bazı acı gerçekler

güse güse
toplumun her kesimine bir faydacılık ve boş vermişliğin hakim olmuş olduğu gerçeği. en güvendiğimiz, en dürüst bildiğimiz insanların bile ülkeye ve insana inancını yitirmiş olması. bu inançsızlıktan doğan disiplinsizlik, özensizlik…

arkadaşlar garp orduları zihinsel olarak ülkeyi ele geçirmiş durumda.

siz böyle olduğunuz için başımıza gelecekler var.

bir an silkelenmeniz, kendinize gelmeniz ve ne oluyor demeniz gerekiyor. biriniz bile uyansa ciddi şeyler olacak.

verdiğiniz sözü tutmak, verdiğiniz randevuya vaktinde gitmek, işinizi çok düzgün yapmak…bunlar hep değişimi başlatacak hareketler. her an allah sizi görüyor, her anınızdan haberdar. yalnızken bile buna göre davranın.

çok ufak da olsa bir şeyleri düzeltin…yola düşmüş ve size/sizden sonra gelecek olanlara engel olacak bir dalı/taşı kaldırmak bile bir başlangıçtır. bir anda toplumsal bilinç etkilenmeye başlar.

bakın, ben bir şey almaya karar verdim 2010 yılında. işyerinde bana bütün gün dil döktüler alma diye. ben kimseyi dinlemedim, aldım. ve birkaç ay sonra herkes aynı ürünü almıştı.

ya da ben diyetisyene gittim sağlıklı beslenmeyi öğreneyim diye. hayatında hiç diyetisyene gitmemiş insanlar bana "ne gerek var, ben kendim de zayıflarım" diyordu. sonra diyetisten zengin oldu. gitmeyen kalmadı.
ben tek bir kişiydim. ama inanarak yapıyor ve uyguluyordum. diyetisyen bile şok olmuştu senin gibi harfiyen uyanı görmedim diye. inanarak adanarak yaptığınız her hareket çığ etkisine sahip.

yaptığınız işi elinizin ucuyla yapmayın arkadaşlar. inanarak yapın. severek yapın.

bakın çalıştığınız işi sevmiyorsanız, başka iş bulsanız da sevmeyeceksiniz. önce şükredin. bir işiniz var.
sonra yaptığınız işi ne kadar yorucu, yıpratıcı olsa da çok iyi yapmaya odaklanın. pozitif düşüncelerle işe gidin. iyi niyetli ve adil olun. her an her yaptığınızı allah biliyor. buna göre adil davranın.
bir sürü insan pandemide işsiz kaldı mesela. sizin bir işiniz var. düşünceleriniz şükür ve mutluluk dolsun. o zaman daha iyi başka bir iş bulursunuz.

ya da sahip olduğunuz elbiselere, ayakkabılara…bakın ne olursa olsun, minnet duyun. dünyanın en kıymetli elbisesiymiş gibi yıkayın, ütüleyin, asın.

kendinize de aynı şekilde…siz allah'ın halifesisiniz. çok değerli, saygıdeğer bir varlıksınız. yücesiniz. adem babanıza melekler secde etmiş. kendinize böyle bakacaksınız.

çöp bile atıyor olsanız, ağzını bağlayın da atın. çöpünüz bile özenli olsun.

geçen gün arkadaşla kahve içtik. kalkarken tepsiyi masada bırakmadım. almanya'da kafelerde herkes kendi tepsisini kaldırır.
bir insan sizin ardınızı toplamayacak kadar kıymetlidir.
arkadaşım dedi ki burada yoktur o sistem, kaldırma. ben götürüp bıraktım.
ne düşünürlerse düşünsünler…ben insanlara saygı duyuyorum.

bir akrabam vardı ve evinde yardımcı bir aile vardı.
ben misafir kalırken, kaldığım odada bir tamirat yapıldı. yardımcı kadın ıslak mendillerle özensiz temizlemiş. ben kendim temizlik malzemesi istedim. kendim temizledim. bu yardımcı kadın arkamdan akrabama "hiç böyle misafir görmedim." demiş.

aslında uyduruk temizlik bana bir hakaretti, kendisi ev sahibi anlamıyor diye üstün körü yapıyordu ve bana da öyle yapmıştı. ben ona bir ders vermek istedim ve kendime de saygım olduğu için 'aman ne olacak bir gece kalacağım böyle idare edeyim.' demedim.

kendimize gelmemiz gerek arkadaşlar. inanılmaz salmışız.
bu başlıktaki 170 giriyi daha gör