bazı gariplikler

6 /
güse güse
sabah arabanın lastik basınç ışığı yanınca benzinlikte yaşadığım gariplik.

lastiklere hava basıyorum. bir anda arkamdan birinin baktığını hissedip döndüm. bir motosikletli vatandaş, dindar da bir görüntüsü var, ağzı bir karış açık görünmeyen salyalarla bana bakıyor.

hayatım boyunca hiç dekolte giyinmedim. kıyafetim gayet usturupluydu. çocuğu okula bırakmaya gitmiştim zaten. ne giyebilir insan? kot pantolon ve kot ceket.

şimdi bu adamın kıldığı namaz kabul oluyor mu? tuttuğu oruç kabul oluyor mu? pek tabii hayır. ne demiş peygamber efendimiz: "en güzel peçe erkeğin gözünün arkasında olandır."

sen bir adamsın ama benim de bir babam var, kardeşim var. varsay ki senin kızına ya da karına da böyle birileri başka bir yerde bakmakta o an. ister misin?

yeter artık ya. hakikaten nefsinize hakim olun. kadınları bakışla bile rahatsız etmek günahtır yoksa allah'ın adını ağzınıza almayın.
avrupa'da kadınlar çıplak güneşleniyor da yanlarından geçen kimse bakmıyor.
siz misiniz müslüman onlar mı?
vikvikeden vikvikeden
dünyanın parasını verip yakalayamadığım sarhoşluğu trafikte veya işyerinde yakalayabilmem. her gün eve geldiğimde günü sanki sarhoş geçirmişim gibi aklımdan geçirip "vay bee ne gündü ama" demem. hepsini ben yaşıyorum ama sanki ben ben değilmişim gibi yaşıyorum.. çok garip..
güse güse
5 dakika önce yaşadığım gariplik.

maske satın almıştım ve kargo bekliyordum. güvenlik aradı ve geldiğini söyledi.
nedense kapıya gelmesi çok uzun sürdü.
zil çaldığında dürbünden baktım. kargocunun (acaba kargocu muydu?) kapının dibine kadar girmiş olduğunu fark edip rahatsız oldum ve kapıyı sadece aralayarak, arkadan kendimi göstermeden paketi aldım.

bu kargo firmasıyla daha önce çalıştım. düzgün çalışırlar ama nedense paket açılmıştı. fatura pakete bantlandığı için açıp faturaya baksalar yırtılacak bu sebeple paketi açıp bir güzel bakmışlar. hatta içinde promosyon iki kutu tek kullanımlık maske vardı, o kutuları da açmışlar.
içindekiler tamdı. bu sebeple üstelemeyeceğim ama bir daha bu firmayla asla çalışmam.

bu kargo şirketinin kime ait olduğunu biliyorum ve hiç şaşırmadım. şimdi maskeleri satın aldığım firmaya durumu haber vereceğim.

allah sizi tez vakitte yok etsin, yaptıklarınız elinize yüzünüze bulaşsın inşallah. dermansız dertlere düçar olun, ebu leheb gibi yaralar içinde can verin. çoluk çocuğunuz bile yanınıza uğramak istemesin. amin.
güse güse
ufacık çocukların elinde son model telefonlar olması ve kılık kıyafet disiplinsizliği.

çocuğumun okulunda bazı çocuklar görüyorum. erkek çocuk mesela, saçlar omuza inmiş, yarım at kuyruğu yapılmış (sanki kız çocuğu) elinde de son model cep telefonu. çocuk ilkokul sonunda ya da ortaöğretim başında. küçük yani.

şimdi büyükler der ki: "zahmette rahmet vardır."

