benim dayım bir şerefsizdi

kalemistik kalemistik
çocukluğumun bir bölümü her pazar köşe başında dayımı bekleyerek geçti.

annem ve babam ben çok küçükken ayrıldılar ve annemle birlikte yeni bir hayat kurduk. babama öfkeliydim. bizi bıraktığı, kahraman ikonum rolünü boş bıraktığı için onu affedemiyordum. zaten o da 7 yıl hiç gelmedi bile. bu süre zarfında insan baba rolünü birine biçiyor işte kendince. ben de dayıma biçmiştim. onun tuttuğu takımı tutuyor, hayvanat bahçesine onunla gidiyordum. bi'gün bana bir söz verdi. seni pazar günü maça götüreceğim, dedi. hem de tuttuğumuz takımın maçıydı. çok heyecanlanmıştım. o pazar sabah erkenden kalkıp evin önündeki direğin altında beklemeye başladım. tam 5-6 saat bekledim. gelmedi.

annem, "gel oğlum gelmez dayın," dedi.

dinlemedim.

dayım bana her hafta aynı sözü verdi. her hafta inandım. ve o hiç gelmedi. yaklaşık 2 ay böyle geçtikten sonra tuttuğumuz takımın ankara takımı olmadığını, her hafta ankara'da maçı varmış gibi hazırlanmamın aptalca olduğunu anlattılar bana. ben nereden bilecektim ki? ben futbol sevmezdim ve anlamazdım. ben dayım için tutmuştum o takımı.

velhasıl hayat küçük yaşta iki önemli ders vermişti bana: kimseye bağlanma ve kimseye güvenme.

vesselam...
yolcu58 yolcu58
baba yerine konulmuş dayıya "şerefsiz" sıfatı yapıştırmak için uygun düşmeyen bir çocukluk anısı.
şerefsizlik başka bir hâl.
öyle ki; bu hâl tarif bile edilemez.
belirli sınırları çerçevesi yoktur.
hep, "hadi ya. bunu da mı yaptın" dedirtir.