bazı acı gerçekler

1 /
güse güse
aslında hiç açıklamaya niyetim yokken bu akşam yaşadığım rezalet yüzünden açıklamaya karar verdiğim gerçekler.

burada son paylaşımımı yapar yapmaz güçlü bir su sesiyle yerimden fırladım. ilk önce makinenin su alma hortumu çıktı diye düşündüm. makineye bakmaya giderken su sesinin ayakkabılıktan geldiğini anladım. bir süre sonra da ayakkabılığın altından su gelmeye başladı.
sabah ısıtma sistemi açılmıştı. anladım ki sorun var hemen yönetimi aradım.

kimse de bana dairenin su vanası nerede diye göstermemişti. koridorda yan daireninki vardı ama bizimkini bulamadım. meğer alakasız bir yerdeymiş.

neyse bütün koridoru, salonu, mutfağı sıcak su bastı.

ben ana vanayı bulamayınca ayakkabılığı hızla boşaltıp ısıtma sisteminin sıcak su vanasını ellerim yanarak kapattım. bir hortum yerinden çıkmıştı. vidası iyi sıkılmamıştı.

bakın arkadaşlar ben 2015 yılında almanya'da sıfır daireye taşındım. bir kere bile inşaatla ilgili bir sorun olmadı. evime hiç usta girmedi. orası da merkezi sistem ısınıyordu. sadece kilerde rutubet sorunu oldu ama o kadar soğuk bir iklim için bunu da normal karşılayabiliriz. biz yine bütün apartman ortalığı ayağa kaldırdık tabii.

şimdi bu oturduğum sitenin arsası önceden yeşil alanmış. yani sizin, benim, tüm türkiye'nin hakkı olan bir yer. buraya yakın başka bir süper lüks projeden sonra burası değerlenmiş. toplu konut idaresi burayı iki firmayla süper lüks site yapıp, yeşil alan işgalcilerine tapu veriyoruz diye kâr etme derdine düşmüş.

bu müteahhitler nasıl daha fazla kâr ederiz derdinde insanlar, tüm türkiye gibi. her iş için teklif alıyorlar. ve en ucuz teklifi verenlere yaptırıyorlar ki daha çok para kazansınlar. o ucuz teklif verenler de pek tabii daha çok kazanmak istiyor. balık baştan kokar. onlar da daha az işçi, daha kalitesiz işçilik, daha ucuz malzeme derken… biri oldu da farkedip üsteledi hemen susturuyorlar.

ben çalışırken, çok sıkı kontrol ediyorum diye, ayağıma kurşun sıkmakla tehdit eden bir müteahhit vardı. bu mütetahhit ve atatürkçü solcu üç devlet memuru, aldıkları maaşlarla oturamayacakları bir muhitte ikiz villalarda oturuyorlardı. hep beraber iş çevirdikleri için, birlikte oturacak kadar ahbap olmuşlardı. arsayı birlikte alıp, villaları birlikte yapmışlardı.

bakın bu beni ölümle tehdit eden yine muhalif partili ve atatürkçü müteahhite sizin kızdığınız dincilerden ve iktidar partisi mensubu bir yönetici sağlam ayar verdi. çünkü kızları vardı ve insandı.

şimdi arkadaşlar, bu yeşil alana nasıl imar izni veriliyor?

siz diyorsunuz ya büyükşehiri muhalefet kazanamadı. aslında yüksek oy alıyorlar ve o oy oranı kadar meclis üyesini belediye meclislerine sokuyorlar. bunlar o meclislerden geçen her şeyi oyluyorlar. bunların içinde sadece meclis üyesi oldum demek için olanlar ve gerçekten ciddi olanlar var. ama ciddiler çok az. çoğu takılıyor.

benim babamın ortağı yıllar önce chpden belediye meclis adayı olmak istedi. doğup büyüdüğü ve her şeyini bildiği ilçe için çalışacaktı. inşaat mühendisiydi. listenin başı ilkokul mezunu ama partiye para verenlerle doluydu, en sona onu attılar ve giremedi. bu ülke bugünlere böyle geldi. o ilkokul mezunlarının parasını alıp, bir şey anlamadıkları için buna he de, şunu imzala diyen yönetimler vardı muhalefette.