çocuk hiç zorlanmadan, her istediğini yaparak, disiplinsiz büyüdüğünde o çocuktan bir hayır gelebilir mi?

o yaşta son model telefonu kullanınca, büyüdüğünde depresyondan depresyon beğensin. her istediğine ulaşmasını sağla, hiçbir şeyi çalışıp çabalayıp, çok isteyerek, rüyalarında görerek elde edip o zevki tatmasın.

evet paran var, evet her istediğini yapıyorsun. iyi
bir ebeveyn misin? hayır.
terbiyeyi parayla alamazsın. terbiye vermek zor. zahmetli.

okul öğrencisi kılık kıyafeti, saçı, tırnağıyla belli olur. erkek çocuk saç uzatmaz.

bu gelişmişlik ve modernlik değil. cahillik.
ben almanya'da bir kez bile ilkokuldan çıkmış uzun saçlı erkek öğrenci görmedim.

"bir domuza ve bir çocuğa istedikleri her şeyi verirseniz sonuçta çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocuğunuz olur."

h jackson brown
güse güse
zengin insanların, zenginliklerini sıradan halkın gözüne sokmadan yaşayamamaları.

vallahi şu güne kadar bir şeye sahip olup da, ufak olsun büyük olsun, belki bunu isteyip alamamış olan vardır diye saklama gereği duymadığım olmadı.

iyi bir şeyim varsa kimsenin gözüne sokmam. özçekim yapıyor gibi yapıp, başka bir şeyi çekiyor gibi yapıp göstermeye çalışmam.

mesela yağmur yağdığını göstermek için villamı da kadraja sokma gereği duymam. (villam yok)

tüm eğitimimi devlet okullarında yaptım ama nedense tüm eğitimini özel okullarda parayla yapmış insanlar şöyle de eğitimliyim böyle de bilgiliyim diye kasılıp sosyal medyada gemilerinin denize nazır evlerinin önünden geçerken kendilerine çaldıkları düdüğü paylaşma gereği duyuyor. sanki herkesin gemileri var.

eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır derlerdi atalar ama görüyoruz ki -parayla yapıldığı için olsa gerek- cehaleti de almıyor.

sonra ben aslında şöyle mütevaziyim böyle dünyayı düşünüyorum, şu kadar okuyorum…

şuraya kusuyorum şu an… görebilene.

insanların iyi yönlerine odaklanayım diye çok uğraşıyorum ama özellikle türkiye'de ezilmekte olan halkı gördükçe o iyi niyetim silinip gidiyor. göremiyorum iyilik.

ben rahatsız oluyorum garibanın garibanlığından, sen ise o garibanın gözüne zenginliğini sokuyorsun! yazıklar olsun.

bunlar aydın, medeni, gün görmüş geçinenler.

bir de der ki ben de çile çektim.

evet herkes çile çekiyor ama görülüyor ki seninki seni doğru yola hala iletememiş. hala ruhunda bir açlık var ve insanlara hava atıp tatmin olma gereği duyuyorsun.

sabah okulda o kadar lüks arabanın içinde, o kalabalığın içinde görünmez bir şekilde yürümekte olan hizmetli de insan. onun için ne yapıyorsun?
ne yaptın? sosyal medyada paylaşım mı?

bir insanın kalbinin büyüklüğü başkalarının derdiyle dertlenebilmesiyle ölçülür.

ben her şeye ağlarım kocam da deli olduğumu söyler. bu normal değil der.

evet yokluktan, görmezden gelinmekten terörist olup insanına düşman olmak zorunda kalmış evladın cesedini yine de hürmet ettiği devletinden isteyen anneye postayla küçük bir kutu gönderiliyorsa bu beni ağlatıyor.

