bazı gariplikler

15 /
güse güse
yanında bir kadın varken başka kadınlara bakan erkeklerin varlığı. ( bunu daha önce de yazdım)

yürürken beni görüp bir şekilde dikkat çekmeye uğraşan erkeklerin sığlığı.

şimdi şunu söyleyeyim: yanında bir kadın varken bana bakan erkek, yarın yanında ben varken de başka kadınlara bakar. güzellik/yakışıklılık bıkılan bir şey. isterse kainatın gelmiş geçmiş en güzel/yakışıklı insanı olayım benden de bıkar. huy da değişmez. bu sebeple kırk gönlüm olsa birini bile vermem.

"güzelliğin on para etmez bendeki bu aşk olmasa" demiş aşık veysel. boşa mı demiş?

evli ya da sevgilisi olan erkeklerin ilgisini sezip, bu erkekleri mevcut ilişkilerinden koparıp alan kadınlar öyle çok ki…bunlar ünlü ünsüz bir sürüler. yani karakteri oturmamış çok insan var.

evli adamlarla pozlar veren, başka birilerinin sevgililerini ayartıp evlenen, sonra kendisi de aldatılınca mağdur oldum diye ortalarda inleyenler ne kadar komik olduklarını fark ediyorlar mı? etme bulma dünyası diye boşuna mı dendi? ettiğini buluyorsun…

gelelim yürürken beni ya da başka bir kadını görüp beğenen tiplere. arkadaş! seni de anlıyorum. tüm dünyada var bu. sevgili bulmak için spora gitmek. ama herkes böyle değil işte. çok basit ve ucuzsun.

benim tarafımdan bakınca yolda gördüğü birine hakkında hiçbir şey bilmeden, tek bir konu hakkındaki fikrini duymadan, hayata bakışını anlamadan sadece ve sadece dürtüsel sebeplerle bakan bir zavallısın.
tekrar ediyorum: seni de anlıyorum. böyle ucuz ilgilerle tatmin olan bir yapıda yetiştirilmiş kadınlar var ve ne kadar zeki olursa olsun bir erkek tarafından baygın bakışlarla süzülmeye tav oluyorlar.

sadece fiziksel görüntüsü için kendisine vurulmuş erkeği anlayamayan akıllı kadınlar var.

siz kadını prensessin diye büyütürseniz, sürekli güzelliğini vurgular ve bunun değerli olduğunu belletirseniz, şöyle de güzelsin, en güzelsin diye yetiştirirseniz, kadının bunları duyduğu herkesin peşinden gidip bedbaht olma potansiyeli var.

biraz beyniniz dolu olsa da gördüğünüz her kadına bakmasanız?

yürürken gördüğüm insanlara aşık olmam. insanların tipleriyle ilgili değilim. ruhsal olarak ele alıyorum insanları.

lisede sıkışık bir trafikte camdan çamlıca tepesini izlediğim bir sırada kucağıma yan arabadan ilan-ı aşk notu atan gence sadece gülmüş ve kağıdı bir arkadaşıma vermiştim. o arayıp konuştu. çocuk ben diye arkadaşla konuşuyordu. lisede bile böyleydim ben. bilmem anlatabiliyor muyum?
güse güse
yürüyüş yaparken makyaj yapan ve her gün yürüyüşe değil de adeta defileye gider gibi giyinen insanların varlığı.

peluş kürk montla yürüyeni bile gördüm.

ben de her gün aynı şeyleri giymiyorum pek tabii. yıkıyorum kıyafetleri. aynı ayakkabı üst üste giyilmez mesela bakteri oluşur…ama giydiğim kıyafetler yürürken giyilecek kıyafetler. sıradan. yağmur varsa du geçirmez, ya da rüzgar geçirmez vb.

yürürken bile frapan ve gösteriş odaklı bir giyim ruhsal sorunları gösteriyor. yürüyorsun kardeşim. amacın ne?

bir tanıdık vardı -bu çok kötü bir insan- şöyle demişti: "yürürken ağaçların arkasında paparazzilerin beni izlediğini hayal ediyorum."

evet bunu gerçekten söyledi ve bana da böyle yapmamı öğütledi.

yürürken o kadar enteresan şeyler görüyorum ki bunlar en iyi nasıl çözülür diye düşünmekten başka bir şey düşünemiyorum.

çöp topladığı el arabasını bebeklerine puset yapmış yüzü gözü pislikten kararmış ama çok güzel türkçe konuşan bir kadın gördüm mesela. şimdi evdeyim ve hala o kadını düşünüyorum.

