler oldu, ekseni tamamen kaydıracak bir atılım: rönesans.
işte o anda ne bağdat kaldı, ne semerkand dünyanın genel kitlesi üzerinde.
bu hareket çok şeyi değiştirdi ve yetinmediler gelişmeye, sanayi devrimi patlayıverdi. zamanın minnak derebeylik denilebilecek o övröpa devletlerine öyle bir taşşak geldi ki, sormayın.
"fakirin karnı doyunca siki kalkarmış" sözünü doğrularcasına bazı atılımlar yapmaya başladılar.

yaptıkları en büyük şeylerden biri de, kültür, iliim, medeniyet her daim onlardaymış; onların yaptığı her şey en doğrusu, en iyisiymiş gibi göstermeye başladılar. doğudan çaldıkları medeniyet unsurlarıyla, ilimle doğuyu karalayıp o veya bu şekilde gözden düşürdüler.
tıpkı zamanında roma'nın aslında pek ileri olan ve barbar olmayan rakiplerini barbar ilan edip karalaması gibi.

o gün bugündür batının atılımları, bilimi, eğitimi, varlıkları, gücü sürüp geliyor. bir şeyleri yakalamak istiyorsanız onlara bakmalı, oralara gitmeli, onlar gibi olmaya başlamalısınız.

"doğu malı batı sanatı" deyu bir kitap vardır, doğudan neler hamutladıklarını güzel anlatır.

velhâsıl kelâm, batılılaşma hastalıktansa bir süreçtir.
gün gelir başka şey olur, eksen tekrar kayar.
kimse sandığı kadar doğru, özgün ve orijinal değil sonuçta.
zira yaşam, kendinizden büyük ve değiştiremeyeceğiniz mevzulara takılıp kalacak kadar uzun değil.
1
the cekat the cekat
köle yapıyor demiş üstat (silinen giride necip fazıl kısakürek'in batılılaşma köleliktir sözü mevcuttu ve takım elbiseli atatürk ile normal kıyafetli kadınlar vardı yanında). takım elbise, şapka ve kadınların çarşafları bırakıp elbise giymesi mi bizi köle yaptı acaba, değişimin yalnızca yüzde 1'lik kısmı belki de şeklin şemalin değiştirilmesi. kaldı ki okuyanlar bilir o kılık kıyafet kanununun -ki çok eleştirilir, ilk maddesi din adamlarının mabetler ve ayin dışında din kisvesi altında hareket edemeyeceğini belirtir.

bakıyoruz ortadoğu yıllardır özgür ve refah içinde. çünkü değişimle falan uğraşmadılar. biz de onlara doğru yol almışız, tekrar bir vatandaşımızın bile yaşamadığı yemene savaşa gideriz herhalde.

sorunun nerede olduğunu, gözleme dayalı bilgi ile elde etmek mümkün; norveç ve japonya. ne ay tanrısını görürsünüz orada, ne haç ne de gül.
1 /