özürlü çocuğunu el arabasına yatak yapıp hastaneye götüren yaşlı baba günlerce uykularımı kaçırıyor. ağlamaktan gözlerim kan çanağı oluyor.

madende ölen çocuğunun cenazesine yırtık lastik ayakkabıyla katılan amcanın siyasi görüşü beni ilgilendirmiyor, çilesi ilgilendiriyor.

ve bu ülke bu insanlarla doluyken de sosyal medyadan refahını paylaşan sadece zalimdir.

atatürk bu ülkeyi o halkla kurtardı. bu sırada siz ve sizin gibiler de istanbulda ajansların geçtikleri güncel haberleri okuyarak savaşı takip ediyor, zafer kazanıldıktan sonra da o yorgun halktan daha çok sevindiğinizi ve cumhuriyetin, inkılapların size ait olduğunu iddia ediyordunuz.

sizlerin cumhuriyet ve inkılabınız sadece kendi refahınızı arttırmak hepsi bu.

komşusu açken tok yatan bizden değil.

açlık çok boyutlu, karın doyurmak değil.

hakikaten söyleyecek söz bulamıyorum.

cumhuriyet ve inkılaplar, zaferi bizzat kazanmış ve bu uğurda canını vermiş gariban halkın refah bir hayata sahip olması için var. sizin daha zengin olmanız için değil.
güse güse
2021 yılının dokuzuncu ayında, sözde süper lüks sitenin otoparkında, süper lüks arabaların yanlarına bırakılmış çöplerin olması.

insan diyemeyeceğim varlık arabada yemiş, içmiş bir poşete doldurmuş arabasının yanına bırakıp defolup gitmiş. her katta çöp konteyneri var ama o evine giderken atamaz. biri gelip herkesin çöpünü arabasının yanından toplamalı.

bir kişi de değil. bir sürü arabanın yanında var.

bu işi yapanlar fatih sultan mehmet olduklarından, tüm günlerini ilim öğrenmek, enteresan savaş silahları tasarımı yapmak gibi çok önemli işlerle geçirdiklerinden ve fethedilmesi istenen bir istanbul olduğundan o çöpü atamıyorlar.

bu asalaklar avrupa diye salyalar akıtıyor ağızlarından.

almanya'da oturduğum apartmanda, oturduğum şehrin bundesliga'da oynayan takımının forveti komşumdu. kendisinin bir milli maçta bizim milli takıma gol atmışlığı var.
bu insan kendi çöplerini kendisi atar, evine bir şey alırsa kendisi taşır. beni çocuğumla görürse selam verip çocuğu sever. insan olmuştur ve yaşadığı hayatı ve medeniyeti haketmektedir.

insan, yüce yaratıcının halifesidir. allah'ın kulları arasında, takva ile olan üstünlük hariç, başka bir sebebe dayalı fark yoktur.

her insan her şeyin en iyisini hak eder.
insan bu tarz basit işlerle uğraşmayacak kadar önemli bir varlıktır.

onun imkanları sebebiyle, senin sahip olduklarına sahip olmama olasılığı var. bu ilim olur, görgü olur, eğitim olur… burada da allahın şans verdiği halife olarak ona bunları sağlamak senin görevin.

çocukluğumda dahi elimde çöpleri, çöp kutusu bulana kadar kilometrelerce taşımışlığım var. neyse ki memleket olarak bilinçlendik de artık neredeyse her yerde çöp kutusu var.

çöplerinizi bir zahmet alın en yakın çöp kutusuna atın. olduğu yere bırakmak ebu cehil olmaktır. yani cehaletin babası.

başka birinin, sizin çöpünüzü ayağınıza gelip alıp atması gerekliliğine inanmış olmak kölelik sisteminin zorbası, zalimisiniz demektir. almanya'da kapıcılık diye bir meslek yok. benim apartmanımı temizlemeye iki tane üniversite öğrencisi genç kız mini cooperlarıyla geliyorlardı. gayet şık bir şekilde silip gidiyorlardı. almanlar, çocuklarının daha lise zamanından garsonluk gibi işleri yapmalarını ve kendi harçlıklarını kazanmalarını isterler. hepsi de yapar ve ana babalar da yapmıştır.