bu yeşil alanlara imar izinleri de büyükşehir meclisinde oylanıyor. orada askıya çıkıyor. askıdayken itiraz hakkınız var. ama sizin ruhunuz duymuyor.

benim oturduğum sitenin içinde ana muhalefet partisinin binası var. siteyle aynı mimaride, aynı girişten giriyoruz. yani anlayın ki bir ortaklık var.
chp bu binanın tapusuna ne zaman sahip oldu? binayı kendileri mi yaptırdı? ne kadar harcadılar? harcadıkları parayı nereden karşıladılar? eğer bunlara açıkça cevap verebiliyorlarsa buyursunlar.

sevgili saf ve temiz vatan çocukları,
neler dönüyor şu memlekette hiç bilmiyorsunuz.

ben öyle insanlar tanıdım ki, prim yapmış muhitteki tapulu arsasına göz koymuşlar. büyükşehir gelip adama biz burayı yeşil alan yapıyoruz yeni plan tadilatına göre demiş. adama aynı muhitte değersiz başka bir yer vermiş. adam düzgün bir vatandaş. ses etmemiş. o diğer arsayı aldıktan kısa süre sonra hop bir plan tadilatı daha, yeşil alan yapılan yer kendi adamlarına verilmiş…

sevgili dostlar yazıyorum ya atatürk kalkıp gelse ilk iş chp'yi kapatırdı ve atatürkçü geçinen sermaye sahiplerini topa tutardı.

sizler öyle iyi niyetli ve bunların yanında yunmuş yıkanmışsınız ki…

her şeyin iyisini hak ediyorsunuz. bu vatan sizin vatanınız, benim vatanım.

gününü kurtarmak için ruhunu satmışların değil.

dünya çıkarları için tüm etik ilkelere ihanet eden siyasetçiler bizim hakkımızı aramıyorlar. hepsi kendi çıkarının derdinde. hepsi kendi süksesinin derdinde.

ben, kendileri sayesinde yaşadığım, bu vatan için gencecik yaşta şehit olmuş hiç evlenmemiş, hiç çocukları olmamış iki büyük amcamın hakkını, kendi hakkımı, özürlü kardeşimin hakkını ve çocuğumun hakkını hepsine haram ediyorum. allah burunlarından fitil fitil getirsin. her şey para, menfaat, makam değil. insan olun insan.

evet, yazdım rahatladım. hepiniz bilin, bilmeyenlere anlatın. yazmak benim, bilmeyenlere anlatmak sizin göreviniz.
2
güse güse
bu ülkede çok ünlü olmuş bir insanın, dünyalar güzeli karısının, yalılarında, kafasından silahla vurulmuş olması. ancak bu ünlü kişinin ve ailesinin siyasi bağlantıları sebebiyle daha olaydan saatler önce gülücükler saçarak başka insanlarla konuşmuş hayat dolu kadın "intihar etti" diye tutanaklara geçirilmiş olması.

bu kadın yıllar önce öldü, mevcut iktidardan önce. kim olduğunu bilen var mı? ben biliyorum.

yıllar sonra bu ünlü kişinin uyuşturucu bağımlısı olduğu da ortaya çıktı. o zamanki karısıyla da sorunlar yaşıyordu.

bu ülkede yöneticilik yapmış, medeni, zengin siyasetçiler kendileri doğurdu diye padişah sandıkları oğullarının eşlerine yaptıkları zulme sessiz kalıyorlar. hatta destekliyorlar. bu atatürkçü ve medeniler karılarını öyle dövüyorlar ki hastanelik ediyorlar. ama kimse ses edemiyor. çünkü onlar nasıl oluyorsa bu ülkede ses edilemeyen kesimden. ( olay yeni)

ama siz o kadar iktidara takmışsınız ki, taktırılmışsınız desek daha doğru. gerçekleri görmüyorsunuz.

