bilinç akışı

alternatif maliyet alternatif maliyet
bir roman tekniği. herhangi bir olay anlatılırken çeşitli zamansal sıçrayışlarla, bilinç bir konuya tam olarak odaklanamadığından başka -alakasız gibi görünüp aslında bilinçaltı çağrışımlarının bir sonucu olan- düşünceler de yazılır, bu da yazıyı çoğu zaman karmaşık bir hale sokabilir. iyi kullanılmadığı takdirde tipik bir saçmalama örneği olacağından pek az yazar bu tekniği uygulamaya cesaret edebilir. en iyi örnekleri virginia woolf, james joyce ve william faulkner da okunabilir. [ing. (bkz: stream of consciousness)]

*
cordell cordell
amatör bile olmayan örnek : "gece..yağmur..ben..nerdeyim..uzakta..beynim acıyor ve ben onlardan değilim..olmamalıyım..gece..yağmur...ben..."
zeuscan zeuscan
bir gün yoldan geçtim seni gördüm hayatsız ümide baktım bu kollarına beni öpeceksin sanıyordum ama sen beni geçtin hiç görmedin hiç bakmadın ben bunu uzun zaman önce aldattım bıraktım terk ettim ama ben yine seni çok sevdim ben sen yoldan giderken ben yine arkandan bakıyordum dedim belki bu bana geri döner sen bil ki sen geri dönmedin beni yıktın beni kadere duymadın hiç beni sevecektin lanet olsun bu aşka lanet olsun bu sevgimize seni doyyıllarca öptüm koynuma alacaktım lanet olsun bu hayat lanet olsun bu sevgim seni çok sevmiştim sen neden bana böyle yaptın sen beni böyle yapmasaydın seninle uzun bir zaman hayal kuracaktık ben o hayali hala düşünüyordum seni çok sevecektim hayatım hayatım leyla

welcome to facebook - log ın, sign up or learn more facebook is a social utility that connects people with friends and others who work, study and live around them. people use facebook to keep up with... facebook
bilgekaya bilgekaya
uzundur bu türden bir not aklımdaydı, bu gece isparta'da eve gitmek için zorunlu olarak eski hal binası yerine yapılan ve yıllardır inşaatı süren yeni devasa avm'nin çevresinden dolanırken bir ânda, bilinçakışı hâlinde, aklımdan geçenlerdir:

biz insanlar özellikle kent ortamında, 10 yıl kadar önce bütün ayrıntılarıyla ortaya koyduğum "bok böcekleri teorisi"ne uygun bir şekilde yaşıyoruz, bize hakim olan doğaya düşmanlığımız akla hayale sığmayacak içgüdüsel bir saplantı boyutunda.

özetle kendi pisliklerimizde yuvalanıp iş aş hayat üretiyoruz ve bu pisliklerin yerini değiştirmek üzerinden rezil varlığımızı sürdürüyoruz; aslında büyük ideallerimiz güzel gelecek beklentilerimiz falan yok varsa yoksa tek derdimiz sadece yarın...

bütün ulaşım iletişim vesair teknolojileri bu çerçevede değerlendirmek mümkün, gayet sistemliyiz, hatta normal bir insanı evi işi arasındaki ilişki ağları arasında bir fiberoptik kablo gibi düşünüp ona göre değerlendirmek bile pek mümkün.

akıl-çıkar birliği bağlamında içinde varolduğumuz ve saçmasapan işler ürettiğimiz kapitalist model çerçevesinde her şey merkezleşip tek tipleşiyor, yeni fetişizmi ve farklılık hastalığı düzenin en büyük silahı; lüks de tamamen bunlara hizmet ediyor.

otomobilden cep telefonuna elektirikten doğalgaza çevremizi saran devasa ağdan aslında nefes almamız bile mümkün değilken bu ortama bile uyabiliyoruz; yıldızları gördüğümüz rüzgarları hissettiğimiz ve yağmuru duyduğumuz falan yok.

