ben içeri düştüğümden beri

1 /
adenozin tri psikopat adenozin tri psikopat
fazıl sayın nazım eserinde genco erkal tarafından okunan son derece içli bir müziğin fonda yer aldığı güzel bir nazım hikmet şiiri.

ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ona sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız : "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız : "adam sen de, bir iki hafta."

katillikten yatan osman,
ben içeri düştügümden beri,
yedi buçuğu doldurup çıktı,
dolaştı dışarlarda bir vakit,
sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
altı ayı doldurup çıktı tekrar,
dün mektup geldi, evlenmiş,
bir çocuğu doğacakmış baharda.

şimdi on yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat , geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri.
ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor.

pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
ben içeri düştüğüm sene.
sonra vesikaya bindi,
bizim burda,içerde, birbirini vurdu millet
yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
şimdi serbestledi yine,
fakat esmer ve tatsız.

ben içeri düştüğüm sene ikincisi başlamamıştı henüz.
daşav kampında fırınlar yakılmamış,
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya.
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
sonra kapandı resmen o fasıl,
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları.

fakat gün ışıdı her şeye rağmen ben içeri düştüğümden beri.
ve "karanlığın kenarından onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular" yarı yarıya...

ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
"onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,

ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır."

ve gayrısı, mesela benim on sene yatmam, lâfü güzaf.
onurene onurene
ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
"onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,

ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır."

ve gayrısı, mesela benim on sene yatmam, lâfü güzaf.

emekçi insanların böylesine güzel betimlendiği nazım hikmet şiiri. işin diğer güzel yanı ise nazım hikmet toplamda 10 yıldan fazla hapis kalmıştır. ama bunu bir abartı malzemesi olarak kullanmadan, düz hesapla şiirine yansıtması onun sosyalizm inancının ne denli kuvvetli olduğunu gösterir.

romantik komünist kalıbından kurtulamayan eleştirmenlere saygıyla duyurulur.
pipelette pipelette
"
ben içeri düştüğüm sene ikincisi başlamamıştı henüz.
daşav kampında fırınlar yakılmamış,
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya.
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
..."

insanın boğazında düğüm olup kalan satırlara sahip nazım hikmet şiiri.

ayrıca, nazım hikmet oratoryosu'nda yer alan, fazıl say eşliğindeki genco erkal yorumu illa ki dinlenmelidir.
illuyanka illuyanka
güneşin etrafında dünya on defa döndüğünde, bazıları için çok değişir, dışarı çıkıp yeni suçlar işleyip içeri geri dönerler ama bir adam, suçu yalnızca bizler daha insanca yaşayalım diye düşünmek olan, sözünü bunun için kullanan, sakınmadan, esirgemeden bizim için bir şeyler değişsin diye susmayan o adam çürürken içerde, yıllar sonra biz okuyalım diye şiirler yazar.

işte sanatın gücü de burdadır, gerçek sanatçı ise nazım hikmet gibi çağları aşandır.
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
müthiş bir eser. genco erkal'ın yorumuyla daha da bir enfes hale gelmiş. nefes kesici gerçekten.

"ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ona sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız : "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız : "adam sen de, bir iki hafta."

...

"onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,
çalgan çalgan
üşütmesin diye aklım gündüzleri düğme yapıp geceleri delip iliklediğim günlerde dinledim bu şiiri, çok ve uzun uzun ve korkarak ve dalıp giderek uzuklara..

nazımın o dediği tanrı mıydı dedim,
doğrudur, nazımın on senesi mikroskobik bir zaman onun için

nazımın bir haftada tükettiği kalem, 'o'na göre bir ömür, 'o' nazımın yazdığı kadar var. nazım 'o'nun üzdüğü kadar.
bi gayret et doğrulsana..
leopold leopoldoviç leopold leopoldoviç
nazım hikmet'in kemikleri sızlayacak, belki fazıl say bana sövecek, belki insanlar hiç sevmeyecek ama, dayanamıyorum tanrım ne yapayım..

affınıza sığınarak:


"ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında beş kere döndü dünya.
hocaya sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız : "beş senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız : "adam sen de, bir iki hafta."

iktisat okuyan osman,
ben içeri düştügümden beri,
yedi buçuğu doldurup çıktı,
dolaştı dışarlarda bir vakit,
sonra master’da tekrar düştü içeri,
altı ayı doldurup çıktı tekrar,
dün mektup geldi, evlenmiş,
bir çocuğu doğacakmış baharda.

şimdi beş yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat , geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri.
ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor.

pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
ben içeri düştüğüm sene.
sonra öğrenci evlerine geçildi,
bizim burda,içerde, birbirini vurdu millet
yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
şimdi serbestledi yine,
fakat esmer ve tatsız.

ben içeri düştüğüm sene domino isyanlar başlamamıştı henüz.
mavi marmara’ya çıkılmamış,
tsunami vurmamıştı fukuşima’ya.
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
sonra kapandı resmen o fasıl,
şimdi akkuyu’dan bahsediyor amerikan doları.

fakat gün ışıdı her şeye rağmen ben içeri düştüğümden beri.
ve "karanlığın kenarından onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular" yarı yarıya...

ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında beş kere döndü dünya.
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştügüm sene finaller için söylediğimi :
" oğlum final dediğin nedir ki, gider yazısı güzel kızın birinden alırız, çalışırız. kasmayın olm bu kadar ya.. hocalar biraz zalimdir evet, soruları yazanlar

ve kahreden yaratan ki onlardır, sövgülerimde yalnız onların maceraları vardır."

ve gayrısı, mesela benim okulu uzatmam lâfü güzaf."
zahidem gurbanımov zahidem gurbanımov
beni baya dövüyor bu şiir. kafamı gözümü morartıyor, kemiklerimi kırıyor, gözlerimi kan çanağı ediyor. aklım bunun kudretine vakıf olmaya yetmiyor. şahlanan şiir, bu. kuvvetli ve, nasıl oluyorsa, aynı zamanda sükut. incelerek, kırılganlaşarak, bir dünyayı, bir insanlığı "lâfü güzaf" bir on sene içinde ve ondan sonra da aynı ihtirasla umursayarak, kendi esaretiniyse narince kanayarak öldürüyor beni.

herkes tekrar etmiş aynı mısrayı, ama yine hatırlatalım:

"ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
"onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,

ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır.

ve gayrısı, mesela benim on sene yatmam, lâfü güzaf."


cigohendrix cigohendrix
bu şiir falan değil ayrı bi şey ağlatır,süründürür,öldürür,bu düzene isyan ettirir ve hala bu ülkede hiç bir şeyin değişmediğini görerek üzer.
aylak kadın aylak kadın
nazim oratoryosu' nun ikinci bölümü 'hapishane'de yer alan can alıcı eserlerdendir.

genco erkal, fazıl say ve nazım hikmet.

baska ne denilebilir ki.

'ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,
ve kahreden yaratan ki onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır,
ve gayrısı, mesela benim on sene yatmam, lâfü güzaf.'
lukslerimi verin bana lukslerimi verin bana
"ben iceri düstügümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya"
o'na sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız : "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.

diye başlayan şiir. gerisini okumaya her bünye dayanmaz. derinden sarsar, oturduğun yerde kala kalırsın. inandığın bütün değerleri unutursun küfredersin düzene. fazla da söze gerek yok. bir 10 yıl bu kadar mı vurucu anlatılır.

- ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında 10 kere döndü dünya.
şimdi on yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat , geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri.
ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor.
...


amaç hatırlamak hatırlatmak. nur içinde yat.


1 /