(hiçbir siyasi partiyi içsel olarak desteklemediğimi en başında beri yazıyorum.)
pennsatucky pennsatucky
işte diyorlar ki; önce gözü doyurmak, daha yavaş yemek ve yavaş yiyerek daha uzun süreli tokluk sağlamak için meyveleri, şunları, bunları doğrayarak yiyin vırt zırt. ben de bunu uygulamaya çalışıyorum. hevesleneyim diye neyi yiyeceksem onu özene bezene doğruyorum, koymak için güzelim tabaklar seçiyorum falan. ama olmuyooor. valla daha çabuk yiyorum. çünkü benim sabrım yok ve yemek yemek eylemini tamamen zorunda olduğum için gerçekleştiriyorum. bir şeyler yemeyerek hayatı idame ettirmek mümkün kılınsaydı, yemezdim. şu hayatta kendime üzüldüğüm anları sıralamaya koyarsam eğer; bir şey yerken, ani bastıran hüzünle birlikte o şeyi yutamamak anlarım zirveye oynayabilir. ağzının içindekini eviriyorsun çeviriyorsun, yutamıyorsun. çiğneyip duruyorsun. büyük bir çaresizlik. böyle bir ana yakalanmamak için hızlı yiyor olabilirim. binlerce kişinin dünyadaki en büyük zevk diye bahsettiği şeyden bile kendime bir pay çıkaramıyorum. halim nice. her neyse, üretin artık şu bej renkli soktuğumun hapını da kurtulalım şu yemek derdinden!
güse güse
trafikte neden bu kadar çok araba sürmeyi bilmeyen insan olduğunun açıklaması olan acı gerçekler.

10 yıl kadar önce, ailem kendimize ait araçla şehirler arası bir yolculuk yaparken radara yakalanıyor. polis çeviriyor. babama ceza yazılacak. babam ehliyetini veriyor ve bomba patlıyor:

polis diyor ki: sizin ehliyetiniz sahte.

arkadaşlar babam 1961 senesinde istanbul kadıköy trafik müdürlüğü'nden ehliyetini almış.
(babam ehliyet alırken yokuşta kukalarla u harfi yapılıyor ve eski model arabalarla geri geri o u'yu dönmeniz isteniyormuş. araba yokuşta kalkarken lastiğe cetvel koyuyor, 15cm'den fazla geri kayarsanız ehliyet vermiyorlarmış. bunların hepsini babam bana yaptırdı.)
abisi şoförmüş ve ona daha ilkokulda araba kullanmayı öğretmeye başlamış. sadece kullanmayı değil tamirini de biliyor. çok şoförlük yapmış. otobüs, taksi…yokluktan biraz geç aklı başına gelmiş, geç üniversiteye gitmiş. iş güç sahibi olunca evlenmiş. ama türkiye şartlarına göre geç evlenmiş. ben de 9.5 sene sonra doğmuşum. babamla yaş farkımız çok.

neyse babam şok olmuş. ehliyet bir kadının üstüne gözüküyormuş. babamı alıp karakola götürmüşler iyi mi! ehliyet sahibi adam suçlu durumuna düşüyor.

sonra karakolda babam demiş ki benim arabada özürlü çocuğum var, ben eğlenemem. o perişan olur. benim ehliyetim gerçek, siz sahtekarı bulun. ne ceza uygulanacaksa çocuğumu eve götürünce uygulayın. gideceğim adres bu, ilgili karakola haber verin demiş.

sonra istanbul'a gelince trafik müdürlüğüne dilekçe vermiş. ve o zaman babamın ehliyeti kendi adına geçirildi.

babam dilekçe verince bilmem kaç tane sahte ehliyet daha iptal edilmiş. belli ki işini düzgün yapan bir insan, kokuyu alınca işin sonuna kadar gitmiş…

bakın bunlar neden oluyor biliyor musunuz? kolaycılıktan. çok ünlü biri, kendi adına doğuda birini sınava sokarken yakalanıp mahkemelik oldu.