ünlü olana kadar paparazziler beni çeksin diye uğraşan ünlü olunca da bu emekçilere bin türlü kapris yapan zavallılardan olmayı kim ister ki? insanlar şarkılarımı dinliyor mu diye merak eden, yeterince ünlü olunca kendisini ünlü yapan halktan köşe bucak saklanan zavallılardan olmayı ya da…kim ister ki bunu?

ben şarkıcı olsam sürekli halk konseri organize ederdim. ücretsiz. hep bana hep bana dersen yetenek de köreliyor pek tabii bir süre sonra. ilhamı veren allah, sende bir yetenek yok anlıyor musun?
sonra kibirlenince elinden alınıyor sihirli değnek. ama sen yine anlayamıyorsun.

neyse gelelim makyaja. sabahın o vakti uyanıp makyaj yapan insandan ne hayır gelir? yağmurda yürümüyor bunlar zaten. çünkü o zaman makyajı akar. makyajsız da sokağa çıkamaz. kendisine güveni yok.

bazen insanların makyaj videoları düşüyor ana sayfaya. allahım sanki o makyajdan önceki başka bir insan.
en doğalım dedikleri anda bile bir şeyler sürmüş oluyorlar.
bunların zavallı kocaları…
ama o adamlar da bunu hak ediyor. çünkü dış görünüşün peşinden gitmiş oluyor.
her gün bekle kardeş sen. makyajını yapsın.

başka da bir şey diyemeyeceğim.
kolay gelsin herkese.

(almanya'da doğallığa öyle alıştım ki şimdi daha da rahatsız ediyor. alman kadınlar böyle makyaj yapmaz.)
güse güse
türkiye'de mimarlığın gerilemekte olduğu gerçeği.

almanya'dayken hep dedim ki bizim mimarlarımız çok iyi. ev nasıl planlanır çok iyi biliyorlar.
almanya'da hakikaten yeni yapılan binalarda bile çok kötü çözümler var.

gelin görün ki memlekete bir döndüm yeni yapılan projelerde bu kadar da olmaz denilen durumlar.

görüş açısının dar olduğu bir yokuşun başına garaj giriş çıkışı koyup burada arabaları karşı karşıya getirmiş. halbuki garaja farklı bir yoldan giriş yapılabilir. çıkış başka bir kapıdan olacak şekilde organize edilebilir.

yine müsait olmasına rağmen rampa çözümleri çok kötü.

bunları çizen, kontrol eden mimarlar hiç düşünüyor mu? bu iş olur mu? kaç kişi yaşayacak? nasıl hayatı kolaylaştıralım?

amaç sadece görsellik mi? bu mudur? dışarıdan bakılınca havalı olması mı?

benim dedem müteahhitlik yapmıştı ve yaptırdığı inşaatları zamanının iyi bir mimarına çizdirmişti.
nerede 30 sene öncenin ferah ve ince düşünülmüş daireleri, nerede bunlar?

para putuna kurban oldular.
güse güse
insanların çocuklarını nasıl besleyeceklerini bilmiyor olması.

o kadar çok şişman çocuk var ki. göbek kocaman olmuş. daha minicik halbuki.

almanya'da çok iyi eğitimli bir avrupa'lı vardı. çocuklarına doğum günü partisi yapıp bir kazan şekeri ortaya koydu. dehşet içinde baktım. bildiğiniz en zararlı saf şekerden yapılma şekerlemeler. o noktada çocuğuma yeme demedim tabii ki ama ben asla almam ve vermem.

anaokulu öğretmeni işten ayrılıyor. veda notuyla birlikte en adi şekerlerden koyuyor çocukların dolabına. almanya'da oluyor bu.

almanya'da çocuklar her gün dışarıda. anaokulunda bile bahçede oynanır her gün. bizde okul öncesi eğitim yaygın değil. anaokuluna gitmeyenler evlerde. gidenlerin de hepsi güzel bahçesi olan okullara gitmiyor. hareketsiz kalıyorlar. bu sebeple almanya'da bu kadar kilolu çocuk yok. ama bizde çok fazla var.

çağın en büyük sorunu obezite. o çocuğa sağlıklı besin verseniz, çatlayana kadar da yese kilo almayacak. ama sağlıksız şeyler veriyorsunuz.

insanlar çocuklarını fast food zincirlerine götürüyorlar. bunların sattıkları etlerin bile et olmadığı ortaya çıktı. neden hala götürüyorsunuz?

gazlı içecekler içen çocuklar görüyorum. mis gibi ayran neyinize yetmiyor? benim çocuğum daha bir kez bile gazlı içecek içmedi. 6 yaşında. ( ayranın da gerçek ayran olanı. bunun bile çakması var.)

kendiniz sağlıklı beslenmiyorsunuz ama bari çocuklarınız için araştırın.

salam, sosis vermeyin mesela. hayvanların en kötü yerlerinden, atmayalım kullanalım denilen kısımlardan yapılıyor bunlar. ayak etlerinden vb… baharatlanıyorlar. bir sürü de koruyucu konuluyor içine.