"zahmet olmadan rahmet olmaz."
güse güse
2021 yılında, selam verdim diye kendileriyle aşk yaşama ihtimalim olduğunu düşünen erkeklerin varlığı.

sabah köpeğini gezdiren bir vatandaş gördüm. hayvanları seven insanların kalbimde yeri başka.
köpek de sevimli bir köpek ırkı. yani elaleme ben psikopatım sinyali vermek için köpek bakmıyor.

ben de her medeni insan gibi günaydın dedim.

hemen peşimden apartmana gelip göz süzmeler, imalı bakışlar…

arkadaşlar biz kadınlar sokakta selam verdiğimiz insanlarla aşk yaşamak gibi fantezilere sahip değiliz.
en azından ben değilim.

bir insanın fikirleri, zekası, olaylara/insanlara/hayata bakış açısı, ruhunun zenginliği gibi bir sürü farklı kriter var benim için.

fiziksel görünüm bu listeye girmiyor bile.

bilir misiniz ki ulu önder mustafa kemal atatürk bir kıza aşıktı. kızın talihsiz bir kaza geçirip yüz güzelliğini tamamen kaybettiğini öğrendi ve hemen hastaneye koşup bu kıza evlenme teklif etti. kız kabul etmedi, durumu ağırdı ve vefat etti.

ruhu yüce insanları yüce yapan, bu tarz nüanslardır. onlar fiziksel olgularla ilgili değildir.

lütfen size selam veren kadınlara yollu, sevişmek istiyor, aşık…vb. gözüyle bakmayın.

o sizin kendi hüsnü kuruntunuz. siz sapıksınız ve nefes alan herhangi biriyle cinsel arzularınızı giderebilmek için ruhunuzu satarsınız.

nefse hakim olmak, cinsel dürtüleri de aşmış olmayı gerektiriyor. ancak bu tarz insani dürtüleri aşabildiğinizde yükselip üstün varlıklar olabilirsiniz.
güse güse
türkiye'de çok fazla polis varken, almanya'da çok az polis olduğu gerçeği.

arkadaşlar almanya'da pek polis görmezsiniz.
benim sayı olarak ne kadar az olduklarını anlamam ise pandemi ile birlikte oldu.

getirilen kurallara uyulup uyulmadığını denetleyecek yeterli polisleri var mı ki bunların? diye aklıma bir soru geldi ve cevabı ararken şok oldum.
çünkü nüfusa oranla hayli az polis vardı.

merkelin markete kendi başına gittiğini, başkan olmadan önce oturduğu apartman dairesinde oturduğunu ve devletten sadece bir sivil koruma istediğini onun da uzaktan takip etmesini tercih ettiğini düşünürseniz aslında az polis olması enteresan değil.

toplumlar kendileri nasılsa öyle yönetilirler. yönetici böyleyse toplumda da suç yok demek oluyor.

türkiye'de ise o kadar çok polis var ki…

bakın ben, nedendir bilinmez, askerliğe ve polisliğe çok ilgi duymuş bir insanım ve bu mesleklerden değerli insanlarla tanışma ve işleyiş hakkında bilgi sahibi olma bahtiyarlığına erdim.

polis teşkilatında oldukça iyi yetişmiş, vatanını seven, zehir gibi zeki polisler var. ben bunlardan biriyle, üstelik ödül almış ve de bir kadın olan kıymetli bir sivil polisle tanıştım.
kendisi mesleği uğruna dilencilik bile yapmış insan. detay veremeyeceğim kadar önemli operasyonlarda görev almış zaten bu sebeple de ödül almış. hayran kaldım.

bu kadar zeki insanlar polis olarak neden ömür tüketecek? yazık değil mi? hayatın çok daha önemli alanlarında zeki insan ihtiyacı var.

askerlerimiz deseniz keza öyle.

yine çok kıymetli bir asker tanıdığım var. o da bir kadın. mühendis üstelik.

bunlar zehir gibi zeki insanlar.

ülkede öyle çok yetenek var ki…

almanya'dan da az polise ihtiyaç duyacağımız günler gelir belki.

hem müslüman ülke olup hem bu kadar polis olması da ayrı bir muamma zaten.

elin hristiyan ülkesinde suç o kadar az, bize çok olması yakışır mı?