şimdi kafası basmayan, sınavı geçemeyen, yeteneksiz, şımarık büyüdüğü için uğraşmak istemeyen…bir sürü insan ben istiyorum olacak diyor ve herkes parayla satın alınabildiği için bu işler oluyor.

muhtemelen babamın yaşına baktılar. bu adam yaşlı kullanmıyordur diyerek ehliyet seri numarasını başkasının adına düzenlediler.

burada bitiyor mu? hayır.

eski tip ehliyetlerin yenileriyle değişeceği haber olunca bunu babama söyledim. o da gerekli evrakları, doktor raporu dahil, toplayıp nüfus müdürlüğüne gitti.
ben de içime doğmuş gibi dedim ki sakın ehliyetini onlara verme, el koyarlar. başına böyle bir iş geldi yaşlısın diye, yine olur dedim.

bakın bu işler olurken de bu işlemle ilgili çok üst düzey bir akrabamız var. onu hiç aramıyoruz. biz sıradan vatandaş ne yapıyorsa onu yapıyoruz.

ben almanyadayım. babam gitti. ehliyetini aldılar, o da bana değil onlara güvenip verdi.

arkadaşlar babamın ehliyetini yok ettiler, ona alenen hakaret ettiler, doktor raporunu cebine koyup sen evine git amca diye yüzüne sırıtmalar…20 gün süründürdüler şu gün gel bugün gel diye. bakın babam yaşlı ama şu an trafiktekilerin hepsinden iyi araba sürüyor hala.

babam o kadar üzüldü ki, akrabamızı ara diyorum aramıyor. ben aradım.

ne oldu biliyor musunuz? o nüfus müdürlüğünün müdürü bana, anneme, babama ne işiniz olursa arayın, haftasonları bir ihtiyaç olursa gelirim…şeklinde yalakalıklar yaptı.

annem demiş ki: her vatandaşın a'sı yok. bizim vardı da işimiz çözüldü. ya o, olmasaydı? ya biz sıradan vatandaş olsaydık?

arkadaşlar bakın ülkenin her kademesinde ama her kademesinde kokuşmuşluk, kendi kendilerine ağa paşa kesilme almış gitmiş. adamın elinde sağlık raporu var, yaşına bakıp ehliyet yenilememek sana mı kaldı? çok biliyorsan trafikteki saatli bombaların ehliyetlerini iptal et.

gerçekler acı…çok acı arkadaşlar
utku2014 utku2014
coğrafya kaderdir türkiye'dan batıya doğru göç ve seyahat yapmak da aşırı ve fazlasıyla zor ne yazık ki coğrafya değiştirilmesi fazlasıyla zor bir kaderdir zira dünyadaki çoğu ülke tam açık hava/yarı açık hava hapishanesine dönmüş halde bulunmakta bilhassa da pandemi dünyaya iyice yayıldıktan sonra.kısacası nasıl terk edebiliriz ki türkiye'yi acaba?
anabacı vokke anabacı vokke
bu ülkede laikliğin önündeki en büyük engelin aslında bizzat laikliğin içkin olduğu söylenen türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi olması. acı ama gerçek...
güse güse
sağlıklı insanların çürük raporu alıp askere gitmediği günlerde, benim özürlü kardeşimin özürlü olduğunun 1 hafta askeri hastanede devlete ispatlanmaya çalışılması.

arkadaşlar kardeşim özürlü, bunu bana üzülün, acıyın ya da sempati duyun diye yazmıyorum zira ben kardeşimi çok özel bir ruh ve bizim ailemize bir armağan olarak gördüm hep. iyi ki o benim kardeşim. insanlar bazen bana, üzülme böyleleri çok yaşamaz dediğinde o insanları gırtlaklayasım gelir. evet onun için öyle yaşamak zor olsa da yaşam onurlu bir şey, güzel bir şey ve allah ona uzun ömür versin, bakımı vs benim için şereftir. hiçbir zaman gocunmadım asla da gocunmam.