çocuğum bebekken her gün taze yoğurt mayalıyordum çünkü yoğurt bekleyince laktik asit birikiyor yoğurtta. yoğurdun mayasını da kendim nohuttan üretmiştim uğraşıp. kendim için olsa yapmam. çocuğum için yaptım.

o istemedikçe şekerli hiçbir şey vermiyorum. istediğinde de en az şekerli olanını veriyorum. zaten istemiyor. kızartma, paketli ürünler…bunları vermeyin. canan hocayı hiç mi dinlemediniz?

lütfen çocuklarınıza acıyın. kilo iyi bir şey değil. sonra bir sürü metabolizma hastalığı çıkacak. obezite ameliyatı olacaklar. yapmayın.
güse güse
sevgililerine, kocalarına/karılarına olan duygu ve düşüncelerini sosyal medyada cem-i cümlemize ilan edenlerin varlığı.

şimdi eğri oturup doğru konuşalım bu işi kadınlar yapıyor. amaç: kocası/sevgilisi olmayanlara hava atmak. bazı kadın tabiatlı erkekler istisnadır ve malumunuz istisnalar kaideyi bozmaz.

diğer paylaşım yapan erkeklere de baskıyla kadınlar yaptırıyorlar. bu kadınlar sırf kendilerine istedikleri fotoğrafları çeksin diye sevgili de yapıyorlar. çağın yeni hastalığı: fotoğraf çekmek ve paylaşmak. bu fotoğraflar daha yaratıcı olsun diye günlerce, saatlerde düşünmek.

oldum olası fotoğraf çekmeyi de çektirmeyi de sevmem. çocuğuma da doğdu doğalı doğru dürüst fotoğraf çekmedim. beynime kazıdım ben yaşadığımız anları. şimdi gözlerimi kapadığım anda tüm detaylarıyla aynı anı yaşayabiliyorum.

bu kadınlar öyle bir boyutta ki, alman olan bir tanesi şöyle bir paylaşım yaptı: "üç çocuk ve bir ev. seni seviyorum."

hemen paylaşımın altyazısını okuyoruz: "seni damızlık bir köle olarak kullandım."

ne kadar tiksindirici? bu kişiyle irtibatımı bu paylaşımdan sonra kestim. eğitimli biri bu.

şimdi almanın bunu yaptığı yerde türk sınır tanır mı? türk'ün fıtratında yok standartlara uymak.

kocasına/karısına mektup yazıyor sosyal medyada.

kocamla ilgili hislerimi sadece kocam ve ben bilelim ki bir özelimiz olsun. onun da bana karşı hislerini ben ve o bilelim. ele güne söylenenler değil, hissedilenler önemli. ufak detaylarda gizli sevgi. sadece iki kişinin anlayabildiği, sözsüz, konuşmadan iletişim kurmalarını sağlayan şeyler vardır.

ayrıca neden insanların gözüne gözüne sokayım bunu? karısı/kocası/sevgilisi hasta olan var, ölen var, ayrılmış olan var, arayıp bulamamış olan var. var oğlu var.

bakın ben hamileyken de karnımı saklama hisleri taşıyordum. herkesin bebeği olmuyor. kimisinin bebeği ölüyor…bu sebeple çok kilo aldım. hamile miyim şişko mu pek anlaşılamadı.

sonra cinsiyet ilan edenler var. bebek cinsiyetleriyle kafayı bozmuş olanlar. ben doktora dedim ki "benim kardeşim erkek ve özürlü. siz bir kadınsınız ve jinekologsunuz. ne kadar hayırlı bir evlatsınız. hiç önemi yok. sağlıklı olsun, gerisi önemli değil." doktor da şaşırdı. türklerin ve arapların tek merak ettiği cinsiyet dedi.

böyle insanlardan köşe bucak kaçıyorum.

kocam da benimle ilgili hisleri hakkında insanlara bilgi vermesin. ben de.
aramızda kalsın.
anlayan bir kocam olsaydı mektuplar yazmak, şiirler yazmak isterdim ancak ne yazık ki yazı yazmayı hem de uzun yazmayı çok sevdiğimi bildiği halde bunun delilik olduğunu, okuyacak vakti olmadığını, okumadığını defaatle söyleyen biriyle evliyim.
siz böyle birini bulursanız sakın bana yapılanı yapmayın. yazamıyorsanız bile okuyun. sevgiler tükenmesin.

