benny and joon

1 /
starsoup starsoup
yıllar önce izlediğim beni derinden yaralayan film. çok duygusal ve hoş bir johnny depp filmi. o zamanlar pek meşhur değildi kendisi.
felis felis
izleyen herkesin böyle "deli"cesine sevilmek isteyeceği film.
nitekim sanırım artık fazla akıllılarda böyle sevebilme kapasitesi kalmadı.
çok çok tatlı ama bir yandan da insanın içini acıtan, özleten bir film.

ayrıca johnny depp'in bulunduğu yeri ne kadar hakettiğini gösteren onun eski zaman
filmlerinden biridir.
pinkpillsandblueshots pinkpillsandblueshots
johnny depp'e hayran olmak için milyon bahane yaratan izlenesi film.

depp'in buster keatonvari numaraları da izlenmeye değer.

konusu ise 25 yaşında hala okuma yazma bilmeyen çocuk ruhlu bir genç (joon) ile anne&babasını kaybettikten sonra ruh sağlığını yitirmiş (benny) bir kız arasındaki son derece masumane aşk...

aynı zamanda tenis raketi ile patates püresi, ütü ile kızarmış ekmek yapmayı gösteren öğretici bir yapım.

bu filmi hep fonda "have a little faith in me" ve "i'm gonna be" şarkıları ile hatırlayacağım...
blondie blondie
insanda endorfin salgılanmasını tetikleyen,eğlenceli filmdir.daha filmin başında five hundred miles çalarken johnny depp* in elinde gördüğünüz üzerinde buster keaton yazan kitap filmde johnny deppin yine sıradışı bi karakteri canlandıracağının habercisidir,gerçi bunu tahmin etmesi zor değildir, o garip rollerin adamıdır ne de olsa, başarılıdır bu konuda.hatta filmde samin buster keaton ımsı bi şovundan sonra benny ile aralarında şöyle hoş bir diyalog geçmiştir:

b- bunun okuluna gittin mi?
s- hayır, bu yüzden okuldan atıldım.
b- cidden mi?
s- evet.

bir kere izlemenin yetmediği filmlerdendir.
janerizzoli janerizzoli
ağzım açık ve gülümseyen bir edayla izlediğim, müzikleri ve senaryosu çok şeker, keyif dolu bir film...

o çılgın sihirbaz vari sam karakteri johnny deep'in üzerine cuk oturmuş...

iki kaçık karakter birbirine masumane şekilde aşık oluyor ve filmin sonlarına yaklaşırken keşke bir devam filmi olsaymış bari de filmi azcık daha izleseydik diye içinizden geçiriyorsunuz...

(bkz: aşk bazen bir delilik halidir)
pseudo pseudo
akıcı, bitiminde hoş bir gülümseme bırakan film. joon tescilli deli, ama sam ondan da deli, iki deli ise ancak bu kadar sevimli olabilir. film sam'in sıradışılığı ile bol bol güldürse de, joon'a olan sevgisi gerçeklik ve normalin tanımları üzerine düşündürerek, satır aralarında bol bol modernizm eleştirisi barındırıyor. modernizmin tek en iyi bakış açısının aksine, sam'in dünyasında ütü ile tost, tenis raketi ile patates püresi mümkün. sam ve joon'u farklı kılan ortak nokta onların gerçekliklerindeki en iyilerin, sıradan ile farklı olması. ne de olsa, kuru üzümler, kurutulmuş üzümden çok, suyu sıkılıp öldürüp,aşağılanmış zavallıcıklar.
joon sam için normalken, diğerleri için tımarhanelik bir deli. peki gerçek kime göre olmalı?
(bkz: kime göre neye göre)
kekremsi kekremsi
mutluluk hapı gibi film; şekerleme gibi, sihir gibi; gülümseme gibi.

hayat belki gerçekten sandığımız kadar ağır bir şey değil; kuş sıklet! hayat 'sam' gibi de biz joon olamıyoruz. benny gibi complicated'larda takılıyoruz.

biri resmi dokunarak, boyasının tadına bakarak tanıyan; diğeri onu, resmini yaparak algılayan, iki: "biraz deli olmasının dışında oldukça normal" insanın filmi.

esprilerin hepsi yumuşacık, lokum gibi ağızda dağılıyor, yüze yayılıyor. 'van gogh' kısmı beni bitirdi.

sonuç olarak bir vileda fırçası, ütü (ve hatta masası) bir raket ve daha neler (amanın daha neler) asla sadece bildiğinizi sandığınız şey değildir.

ve johnny adamım seni hala üstüne atlayıp yemedilerse, bu filmin sihrine hakikaten inanmak gerek.
anime anime
bir deli masalı filmi. bir deli aşk masalı, uyum, mutluluk.

yaşadıkları dünyada "ucube" olarak tanımlanan iki insan, sıradanlıktan bıkmış ve farklılıklarını içlerinde yaşıyorlar. biri umursamazken diğeri deliriyor. bir delilikle birbirlerini buluyorlar.

johnny depp'e birkez daha hayran bıraktırıyor film. kaçık rollerini pek güzel beceriyor bu adam.

mary stuart masterson, pek güzel bir deli. delilik hallerinin pek hoşuma gittiğini söylemek isterim.

böyle bir uyum ancak filmlerde oluyor diye düşünmek istemiyor ve "sam" tadındaki ucubemi bekliyorum.

soundtracklerinin de pek güzel olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.
austen austen
johnny deepin harikalar yarattığı,delicesine bir aşkın anlatıldığı aynı zamanda öğretici (mesela ütüyle tost,tenis raketiyle patates püresi yapmayı öğrenebilirsiniz) müzik seçimiyle bana göre oldukça başarılı 90lı yılların başında çekilmiş film...
bellaluna bellaluna
johnny depp'in film boyunca sergilediği chaplinvari hareketlerini izlemek çok keyifliydi. akıl hastası bir kızla da ancak çok normal olmayan biri öyle iletişim kurabilirdi zaten, akıllıca. sıcacık bir film, izleyin.
1 /