neyse kardeşim 18 yaşına basınca askerlik yoklaması geldi, herhalde 2004 ya da 2005'e denk geliyor. ama gerçekten özürlü, yürüyemeyen, konuşamayan kardeşimin özürlülüğünü devlete ispatlamamız gerekiyordu.

annemler 1 hafta gidip geldiler. babam askeri hastanenin komutanıyla kavga etti. yüksek rütbeli bu asker onu tutuklatmakla tehdit etti. sebep: çocuğu yürüyemediği için 5 dakika kapının önüne arabayı bırakıp, içeriye çocuğu götürüp geri gelip arabayı park etmeye gitmesi.

kapıda sivil araba duramaz, içeri giremez tamam askeri bir kurum haklısın ama bazen kurallar insani sebeplerle esnetilebilir.

ama sen bizzat vergisiyle maaşını aldığın vatandaşı, hem de evladıyla sınanmakta olan, çocuğum sağlam olsaydı da askerliğini yapsaydı diye ağlayan insanı tutuklatmakla tehdit edecek kadar insanlığını yitirmişsin.

babam da demiş ki sen kimsin? kendini ne sanıyorsun? elinden geleni ardına koyma, o mahkemede özürlü çocuğunu indirmek için arabasını kapının önüne park etti diye tutuklattım demekten utanmayacaksan ben şerefimle yaşamış bir insan olarak kendimi savunmaktan, gerekirse hapse girmekten utanmam demiş.

tabii ki bir şey olmadı.

millet olmayan hastalıklara raporlar düzenletip askere gitmezken benim ailem 1 hafta hakarete uğramış hissetti. yine de iyi yanından bakmaya çalıştılar. hastanenin bahçesinde çeşitli görevlerle askerlik yapmakta olan erlerle kardeşime fotoğraflar çekip, bunlar da onun askerlik fotoğrafları diye albümüne koydular.

bu özürlü ailelerinin uğradıkları korkunç muameleler bu kadarla kalmıyor, devamını da yazacağım. bir de iyileşme olasılığı olmayacak kadar özürlü olduğu belli olan insanların, sürekli rapor yenileme ve o raporları almak için devlet hastanelerinde sürünme faslı var.
güse güse
tıp eğitimi almış insanların çoğunun ruh sağlığının bozuk olduğu gerçeği.

sebep: gerçekten istedikleri için değil, gelir iyi, iş garantisi var, saygın diye, aileleri istiyor diye zorla, tıp gibi oldukça zor bir bölümü okumuş olmaları.

ben babamın mesleği sebebiyle eğitimli insanlarla dolu bir çevrede büyüdüm. bu insanların çocukları da eğitimli. içlerinde tıp okuyanlar da var.

tıp fakültelerinde gerçekten deliren öğrenciler mi dersiniz, eğitim sırasında tikler geliştirip sinir ilaçları kullanmaya başlayanlar mı yoksa bir poşet ilaç kullandığı halde çocuk doktoru olarak çalışmakta olan insanlar mı…

arkadaşlar bu meslek sadece gönülle, yürekten istenerek yapılabilecek bir meslek. ve ne yazık ki çoğu doktor böyle değil.

ama gönülle yapanlar da evliya gibi oluyor. insanlar onları yürekten seviyorlar.

ben küçük yaşta talihsiz bir sebeple ameliyat oldum. babam en üst derecede devlet memuruydu, fark ödeyerek özel oda hakkımız vardı ancak özel odalar dolu diye birkaç gün altı kişilik odada kaldım. annem yanımdaydı, refakatçi yatağı yoktu. yanımdaki yatak boşaldı ve o da evden getirdiğimiz çarşaflardan birini bu yatağa serip biraz uzandı.