kocanızla/karınızla önemli günlerinize ait sosyal medya paylaşımlarınızla aklı selim sahibi kimse ilgilenmiyor. yine sizin gibi olanlar bakıyor bu paylaşımlara. meraklı, dedikoducu tipler.

ben doğumgünü kutlamalarından bile hoşlanmam. sonuçta takvimde bir gün de öleceğiniz gün olacak. haberiniz olmadan o günü de yaşıyorsunuz. tek bir güne yüklenen anlamlar bana saçma geliyor. doğduğuma her gün şükrediyorum. yaşamak her gün güzel. çocuğuma daha hiç düğün gibi doğum günü yapmadım. hep kendi içimizde kutladık.
düğün gibi her anları kutlanan çocuklar, çocuk ergen psikiyatristlerinin kapılarında sıra bekliyorlar.

okula başlayıp dünyadaki tek prensin kendisi olmadığını anlayan kimi çocuklar çok şaşırıyorlar. gerçek bu. tanıyorum böylesini.

hepimiz sıradan insanlarız.

sorsak padişahlığı sevmeyenler, başkalarını eleştirenler sultanlar ve padişahlar yetiştiriyorlar.

neyse. ben kendime bakarım, bir de yetiştirmem için bana emanet edilmiş çocuğa. herkes kendinden sorumlu.
güse güse
zayıflama koçluğu yapanların fosur fosur sigara içiyor olması.

bu insanlara bir de para veriyorlar.

insan neden zayıflar? daha sağlıklı olmak için.

bağımlılık yaratsın diye şekerli sulara batırılıp kurutulan tütünleri keş gibi içen biri mi beni sağlığıma kavuşturacak? daha kendisi kavuşmamış ki!

spor namaz gibidir. eğer doğru yapıyorsan seni başka tüm yanlış şeylerden uzaklaştırır.

o kadar emek veriyorsun çünkü.

ama zayıflığı fitlik sananlarla doldu ortalık. meydan bunlara kaldı.

açlıktan karnı sırtına yapışmış, tek özelliği zayıf olmak olan tipler…hayatında hiç kilo almamış, hamileyken bile karnındaki çocuğu değil doğum sonrasını düşünmüş, son ay çok kilo alınıyor diye erken doğurmaya uğraşanlar bunlar.

ne beklersin?

bir kere bunun ağzının kokusu çekilmez kardeşim. parasıyla çekilmez o sigara kokusu. yol yakınken dön. parana yazık.
güse güse
yoga yaparak dinden çıkacaklarını düşünenlerin varlığı.

2006 yılı, yoga yeni yeni popüler oluyor. birine dedim ki çok faydalıymış, yapanlar çok iyi sonuçlar alıyormuş ben de denemek istiyorum.

bu kişi benim çok inançlı olduğumu bilen kendisi de öyle olduğunu düşünen birisiydi. bana dedi ki: o bir inançla bağlantılı, ben tasvip etmiyorum.

ağzım açık bakakaldım. nasıl bir imansa iki hareket yaptın diye yok oluyor. hayli enteresan…

9 yıl firengistanda yaşadım. çan sesi bile beni bozmadı. ben çanları duydukça yüce allah'ı andım. bana her şey o'nu hatırlattı.

doğum yaptığım hastanede odalara bile haç asılmıştı, doğumhaneye de…bunlar bile beni rahatsız etmedi.
kim kalbimden allah'a olan sevgi ve bağlılığı söküp alabilir allah'tan başka?

neyse arkadaşlar gel zaman git zaman ben yogayla pek ilgilenemedim. ama birkaç sefer dinlenme günlerimde jillian michaels ile yaptım. kayla itsines'e ait sweat uygulamasında da üç farklı yoga programı var. bunlarla da denemeler yaptım. sürekli olmadı ama çakraları açıyor yoga. çakralarınızdaki enerji akışının düzgün olması çok hayati.

programıma düzenli dahil etmeye azmettim. belki doğru hocayı bulamamışımdır bilemiyorum.

ancak söylemeliyim ki 2020 yazında dubrovnik'te kaldığım yerden bir yoga sınıfı görüyordum. o vücutla neler yapılabiliyor insanın aklı havsalası almıyor. büyüleyici kesinlikle.
bir de sabah çok erken bir saatte derse geliyorlardı, bu da beni cezbetti. erken kalkarım, erken kalkanları severim.