özellikle mimari planda tamamen kunt güzel duygusunda ferah algısından uzakta mekânları ele güne karşı diyerek paylaşmayı sürdürüyoruz, hayatın keskin köşeleri yokken dörtduvara hapsoluyoruz, parkarası yürüyüş yolları bile köşeli...

akp hayatı dört bir yandan kuşatan bir sürü dönüşüme imza atarken saçmasapan yapay gündemlerimizi tartışıyoruz; fazıl say'mış, kürtajmış, sezaryenmiş, laiklikmiş, uludereymiş, inş'ymiş, bilmemneymiş bilmem neymiş.

özellikle kent merkezlerinde cumhuriyet'in seçkinlerine ait yolan mülklerin tamamına el konması yeni yasalar ve yeni devlet düzeni çerçevesinde sadece ân meselesi; akp'yi destekleseler ya da desteklemeseler de karşısında durmayışları sonlarını getirecek...

akp'nin yamyamlarına yağma edilecek alan gerek, akp devleti ele geçirip yeniden düzenlerken hukuk düzenini osmanlı eksenine çevirdi, aslında her şey devletin mülkü, yasalar çıktığı gibi o yasaları uygulayıp denetleyecek otorite de düzenlendi.

akp seçkinleri sektörleri daha önce el konulamayan bütün değerli şirketleri ele geçirerek yönetir duruma geldi, dış destekle yapılan satınalmalar emperyal heveslerle birleşti; hukuk da yanlarında artık sıra temelden bütün mülkiyete geldi...

burjuvalarımız 12 marttan bu güne nato ordusu ve ab-d desteğiyle darbeleri örgütlerken aman solcu olmasın da ne olsun diye diye halkı öğretmenden alıp imama teslim etti; sonucunda kendi ayaklarının altındaki zemin eriyip gitti.

oh olsun demiyorum daha da beter olsunlar diyorum; cumhuriyet yıkılırken siyasete kaynak ayırmadan eğitime kültüre pay çıkarmadan sadece kamu zoruyla mülkiyet güvencesi sağlamayı hayal ederlerken bu gelen düzeni hayal dahi edemediler.

şimdi görece hak aranan eski düzen yıkılırken parası olup da sesleri çıkmayanların ne destek beklemeye hakları var ne de çıkartabilecekleri sesleri var; bütün değerli mülklere haramiler üşüşecek, ya da haraçları büyüyecek.

olan biten bütün insan hareketi dijital açıdan denetim altındayken mali hareketin bundan ayrı tutulması beklenemezdi; asıl fişlemeler mülkiyet üzerinden gerçekleşiyor, devlet pusuda neyin var neyin yok üstüne yatıp çökmeyi bekliyor.

işte bu yüzden artık kimse sınıf atlama hayali falan kurmasın, atadan kalma akla zarar mülkün yoksa ücretli emeğinle modern köle olacaksın; nüfusu ve küresel koşulları gözönüne alınca karın tokluğuna çalışacaksın.

içim karardı, çok sıkıldım; müziğe kaçıyorum.
bilgekaya bilgekaya
epeyce müzik dinledim, son yazdığım nottan hareketle acı da olsa kurtuluş hakkında yazacaklarımı toparlayacak olursam kısmen şunları not etmem mümkün; ama eşlikte hüsnü arkan'la "yeniden!" desek güzel olur sanki:

özellikle ulaşım alanında yatırım tercihleri vesair konularda akp'nin ekonomi politikalarını değerlendiren kaleme rastgelmek neredeyse imkansıza yakın, tamamen maalesef tamamen eski ezberler üzerinden hareket ediliyor; bu aşılmalı.

sonrasında yaratacağı istihdam açığı endişeleri bir yana bırakılmasa bile tamamen dışa bağımlı şişen havayolu ve karayolu taşımacılığı bu modelle birlikte eninde sonunda patlayacak; enerjisi dışa bağımlı bir ülkede akıldışı bir lüksü yaşıyoruz.

yeni eylem biçimleri geliştirmek konusunda bile cidden aşırı derecede fakiriz; olsak güzel olurdu ama sosyalizm yok, yetmişlerde değiliz, insanlar heyecanlı değil, yürüyüp görünmek bir yana burada bile imza atmaktan çekinir hâldeler.

mâlumu uzatmaya gerek yok hatırlansa yeter ama şu soru hayati ve cidden çok ama çok önemli: "kurtuluş nasıl, ne zaman, nerede?" daha öncesinde de soranlar düşünenler vardı ama inançla; bugün maalesef inanç yok, hem de hiçbir yerde...