çok daha iyi işlerde ve çok daha iyi koşullarla çalışmayı hakeden ve vatana çok şey katabilecek insanlar bu insanlar.
güse güse
2021 yılında hala çocuklara kahvaltı diye açma, poğaça veriliyor olması.

yanlış anlaşılma olmasın almanya'da da bu böyle.

benim çocuğum kreşe başladığında 22 aylıktı. anaokulu kahvaltı, öğle yemeği ve ikindi atıştırması veriyordu.

ikindi atıştırmasının saati 14:30'du, benim de okulla anlaşmam 14:30'a kadardı. ama ben çocuğumu özlediğim için hep 14'te aldım. nedense öğretmenler ikindi kahvaltısını yarım saat önce kurmuş, diğer çocukları oturtmuş, benimkini kenarda bırakmış oluyordu. türk çocuğunu dışlamanın, ezmenin kendilerince farklı yolları…(tek türk benim çocuğumdu)

bakın bunu bir türk öğretmen asla yapmaz.

gavurluk dinle değil davranışla olur.

benzer şekilde ben bir parka gittiğimde, yanımda çocuğum atıştırsın diye her ne götürdüysem, tanıyayım tanımayayım o sırada oradaki tüm çocuklara ikram ederim ama benim komşum olan, ahbaplığım olan alman, benim çocuğumun yanında çocuklarına evinden muz verip, benimkine sormaz bile. ( evi sitenin parkının yanında bahçe katıydı) çünkü paraya tapmıştır ve bir adet muzu bir çocuğa ikram etmek onu fakirleştirecektir.
işte orada bir çocuk varken diğerlerini ayırmak, ayırabilmek gavurluktur. büyük insan kendini tutabilir ama küçüğün canı çeker.

neyse, sadede gelelim. bir gün tesadüfen anladım ki okul kahvaltı diye uyduruk şeyler yediriyor. bir yumurtayı 4 dilim yapmışlar, her çocuğa bir dilimini vermişler.

bu olur mu? arkadaşlarıyla birlikte yesin diye önce kahvaltısız yollamaya başlamıştım ama bu durumu görünce direkt anaokulunun kahvaltısını gözden çıkardım ve sabah çocuğuma her zamanki gibi yumurta, zeytin, ceviz, zeytinyağ yedirip götürmeye başladım.
bunu hala devam ettiriyorum.

şimdi istanbul'da da okul kahvaltı veriyor. baktım bir aylık listeye. kahvaltıda hep çikolatalı ekmek, poğaça, açma…
arkadaşım yıl olmuş 2021, canan hocam çıkmış ülkeyi inletmiş yumurta, zeytin diye.

kuruyemiş ver bari onları veremiyorsan. bir avuç kavrulmamış tuzsuz bademi yeğlerim. bu ne?

bir de okumuş, aydın, görgülü insan olacaksınız.

ben veririm ekstra maliyeti… yeter ki çocuklara sağlıklı yemek yedirin. gelişim çağında onlar.

japonya'da çocuklara kahvaltıda muhakkak yumurta yedirilir.

yumurta, eğer tavuk üstünde yatarsa içinden canlı çıkan mucizevi bir besin.

ama tabii voldemort sizin zeki olmanızı istemez bu sebeple de bu tarz hamurlarla beyninizi daha gelişme çağında yok eder.

ne çok gariplik var!
güse güse
avrupa'da yaşayıp avrupa'lıya yapmadığı adiliği kendi devletine yapan insanların, "türkiye'de yabancıyız, dışlanıyoruz" diye ağlaşması.

arkadaşlar ben 2013 yılında ilk kez almanya'dan karayoluyla türkiye'ye geldim.

burada şu detayı belirtmeden geçemeyeceğim: bulgaristan karayolundan kapıkule sınır kapısına yaklaşırken en az 5km'den görülen bir büyük bayrak dalgalanır.