(annem başörtüsü takar ama iğneli tesettür değil. önden şöyle bir bağlar. ve atatürkçüdür. başörtüsünü artık çıkartacağını, belli bir kesime ait bir sembol haline geldiğini ve bundan rahatsız olduğunu da herkese söyler.)

bir doktor içeri girdi. anneme öyle hakaretler etti ki oda buz kesti.

bu insanın doktorlukla uzaktan yakından ilgisi yok çünkü insanlıktan nasip almamış.

bir aile dostumuz kendisi doktor ve yine doktorla evli. evli olduğu kişi gerçek doktor ve her hastasına şahsi telefonunu verir. ne zaman ararlarsa yardımcı olur, çok iyidir. devlet hastanelerinde çalıştı hep hala öyle ve hiç özel muayenehanesi de olmadı. ne yazık ki bizim aile dostumuz bu işten rahatsız olur. hoşlanmaz. doktor mudur? hayır. tıp eğitimini tamamladı. hepsi bu.

başka bir doktor, türkiye'de ünlü, kardeşimi görmekten bile rahatsız olup odasından dışarı çıkarılmasını buyurdu. adamda ruh kalmamış. doktor mu? değil. ameliyat yapan bir robot. makine.

gönlü olmayan, empati yapamayan insandan doktor olmaz. severek isteyerek çok isteyerek okumak gerek. para için değil.

benim annemin amcası cumhuriyetin yetiştirdiği ilk doktorlardandı. hep doğuda hizmet etti. tatillerde köyüne gider, fakir köylüyü para almadan muayene edermiş. onun geldiğini duyan gariban köylüler sabahına kapıda kuyruk olurmuş. o da güleryüzle ve tatlı dille hepsini muayene eder gerekli tedaviyi yaparmış. o insanlar da kendileri için kıymetli ne varsa (yumurta, süt gibi) hediye olarak getirirlermiş.

eğer bir işi yapmaktaki amaç para, makam, ünse bilin ki yanlış yoldasınız ve kendinizi yok ediyorsunuz. mutsuz olacaksınız, huzursuz olacaksınız, hayat sizin için boşa koşuşturmadan başka bir şey olmayacak ve sonunda da elinizde bir şey kalmayacak. ruh sağlığı böyle bozuluyor işte.
güse güse
evin sıcak su tesisat hortumunun yerinden çıkması sonucu yaşadığım rezillik vesilesiyle öğrendiğim gerçekler.

arkadaşlar bu proje yeşil alandaki gecekondulara kentsel dönüşüm kapsamında verilmiş evleri de içeren bir site. bu insanlar pek tabii burada oturamıyor. kiraya veriyor çoğu.

şimdi benim ev sahibim dört kızkardeş. bunlar iyi kızlar. nazikler, saygılılar. babaları hayattayken 11 yıl önce başlamış bu süreç. babalarına bir şekilde kabul etmek zorunda kaldığı bir teklifle gitmiş devlet.

sonra bu insanlardan bir şekilde evin maliyeti yıllarca süren kredi borcuyla alınmış. şu anda tapu sahibi değiller, borç ödüyorlar.

proje başladı başlayalı defalarca kez müteahhitler değişmiş. muhatap bulamamışlar. yaptıkları sözleşmeye aykırı hareket edildiğini ifade ettiklerinde ise hep daireyi kaybetmekle tehdit edilmişler.

daireleri bu insanlara kurayla vermişler. kurada hile bence kesinlikle vardır. benim evim birinci kat. ben pandemi sebebiyle asansör kullanmadan yaşayabilmek istedim çünkü.
üst katlarda orman manzarası var. muhtemelen onları kendileri normal vatandaşa sattılar. ama benim ev sahiplerim üzülmesin, bu kattan peyzaj gözüküyor. sitenin içinde gezen insanlar gözüküyor. hayatın içinde oluyor insan. bence harika.

neyse bu insanlara uygulanan bu tavır belki yerinde dersiniz. çünkü yeşil alan işgal etmişler. ama onların bu yanlış hareketini siz başka bir yanlışla cep doldurmak için kullanıyorsanız ve bu sırada da onlara kötü muamele ediyorsanız, kusura bakmayın haksızlık yapıyorsunuz. zalimsiniz.