"huzur islâm'da" deyip sulandırmadan evvel kurtuluşun hâlihazırdaki örgütlü ve bireysel çalışmalarla gerçekleşmeyeceğinden adımın bilge olduğunu bildiğimden daha eminim. yeni bir durumda, yeni bir zamandayız; hiç ama hiç yaşanmamış.

merkezi, her şeyin istanbul'da, new york'ta, londra'da, moskova'da, pekin'de, tokyo'da, münih'te ve paris'te kararlaştırıldığı bir dünyadayız; ülkede üretim tüketim akım vesair ne oluyorsa her şey ama her şey istanbul'dan yayılıyor.

bu tehlikeli, çok ama çok kötü, sonucunda bütün değerler istanbul'da toplanıyor. ayağı bulunduğu yere sağlam basan insanlar ve örgütler olmadığı sürece daha uç boyutlara ulaşacak; olacaklara hazır olmanın sorumluluğunu taşımalıyız.

bu sorumluluğu anlatmadan önce kurtuluşun yeri ve zamanı konusunda tahminimin notunu düşüyorum: büyük istanbul depremi kurtuluşun başlayabileceği gündür; acı olsa da başka yolu yoktur ve istanbul'un büyüklüğü sürdürülebilir değildir.

o gün neler olacak ve kurtuluş nasıl gerçekleşecek sorusunun yanıtı şuradadır. o gün zaten sürdürülebilir borçlara sahip olmayan ekonomi yeniden kurulmak üzere çökecek, ayakları bulunduğu yere sağlam basanlar hayatı yeniden kuracak.

o merkezi sapkınlıktan kurtuluş sırasında doğacak kaostaysa siyaset yeniden şekillenecek, su yatağına oturacak. eylem ve örgütlenme biçimleri açısından denenecek modeller izlenecek yollar tartışılırken şunlar unutulmamalı:

1) şu ân bulunduğumuz ortam her tür görsel ve işitsel araçla desteklenerek fikir yayma aracı olarak kullanılmaya uygunsa da bunu profesyonel olarak değerlendiren bir irade nedense hâlâ ortada yok, bunu anlamaksa mümkün değil.

2) dinç, çalışkan, başarılı olmayan insanların inandırıcılığının olması mümkün değilken özellikle seçenek olması gereken siyasetler maalesef miskinler tekkesi, kaybedenler kulübü izlenimi veriyor; örgütler doğayla, hayatla barışmalı.

3) yaşam derneği gibi isimlerle sağlıklı yaşam organizasyonları adı altında örgütlenecek çalışmalarda orta-üst sınıfın beyazyakalılarına ulaşılıp yeni bir dünya talep etme fikrine yaklaştırılarak bu insanlara siyaset aktarılmalı.

4) kentlere ve stratejik karar merkezlerine hakimiyet ancak burjuvazinin askerden sadık köpeği olsa da huzursuzluğa mahkûm olan bu tayfayı kazanmakla mümkün olabilir; bodoslama devrimci ezber jargonu onları ürkütür.

5) yeni eylem biçimleri arasına dağlardan kırlardan çöp toplayıp akp-f kuvvetlerinin simgesel merkezlerine basın açıklamaları eşliğinde bırakmak, avrupa merkezlerindeki gibi sosyal ağdan örgütlenip doğaçlama sokak partileri düzenlemek...

zor da olsa geç de olsa yeni bir dünya hâlâ mümkün; denemek zorlamak ve düşünmek gerek. istanbul'dan kurtulursak orayı yeniden güzel bir şehir yaparsak her şey çok daha kolay, o da doğanın elinde, hazırlıklı beklemeliyiz.