belirsizliğe tahammül edememek

kahveden kupa kahveden kupa
size samimiyetle söylüyorum ki uzun yaşamanın sırrı bu mottoda: '' kötü bir son belirsizlikten iyidir!'' yıllarca hep bir şeyler için sabrettim.. 'belki öyle olmaz zamana bırakayım, değişir ya bekleyeyim.' resmen ruhumu yaşlandırmışım. bundan sonra hayatımda en ufak bir belirsizliğe yer yok, akıllandım. geliyor musun gel. gidiyor musun siktir git. ya beyaz ya siyah. ohhh dünya varmış. yaşadığımı hissetmeye başladım.
hatta bununla ilgili bir tweet vardı onu da ekliyorum buraya.


purge me purge me
önceden psikolojik bir rahatsızlık olduğunu okuyup "hayır" demiştim kendimden emin bir eda ile, hep yaptığım gibi. çünkü bana göre belirsizlikler, olasılıklara karşı daha fazla plan yapmayı ve her koşula hazırlıklı olmayı besliyordu ve insan çok daha güçlü oluyordu bu sayede. belirsiz durumlar sabır ya da zamanla değil, o an, o saniye, mümkün olan en kısa sürede çözüme kavuşturulmalıydı. çünkü atıyorum "x meselesinin" nereye varacağı hakkında toplam 5 olasılık vardı. bu olasılıkların hepsini değerlendirip, işin içine mantığı da katıp, bir olasılıkta karar kılıp, seçim yapılan üzerine oynamak zaman kaybından da kurtarıyordu.

şimdi daha sakin daha berrak bir zihinle bakınca, ilerlemenin önünde bir engel, hayatı kaçırmak olarak da görülebilirmiş bu duygusal durum.

belirsizliğe tahammülsüz insanlar kötü de olsa bir sonuç almak istiyor hızlıca. yeter ki, yaşadığı o ikilem, beynini kemiren o düşünceler, kötü kurgular, eskilerin deyimiyle o vesvese uzaklaşsın. zamana bıraksa belki olumlu noktalayacağı bir hadiseyi, sadece bu tahammülsüzlüğü yüzünden kötü olarak kapatıyor. çünkü zamanın ya da sabrın, belirsiz durumlar karşısında yeni olasılıklar yaratabileceği gerçeğine ikna olamıyor.

al-sat yapanlar aklıma geldi borsa dönemlerimde trading psychology meselesini çakma kısa makalelerden üstün körü araştırdığım için. sanırım burada kaybedenlerin de hatalarından birisi belirsizlik karşısında adeta çıldırmak.
topalkırkayak topalkırkayak
çevremde birkaç arkadaşımda olan durum. bir dönem bende de vardı sanki. "sikecem artık, ne olacaksa olsun" diye kendimi darlıyordum. geçti sonra. "olursa ekime, olmazsa sikime kadar yolu var" şekline geçtim zamanla. akışına bırakmak birçok sorunu çözebiliyor bazen.

belirsizliğe tahammül edememe olayını biraz yorucu buluyorum. hem kişinin kendisi hem de çevresi için. bazı olaylar birden fazla değişkene bağlıdır ve birkaç değişken bir araya gelmeden isteseniz de çözemezsiniz. böyle olduğunda, kendinize dert ettiğinizle kalıyorsunuz sonuçta. çok da şaapmamak lazım sanki.