yoga candır. insanı dinden çıkarmaz. (niyet ettim falanca yogini için iki seans vinyasa yoga yapmaya. döndüm kıbleye, kıblem yoginimin evi demiyorsan tabii. ameller niyetlere göre. benden söylemesi.)
4
güse güse
küçük göğüslü kadınlar daha büyük göğüslere sahip olabilmek için bıçak altına yatıp, gelecekteki olası bebeklerini anne sütüyle besleyememe pahasına meme uçlarını kestirerek vücuda zararlı silikonları taktırırken,

büyük göğüslü kadınların da bıçak altına yatarak küçültme işlemi yaptırması.

ey kadınlar! ne zaman akıllanacaksınız?

sürekli yediğiniz, sağlıksız beslendiğiniz, sonra zayıflamak için aç kalarak zaten bir avuç olan kaslarınızı da kaybedip kilo veriyorum sandığınız için sırt kaslarınız zayıf. elinize ağırlık alıp sırt kaslarınızı güçlendireceksiniz ve ağrılarınız geçecek.

seksi görüneceğim diye silikon taktıranlara diyecek söz bulamıyorum. seni bunun için sevecek insanı istediğine emin misin?
güse güse
sadece başarılı çocuklara burs verenlerin varlığı.

mülteciler de böyle seçiliyor. meslek sahibi olanlar avrupa'ya, gerisi bize.

sorarsak burs veriyorlar ve çok da mübarekler bu sebeple.

arkadaşlar bu da kendileri için yaptıkları bir harcama. bu çocukları takip ediyorlar, kendilerine sempati duymalarını sağlıyorlar ve sonra da düşük maaşlarla iş vererek köle olarak kullanıyorlar.

başarılı çocuk zaten başarılı olmuş. sen, başarısını gösterme imkanı bile bulamamış olana burs ver samimiysen. yapabilir misin? pek tabii hayır.

ben her gün babasıyla çöp karıştıran bir okul çağında çocuk görüyorum. çocuk nüfusa kayıtlı mı, bu bile şüpheli. öyle de yokluk içinde. yaptığın işte samimiysen al bu çocukla ilgilen. burs da yetmez, çocuğa barınma, beslenme, spor, müzik…her türlü entelektüel altyapıyı sun. sunabilir misin? hayır.

paraların azıcık azalsa strese girersin. uykuların kaçar. bunun sonu yok biliyor musun? para seninle mezara girmeyecek. tek başına gireceksin. belki paralarınla bir hoca tutarlar da sene i devriyende kuran okunur. ama bu yürekten seni seven birinin, yürekten rahmet dilemesi kadar etkili olur mu?

gidiyorsun pandemide öğrenci bursu bile kesiyorsun kardeşim. nazım senin gibiler için dedi akrep gibisin kardeşim diye biliyor musun? cehaletle suçlayıp durduğun gariban halk için değil. bir yerde üç kuruş menfaatin varsa orada anında bitersin. koşarsın çıkar için her şeye. cebindeki paralar daha da artsın diye yaşıyorsun. üzgünüm ama eline imkan geçmemiş halk değil, paraya tapmışlar koyun gibiler.

ye kürküm ye! dünyası işte.
güse güse
asli işi kulaklık üretmek olmayan ve yakın zamana kadar da, işi sadece kulaklık üretmek olan firmaların kulaklıklarını satan ancak daha fazla para kazanmak için bu işe de el atan bir firmanın ürettiği, maliyetinin belki de 100 katı pahalıya satılan adi kulaklıkların bir hava atma nesnesi haline gelmiş olması.

pandemide sosyal medyada çok fazla canlı yayın oldu. kendim için yararlı olduğunu düşündüklerimi zaman zaman izledim. herkes canlı yayına bağlanıp bir merhaba deyip bu kulaklıkları kulaklarına takma hareketi yapıyordu. istisnasız herkes (mali durumdan bağımsız) bu kulaklıklara sahip olduğunu gösterme gereği duyuyordu.

ben de bluetooth kulaklık kullanıyorum. ama kullandığım kulaklıklar işi sadece kulaklık üretmek olan firmalara ait. spor yaparken kullandığım iki adet (çünkü alt, üst ve yan komşularım müzik sesiyle rahatsız olsun istemiyorum. apartmanda yaşadığım için evde yalnızken bile kulaklık takıyorum.) ve yürüyüş yaparken kullandığım bir adet bluetooth kulaklığım var. iki farklı kulaklık/ses sistemleri üreticisi firmalara aitler. çok da memnunum. inanılmaz kaliteliler.

yukarıda ilk bahsettiğim kulaklıkları üreten firmaya ait cihazlarım da var.

ancak benim için önemli olan spor yaparken kulağımdan düşmemesi, paralel olarak iyi müzik kalitesi ve tere dayanıklılık. birilerine hava atma telaşesi taşımıyorum.