tüm ödemelerin üstüne, yetmezmiş gibi bir de malzeme kalitesi farkı adı altında ekstra ödeme alıyorlarmış. arkadaşlar herkese söylüyorum, böyle kalitesiz iş görmedim.

bir kere kalifiye işçi kullanılmadığı için ince işlerin hiçbiri düzgün değil. yeni malzeme iş bilmezlikten zarar görmüş. yanlış uygulama sebebiyle görüntü felaket.

mesela benim evimde taşınmadan parkenin bir kısmı değişti. iş bilmeyen işçi bunu yaparken sıvayı bozdu. gelen boyacı boyuyorum diye bütün parkeyi boya yaptı. çünkü yerlere örtü sermek ekstra maliyet…vermezler işçiye o örtüyü.
inanın kocam saatlerce uğraştı o parkeleri temizlemek için.

ben bu durumu tanıdıklara anlattım, tanıdıklar vasıtasıyla firma sahiplerinin kulağına gitmiş.
tanıdıklar demiş ki: kendi adınıza zarar veriyorsunuz. firma sahipleri demiş ki: bize bu taşeronla çalışacaksın diye dayatılıyor. seçemiyoruz.

iyi de kardeşim o zaman dersin ki kusura bakmayın bizim bir adımız var, yaptığımız iş referansımızdır. biz bunu kabul edemeyiz. ya bizim istediğimiz taşeronlar olur ya da biz çekiliyoruz projeden.

ama gelecekteki başka projeler için, güç sahipleriyle aralarını iyi tutmak için ve kâr için susuyorlar. üzgünüm ama suçlusunuz. hepiniz suçlusunuz. suçu başkasına yıkmak değil, sorumluluğu üzerinize alıp yanlıştan dönmek sizi kurtarır.
güse güse
osmanlı döneminde, şu anda yunanistan sınırları içerisinde kalan toprakları kaybetmemiz sonucu, oralarda kalan türklerin yaşadığı zulüm.

annesine türkçe "anne" diyemeyen türk çocukları… dillerini, kültürlerini unutturmaya çalışıyorlar yıllardır ve zulmediyorlar onlara…

yetmezmiş gibi atatürk'ün doğduğu evle uğraşılıp duruluyor. değil o ev, selanik mübarektir. yüce atatürk orada dünyaya gözlerini açmıştır, anavatanın toprağıdır bizim için.
güse güse
memleketin her yerini soyguncuların sarmış olduğu gerçeği.

sabah ara mahallede elektrik aboneliği yapmaya gittim. bakın burası minicik bir şube.

görevli memur 1 çıktı 1 fotokopi için 25 tl, banka kartıyla ödediğim için de fark ücreti diye 20 tl yani toplam 45 tl'yi cebine bir güzel indirdi. (kredi kartı değil banka kartı.)

fatura istedim ve durumu anladığım için üsteledim. adam bir diklendi.

tabii ki haram zıkkım olsun. kâr ettim sanıyor ya 10 misliyle çıksın cebinden. amin.

bakın bu tarz soygunu almanya-türkiye karayolunda gişelerde de görürsünüz. memurlar rüşvet istemenin yolunu bulmuştur. bu işi yapanlar pek tabii almanya, avusturya ve slovenya memurları değil.
benzin istasyonlarında, gişelerde… rast gelirsiniz..

bu yüzden sefiller, bu yüzden sömürülüyorlar. ama olayın farkında da değiller.

haram denen şey adama iki dünyayı zehir eder zehir.
güse güse
toplumun her kesimine bir faydacılık ve boş vermişliğin hakim olmuş olduğu gerçeği. en güvendiğimiz, en dürüst bildiğimiz insanların bile ülkeye ve insana inancını yitirmiş olması. bu inançsızlıktan doğan disiplinsizlik, özensizlik…

arkadaşlar garp orduları zihinsel olarak ülkeyi ele geçirmiş durumda.

siz böyle olduğunuz için başımıza gelecekler var.

bir an silkelenmeniz, kendinize gelmeniz ve ne oluyor demeniz gerekiyor. biriniz bile uyansa ciddi şeyler olacak.

verdiğiniz sözü tutmak, verdiğiniz randevuya vaktinde gitmek, işinizi çok düzgün yapmak…bunlar hep değişimi başlatacak hareketler. her an allah sizi görüyor, her anınızdan haberdar. yalnızken bile buna göre davranın.