ben bu bayrağı her gördüğümde ağladım. kocam da her seferinde deli olduğumu vurguladı. bakın almanya'ya alışamamış bir insan değildim ama vatanımı çok seviyorum.

allah kimseyi vatansız bırakmasın.

neyse 2013 yılında ilk kez araçla ülkeye girdik, işlemler yapıldı ve biz istanbul istikametine sürerken edirne sapağına yakın bir yerde polis bizi çevirdi. radara yakalanmıştık.

bakın kim ne derse desin bizim polisimiz insandır, halktandır. babacan bir komiserim vardı. üzüldü. tembihledi bize. hep buraya kuruyoruz dedi bir dahakine dikkat edin dedi. iyi yolculuklar diledi ve ayrıldık.

şimdi biz yabancı plaka ile geldiğimiz için bu cezayı ben yalova'da plakamız üzerinden vergi dairesine yatırdım. dekontunu da hala saklarım.
ve o zaman arabayla otoyolları kullandığımız için de hgs aldım. hala da var.

bir süre sonra bir haber okudum. bütün gurbetçiler hgs almadan kaçak geçiyor, trafik cezalarını ödemiyorlarmış. çünkü ülkedeki teknik altyapı yabancı plakaları tanımıyormuş.

arkadaşlar 2014 yılında budapeşte'de park cezası yedik. yatırmak istedik bankalara gittik ama alman plakası diye sistemsel sorun yüzünden yatıramadık. 2 yıl sonra ceza katlanarak adresimize geldi. büyük bir meblağ değildi, katlanmış olması bu sebeple sorun değildi ancak demem o ki her yıl bir sürü gurbetçinin geldiği bir ülkede neden sistem yabancı plakalara da uyarlanmıyor?

bunlar bu işi avrupalıya yapmazlar. çünkü onlarla çıkarları var. onlardan para alıyorlar bu sebeple de yalakalar.

kendi vatanına, insanına bu adiliği yapabilen insan her türlü dışlanmayı sonuna kadar hak ediyor.

yazıklar olsun! haram olsun size!

sanıyor musunuz ki kar ediyorsunuz? üç kuruş için hak yiyor, insanlık satıp ruhunuzu yok ediyorsunuz.
güse güse
daha önce başka zamanlarda başka kişilerle yaşadığım, bugün tekrarını deneyimlemek suretiyle diğerlerini de hatırlayarak burada paylaşma gereği duyduğum gariplik.

öncelikle açıklamak isterim ki, şu hayatta tüm varımı kitaplara yatırabilirim. gelin görün ki yerim yok. hep küçük evlerde yaşadım. bu sebeple elektronik kitap okuyucuyu bulandan allah razı olsun. bir tanesi yaklaşık 2000 kadar kitap alıyor ve benim 3 tane elektronik kitap okuyucum var. şimdi birini bile çantama attığımda biliyorum ki yanımda iki bin kitap var, hiç stres yaşamıyorum.

şu hayatta tek dileğim her yeri kitaplarla dolu büyük bir ev. evin büyük olmasını istiyor olmam, daha çok kitap alabileceği için. zira basılı kitabın yeri başka. bir de yalınayak gezebileceğim, ulu ağaçlarla dolu bir bahçesi de olsa cennete geldim derim. bu ev istanbul'da olsa daha mutlu olurum çünkü istanbul'u çok seviyorum.
ama insanlar bu kadar sıkıntı çekerken o evde uyku uyuyamam bu da ayrı bir muamma.

neyse.

arkadaşlar çok meşhur bir bankanın kitap satış mağazasına gittim. bir sürü de kitap aldım.

kasada ilk önce iyi niyetli olduğunu düşündüğüm ama sonra tek derdinin kadın tavlamak olduğunu anladığım, insanlık seviyelerinin ilk basamağına bile erememiş biri vardı. ağzı laf yapıyor, kitapları biliyor, sempatik bir hava oluşturuyor.