bakın bu kulaklığı gösterme hareketini çok zengin ailelere mensup insanlar bile yaptı. onca varlık içinde görgüsüz hareketler. ruhsal yoksunluk sinyali bunlar.
güse güse
moda diye spor taytın altına giydikleri çorabı uzun giyen ve çorabı da taytın üzerine çıkaran kadınlar.

birkaç yıl öncesine kadar bunların çorapları gözükmesin diye sadece parmaklara geçen çoraplar üretiliyordu.

bir deli bir kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış.

ne kadar çirkin durduğunun farkında mısınız?

bir gün bir ünlü aceleden vs. böyle görüntüleniyor. al başına belayı. o yaptı diye herkes yapacak. onun giydiğini giyince "o" olmuyorsun. ruhtan haber ver sen? var mı? kaldı mı bir zerresi?

varsa göster de görelim. onu çıkar dışarı.
güse güse
zaten zengin olan insanların, milletvekili/bakan/belediye başkanı…vb. makamlara gelip devletten bu görevin maaşını alması.

adam öyle zengin ki son model arabalarına müze yapmış, işe gariban vatandaşın çıplak gözle dışını bile görmediği arabayla gidiyor ama devletin maaşına tenezzül ediyor.

sorsan ben o maaşla yardım yapıyorum der. iyi de yardımı kendi parandan yap. devletten bu ücreti almamak da yardımdır. devlet hazinesi, gariban vatandaş için bir güvencedir.

arkadaşlar nazım demiş ya "toprak doyurasıca gözleri doymuyor" diye. işte onlar, bunlar.

herkesin maaşı gelirine, mal varlığına göre belirlensin.

evleri olup kira geliri olan mesela, maaş almasın.

hiçbir şeyi olmayan maaş alsın. üstelik elektrik, su, doğalgaz faturası da ödemesin.

herkesin maaşı, kişinin maddi durumuna göre belirlensin.

bu nedir?

zaten siyasi partilerde milletvekili adayı olmak, iyi bir yerden aday gösterilmek için para veriyorsun. gariban halk olamıyor ki. oraya gelebilmen zaten zenginliğinin göstergesi.
güse güse
memlekette cezaların oldukça komik olması.

arkadaşlar, bu, kaldırımlarda araba yıkayan, hortumla kaldırım yıkayan, apartmanı sildiği suyu kaldırımlara döken insanlardan ne kadar rahatsız olduğumu biliyorsunuz.

kaldırım yıkanarak temiz olmaz. temiz tutularak temiz kalır. zaten yağmur yağıyor.
çöp atma, izmarit atma, tükürme, bitkiler varsa düzenli bakımını yap çürüyenler solanlar çürüyüp pislik olmasın, garip yağları dökme…sen temiz ol, allah yıkıyor düzenli.

şimdi boğazda bir tarihi iskele lokanta yapılmış ve burayı işletenler de bunu yapıyor. belediyeye şikayet ettim; birkaç gün yapmadılar. yine başladılar. yüzlerine sizi kültür bakanlığına şikayet edeceğim korunması gerekli kültür varlığının görüntüsünü bozmuş, kaçak ilaveler yapmışsınız dedim. inadına ıslatıp bir de pis pis bana bakıyorlar geçerken.

düşündüm. ben dedim belediyeye tüm yolu ıslatanları şikayet edeyim.

sonra kabahatler kanununa göre verilecek cezalara baktım. vazgeçtim. 62 tl cezası var.

arkadaşlar memleket almış başını gidiyor. öyle bir kokuşmuşluk ki…nasıl anlatsam? yalıda oturana 62 tl nedir?

istanbul büyükşehir belediyesi zabıtasını gördüm. bakın dedim bu tarihi iskeleye kaçak ilaveler yapılmış. tarihi yapıya zarar verilmiş. istanbul büyükşehir belediye başkanı, ibb boğaziçi imar müdürü, ibb zabıta müdürü, sarıyer belediye başkanı, imar müdürü ve zabıta müdürü hakkında suç duyurusunda bulunacağım savcılığa. sen amirine bildir gereğini yapın. yoksa dava edeceğim.

adam bana diyor ki ben burada nöbetçiyim.
ara dedim. ben bakmıyorum diyor.

yemin ediyorum elimde yetki olsa orada görevine son verir bir kuruş tazminat ödemediğim gibi görevini bilmemekten ve boş yere maaş almış olmaktan dava ederdim.

zabıta yönetmeliğine göre zabıtalar, tarihi yapıların korunmasından sorumludur. ben hiç zabıta olarak çalışmadım ama zabıta yönetmeliğini okudum. bu zabıta bir kez okumamıştır.