çok ufak da olsa bir şeyleri düzeltin…yola düşmüş ve size/sizden sonra gelecek olanlara engel olacak bir dalı/taşı kaldırmak bile bir başlangıçtır. bir anda toplumsal bilinç etkilenmeye başlar.

bakın, ben bir şey almaya karar verdim 2010 yılında. işyerinde bana bütün gün dil döktüler alma diye. ben kimseyi dinlemedim, aldım. ve birkaç ay sonra herkes aynı ürünü almıştı.

ya da ben diyetisyene gittim sağlıklı beslenmeyi öğreneyim diye. hayatında hiç diyetisyene gitmemiş insanlar bana "ne gerek var, ben kendim de zayıflarım" diyordu. sonra diyetisten zengin oldu. gitmeyen kalmadı.
ben tek bir kişiydim. ama inanarak yapıyor ve uyguluyordum. diyetisyen bile şok olmuştu senin gibi harfiyen uyanı görmedim diye. inanarak adanarak yaptığınız her hareket çığ etkisine sahip.

yaptığınız işi elinizin ucuyla yapmayın arkadaşlar. inanarak yapın. severek yapın.

bakın çalıştığınız işi sevmiyorsanız, başka iş bulsanız da sevmeyeceksiniz. önce şükredin. bir işiniz var.
sonra yaptığınız işi ne kadar yorucu, yıpratıcı olsa da çok iyi yapmaya odaklanın. pozitif düşüncelerle işe gidin. iyi niyetli ve adil olun. her an her yaptığınızı allah biliyor. buna göre adil davranın.
bir sürü insan pandemide işsiz kaldı mesela. sizin bir işiniz var. düşünceleriniz şükür ve mutluluk dolsun. o zaman daha iyi başka bir iş bulursunuz.

ya da sahip olduğunuz elbiselere, ayakkabılara…bakın ne olursa olsun, minnet duyun. dünyanın en kıymetli elbisesiymiş gibi yıkayın, ütüleyin, asın.

kendinize de aynı şekilde…siz allah'ın halifesisiniz. çok değerli, saygıdeğer bir varlıksınız. yücesiniz. adem babanıza melekler secde etmiş. kendinize böyle bakacaksınız.

çöp bile atıyor olsanız, ağzını bağlayın da atın. çöpünüz bile özenli olsun.

geçen gün arkadaşla kahve içtik. kalkarken tepsiyi masada bırakmadım. almanya'da kafelerde herkes kendi tepsisini kaldırır.
bir insan sizin ardınızı toplamayacak kadar kıymetlidir.
arkadaşım dedi ki burada yoktur o sistem, kaldırma. ben götürüp bıraktım.
ne düşünürlerse düşünsünler…ben insanlara saygı duyuyorum.

bir akrabam vardı ve evinde yardımcı bir aile vardı.
ben misafir kalırken, kaldığım odada bir tamirat yapıldı. yardımcı kadın ıslak mendillerle özensiz temizlemiş. ben kendim temizlik malzemesi istedim. kendim temizledim. bu yardımcı kadın arkamdan akrabama "hiç böyle misafir görmedim." demiş.

aslında uyduruk temizlik bana bir hakaretti, kendisi ev sahibi anlamıyor diye üstün körü yapıyordu ve bana da öyle yapmıştı. ben ona bir ders vermek istedim ve kendime de saygım olduğu için 'aman ne olacak bir gece kalacağım böyle idare edeyim.' demedim.

kendimize gelmemiz gerek arkadaşlar. inanılmaz salmışız.
1 /