alacaklarımı alınca bir kitap sordum. olması lazım bekleyin dedi. bekliyorum, başka işlerle meşgul. bakacağım, edeceğim... o arada bana şebeklik yapıyor. sonra bakmaya gidip geldi, ben de kitap bakmaya dalmışım, bir baktım beni seyrediyor. ne oldu dedim, depoda yok mağazada tekrar bakacağım dedi. acelem var dedim. numara bırakın dedi. pek tabii numaramı vermedim. ama vermem konusunda ısrar etti.

bakın bu daha önce bir kuaförde başıma geldi. adam o kadar kendinden emin ve ısrarcı ki ne kadar antipatik olduğunun farkında değil. bana diyor ki güvercinlerim var. plan benim etkilenmem ve bu güvercinleri görmek istemem. ben kanatlı her şeyden korkarım, kanat sesinden ödüm patlar.
yılandan veya fareden korkmam ama kanatlılar beni çok korkutuyor. bunu da tersledim o zaman.

başka bir kitapçıda da yine başka bir satıcı kartını verip, arayarak yeni gelenler hakkında bilgi alabileceğimi söylemişti. aramam konusunda aşırı ısrarcı bir şekilde…

buralara pek tabii bir daha gitmedim.

bakın, doğarak insan olunmuyor. ruhla insan olunuyor.

bu tarz kendinden emin ve güdü tatmin etmekten başka amaç taşımayan davranışları kümes hayvanlarında gözlemliyoruz. mesela horozda.

yani böyle davranıyorsanız seviyeniz bu.

sadece dış görünüşe bakarak bir insana eğilim gösterebilmeniz, seviyesizliğinizin göstergesi. bunu dün de yazdım.

9 yıl almanyada yaşadım ve böyle bir olay hiç başıma gelmedi. ima ya da his olarak bile gelmedi.

hakikaten iğrenç.
güse güse
çok zengin insanların sadece ve sadece önemli sanat eserlerini ya da mülklerini korumak amacıyla vakıf kurup çok yardımsevermiş imajı çizmeleri.

vakıf malları haczedilemiyor biliyorsunuz. vakıf olayı kadar sömürülmüş başka da bir kavram var mı? yok.

böyle zengin bir aileye ait vakfın pandemi sebebiyle öğrencilere verdikleri bursları kestiklerini okudum.

sevgili x,

öyle zenginsin ki, o öğrencilere ömürleri boyu o bursu verebilecek güçtesin. hatta bunu yapmak, zenginliğinin z'sine dokunmaz. o kadar zenginsin.

biliyor musun paralar mezara girmiyor?

büyük iskender demiş ki öldüğümde elimi tabutun dışında bırakın ki boş gittiğini herkes görsün.

paraları kazanıyorsun kazanıyorsun, bu paralarla mülkler ve sanat eserleri alıyor bir de onları koruma stresi yaşıyorsun. huzurun kalmıyor. insanca çıkıp sokakta yürüyemiyorsun. seni, sen yapan halktan korkuyorsun.

ne kadar acınacak haldesin ama bir gollumsun ve yüzükten başka şeyi gözün ne yazık ki görmüyor.

biliyor musun çıkıp servetinin yarısını ülkenin kalkınması için bağışlasan daha çok kazanırsın. çünkü allah kuranda benim için harcadığınızı ben size fazlasıyla veririm diyor. allah sonsuz zengin pek tabii…onun için harcamak, kulları için harcamak oluyor.

bunları anlayabilecek durumda mısın? emin değilim. ama allah'tan da ümit kesmiyorum.

lütfen o kestiğin bursları geri öde!
acarabi acarabi
açlık sınırının 8-9 bin seviyelerinde olan ülkemizde asgari ücretle çalışan milyonlara sözlükten geçinme ve ahlak dersleri vermek.
hakikaten çok garip!!!
6 /