şimdi ben suç duyurusunda bulunsam, yıllar önce yine böyle bir kamuyla ilgili bir konu için cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştum. cumhuriyet başsavcısı beni çağırdı. benim ifademi aldı. beni hapse attırmakla tehdit edip şikayetini geri çek dedi.

tek başına olmuyor bu iş. elimde yetki yok.

sizden rica ediyorum. ibb'ye, sarıyer belediyesi'ne, e devletten kültür bakanlığına, adalet bakanlığına..bu tarihi iskelenin durumunu şikayet edin.

bu iskele hepimizin malı. kamu malı. burayı kiraya verelim mi diye bize soruldu mu? hayır.

işletenler, suyu israf ediyorsunuz yapmayın diyen insana iğrenç bakışlar atıyorlar.

"korunması gerekli kültür varlığı olan rumeli hisarı iskelesinin tarihi dokusu bozulmuş ve tarihi esere kaçak ilaveler yapılmış olup ivedilikle bağlı olduğu kültür varlıklarını koruma kurulundaki dosyasında mevcut en eski kayıtlara göre orjinal haline getirilmesi ve sorumlularıyla ilgili gereğinin yapılması hususunu makamınıza saygılarımla arz ederim."

şeklinde bir dilekçe yazacaksınız.

2 dakikanızı almaz.

10 kişi bile şunu yapsak ne oluyor derler. bir kişinin şikayeti dikkat çekmez. aynı yeri birkaç kişi şikayet etmeli.

neyse.

dünyanın her yerinde bu ceza işi böyle ama. güçlülere dokunulmuyor. olan sıradan insanlara oluyor.

geçenlerde bir haber okudum. bir zenginin evinden tarihi eser çalınmış. kaç yüz yıllık tarihi eser.
bu zengine verilen ceza öyle komik ki…

ver ona gelirine, mal varlığına oranlı bir ceza. bak bakalım bir daha yapabiliyor mu? senin evine hırsız nasıl girdi arkadaş? mümkün mü bu? neredeyse paranla kuşları bile koruma diye işe alacaksın. yüzünü gören cennetlik!

zaten bu nedir arkadaşım? tarihi eser dediğin herkese mal olmuş bir değer. senin paran var diye alıp kendi keyfine evine kapama hakkını sana kim veriyor?

sonra tarihi eser kaçakçılıklarıyla dolsun ortalık. o eser için can verecek manyaklarla dolmuş dünya.

artık orjinalin aynısı yapılıyor. yaptır bir replika olsun bitsin.

o eser de müzeye konulsun. ilgi duyan tüm vatandaşlar görsün.
güse güse
güzelliği toplum tarafından tescil edilmiş, bu sayede iyi bir kariyer de edinmiş kadınların, kendilerini sadece dış görünüşleri için isteyen zengin adamlarla evlenip işi gücü bırakmaları. bu adamlar ve aileleri ne isterlerse yapmaları. hayatlarının oldukça zor ve yorucu dönemlerinde bile bunlar öyle buyurdu diye, zorla, bunlar eşe dosta "bizim gelin de böyle" diyebilsin diye pencere köşelerinde uyuklama pahasına ruhlarını satmaları.

sonra sadece yürüyen bir servet olarak gezebilmek için varlıklarını armağan ettikleri çirkin adamların ulu orta bu dünyalar güzeli kadınları, yanlarına bile gelmeyecek başka kadınlarla aldatmaları.

bazen bu aldatma denemeleri başarısız oluyor. karşı taraf rezil ediyor evli adam bana asılıyor diye. o dünya güzeli kadınlar daha da zor durumlara düşüyorlar. çoluk çocuk da oluyor bir noktadan sonra. bırakıp gidemiyorsun da. çünkü gidiyorum desen çocuklarla tehdit edileceksin, güçlüler bunlar, çalışmak istesen bile engel olacaklar. yok edecekler seni. çünkü ailen de sıradan halk. güçlü değilsin. bunları biliyorsun.

aileleri güçlü olanlar zaten senin kategorinde değiller. onlar güzel oldukları için değil, güçlü aileleri güçlü soyadları oldukları için tercih ediliyorlar. gözleri de kara oluyor gitmek istediklerinde. tüm türkiye biliyor ne olmuş, neden bırakmış, kim kimi dövdürmüş, kim kimle sus diye para karşılığı anlaşmış, kim kime ne yollamış. ülke günlerce, bu, asla konuşulmaması gereken şeylerle yatıyor kalkıyor.

aile içi aldatma hikayelerini işleyen diziler izlenme rekorları kırıyor. öyle beğeniliyor ki eğitimli, kültürlü, görgülü insanlar konuk oyuncu olabilmek için can atıyorlar. atatürkçü tiyatrocular para için oynuyorlar.

bana teklif edilse, çok iyi para verilse, ben "böyle bir işin içinde olmak istemem" der geri çeviririm mesela. o kadar okudum. boşa mı okudum? toplumsal yozlaşmaya sevk edecek bir işi de anlayamıyorsam yazıklar olsun bana. sonra devlet kurumlarındaki yaşlı, torun sahibi çaycı kadınla, genç müdür arşivde basılsın. heyecan arasın halk bunları izleyerek.

neyse.

ölesiye mutsuzlar bu kadınlar. sosyal medyada beğenilerle kendilerini mutlu etmeye çalışıyorlar. deliler gibi harcamalar yapıyorlar. kimsenin alamadıklarını alıp giyip, her gün başka bir tüketim ürününü paylaşıp başkalarını kıskandırarak ruhlarındaki uçurumu daha da büyütüyorlar.

halbuki firavunun karısı asiye misali yaratıcıya sığınsan ve kurtuluş dilesen, kurtulacaksın.

ama sen de paraya tapmış bulunuyorsun. içinde bulunduğun rahatlık gibi görünen hapishanene tapmış vaziyettesin. kaybolmuş ruhunu daha da kaybederek mutluluk arıyorsun. yapma.

zengin koca da bulsan, seni sen yapan değerlerden vazgeçme. kendi paranı kazanmaya devam et. sen istemiyorsan bir şeyi, onlar öyle buyuruyor diye yapma. seni seven olduğun gibi sever. seni kendine uydurmaya çalışmaz.

annem hep şöyle derdi: "kısmetin seni çöp karıştırırken de görse, çamur içinde de olsan, üstün başın dökülüyor da olsa sever. çünkü o, alnına yazılmıştır. kısmetindir. bu sebeple hiçbir şey yapmana gerek yok."

olduğun gibi değerlisin. senin ailen o aileden daha değerli. halktan, bizim gibi insanlar senin ailen. kendini güçsüz görme. allah'a sığın. yanında o varsa isterse karşındaki dünyanın en belalı ailesi olsun, seni çeker çıkarır. korkma.
güse güse
insanların, açık havada oturabilmek/daha iyi manzara görebilmek/sigara içebilmek için, restoranların/kafelerin bahçeleri olmaması sebebiyle, kaldırımları belediyelere işgaliye ödemek suretiyle oturma amaçlı kullandıkları yerlerde yemek yiyor olması.

ben almanya'da yaşarken bile, toplumun büyük kısmının istediği her şeyi alabilecek gücü olmasına rağmen, böyle yol kenarlarında oturarak yemek yemedim.

göz hakkı denilen bir şey var.

bir insanın maddi durumu iyi olsa bile o an canı çekebilir. bir hastalık sebebiyle yiyemediği bir şeyi yiyor olabilirsin. alerjisi olduğu için yiyemediği bir şeyi yiyor olabilirsin. diyettedir ve çok canının çektiği bir şeyi yiyor olabilirsin.

neden birilerinin gözüne sokarak yemek insanları rahatsız etmez ben anlamıyorum. bu dünyada bir tek ben miyim bu durumu garip bulan? bunu gerçekten bilmek istiyorum.

illa açık havada oturmak istiyorsan güzel bir bahçesi olan restorana git. egzoz gazı solumak pahasına, kaldırımda oturup yoldan geçenlerin gözü önünde yiyip içme arkadaş.

bunu banklara oturarak da yapıyorlar. ben de yanlarından geçerken "afiyet olsun" diyorum.

aldığın şeyi zaten 2 metre yakındaki mekandan almışsın. git orada otur. illa ki denizin dibinde yiyor olman mı gerekiyor? denizi 2 metre geriden görmek yetmiyor mu?

biliyor musun yemek yerken manzaraya, televizyona, telefona bakmak yeme sinyallerinin beynine düzgün ulaşmasını engelliyor. yemeği koklamalı, gözlerinle incelemeli, her anını hissederek yemelisin.
manzaraya bakarak yerken tüm bunları yapamıyorsun. bambaşka şeyler düşünerek tıkınıyorsun. hepsi bu.

allahın sana vücudunu beslemesi için nasip ettiği yemeği büyük bir şükranla, sana, o yemeğe ulaşma gücü verdiği için minnet dolu olarak, yemeğin seni yapacağın hayırlı işlerde (mesela spor yapmak, dersine daha iyi çalışmak, makaleni daha etkili yazmak…vb.) daha başarılı kılacağını düşünmelisin. mutlu olmalısın. zaten çok yememelisin.

afiyet olsun.
15 /