bir delinin hatıra defteri

1 /
ornitrin ornitrin
bugün : bugün kuyuya bir taş attım, oradan geçen birisi görüp yanıma geldi, kafasını kaşıyarak kendi kendine konuştu, bir de bana deli diyorlar ya...

şugün : dün ataş attığım kuyunun başında üç kişi toplanmış hararetli hararetli konuşuyorlardı, uzaktan izledim, bütün gün konuşup durdular.

ogün: kuyunun başındaki kalabalık artmış, adamın birisinin beline ip bağlayorlardı, kasabanın çocukları geldi izleyemedim, geri döndüğümde kalabalık daha da artmıştı. sonra birisi öne çıkıp lider olduğundan bahsetti, ilk gelen itiraz etti, ufak bir arbede yaşandı. her kafadan bir ses çıkıyor, kalabalıktan homurtular yükseliyordu. uzaktaki bir ağacın gölgesinde çekirdek çitleyerek izledim.

ertesi gün : kalabalık bugün iyice artmış, gruplaşmalar olmuş, havada gerginlik var. bana da eğlence çıktı işte. kavga etmelerini izlemek için bekledim, ama onu bile beceremediler, herkes karşısındakinden korkuyor ve ilk hamleyi yapmaktan çekiniyor. ara sıra itişmeler olsa da, genelde ağız dalaşında kalıyor. bu insanların ne yaptığını anlamıyorum, acaba bu yüzden mi bana deli diyorlar?

daha ertesi : saat 4. saat 4'e kadar izledim, kuyunun etrafında seyyar satıcılar da toplandı, bazı ufak gruplar ayrılıp kendi aralarında kumar oynuyorlar, bahis de düzenliyorlar galiba
.
.
.
void void
sevgili günlük,

biliyorsun uzun zamandır bunu istiyordum. çok dayak yedim ama değdi. geçen hafta mahalle imamından yediğim dayağı anlatmıştım sana. adam pis kovalıyor, tekmeleri de sağlam. mahalle takımının santraforuymuş nerden bileyim. cüppeyle koşarken süpermen'e benziyor. çok heybetli. ödüm patladı.

yediğim dayaktan akıllandım, bu sefer komşu mahallenin camisine gittim. beni tanımadılar. hoca abdest alırken kafasına odunla vurdum, hemen bayılmadı. dört beş kere vurmak gerekiyor.

bu kıyafetler acaip havalı, fır fır rüzgar alıyor. ogh.

içtima alırken iki üç tanesine daldım. sağdan say diyorum salak bana bakıyor. bi tanesinin kaşı açıldı, bi hafta istirahat verdim. hoca olmak ne güzel.

vaaz verirken uyuyan bi adama minberden uçar tekme attım. acile kaldırdılar. hutbeden sonra sınav yaptım. geçemeyenlere istikamet verdim.

ikinci rekatta dışardan siren sesleri geliyordu. cemaati secdede bırakıp gizliden kaçtım.

cop çok acıtıyor. bir iki gün dışarı çıkmamak lazım.
cohen cohen
önce efsane oyuncu genco erkal'ın inanılmaz yorumuyla tiyatro kronolojimizde yerini almıştır.
oyunun erkal'ın bir "iç hesaplaşması" olduğu da söylenir.
bu rivayet, erkal'ın istanbul üniversitesi psikoloji bölümü mezunu olduğunu hatırladığımızda derinlik kazanacaktır.

okuduktan ve izledikten sonra bir kez daha anladım:
"bu dünyayı deliler yaşattı".
zinkafnun zinkafnun
koca salonda herkesin kanını donduran oyundu; ancak bir tek ben ağladım.

zaman zaman delireyazdığım ve gidip geldiğim o yerden dönemeyen birini gördüğüm için mi, bilmiyorum. erdal beşikçioğlu "anne, kurtar beni" dedikçe, ben ağladım.

'bir delinin değil, deliren bir adamın hatıra defteri…' olarak lanse ediyorlar oyunu; gözünüzün önünde biri deliriyor gerçekten.
siz hepiniz ben tek siz hepiniz ben tek
galip tekin'in adı buna oldukça benzer bir çizgi öyküsü vardır yıllar yıllar öncesinin oğuz aralgırgır'ında.

23 aralık 1984'te çıkmış 642 sayılı gırgır'da başladı bu çizgi öykü. ufak bir spoiler vereceğim ama zaten kaçınız gırgır'ın bu sayısını okumuştur ya da eline okuma şansı geçecektir günün birinde.

galip tekin öyküsüne şöyle başlar:

" "bir delinin hatıra defteri"ni duymuşsunuzdur, hatta okumuş veya seyretmişsinizdir.. şimdi size onun çok daha dehşetlisini anlatıcam.. şu yanda gördüğünüz adamın adı affan bey!"
..

(bkz: bir manyağın hatıra defteri)
exodus exodus
artık dayanacak halim kalmadı.tanrım! neler yapıyorlar bu adamlar bana.duymuyor, görmüyor, dinlemek istemiyorlar beni.ne yaptım onlara?neden eziyet ediyor, benim gibi zavallıdan ne istiyorlar, ne verebilirim onlara?hiçbir şeyim yok.bittim artık dayanamayacağım.işkencelerinden başım ateşler içinde yanıyor, her şey dönüyor gözlerimin önünde..yok mu beni buradan kurtaracak biri? bir troika, yıldırım gibi atlar koşulu bir troika gelsin.babayiğit bir arabacı sürsün aslanlarını, şıngır şıngır ötsün çıngıraklar.uçursunlar beni bu cehennem dünyasından.uzağa, çok uzağa..
hiçbir şey görmeyeceğim, duyamayacağım bir yere.işte gökteki bulutlar kabarıp dönmeye başladı önümde, uzaktan bir yıldız parladı.ormanların loşluğu, ayın donuk ışığı gözümün önünden kaydıkça kayıyor.ayaklarımın altında mavi bir sis şeridi yayıldı.havada gerilen bir telin vınlamasını duyuyorum.bir yanımda deniz, öbür yanımda italya.işte rus köylerinin karanlık evleri belirdi.oracıkta bir karaltı halinde gördüğüm küçük ev benim evim mi yoksa? pencerenin önünde oturan kadın anam olmasın? anacığım, kurtar zavallı oğlunu! ağrıyan başına bir damla gözyaşı akıt, ne olur.gör, nasıl hırpalıyorlar evladını bağrına bas mutsuz öksüzünü.yok onun yeri bu dünyada artık, insanlar aleminden attılar onu.bari sen acı hasta oğluna anacığım..
şey, haberiniz var mı? cezayir beyinin burnunun altında kocaman bir ben varmış!

tek kelime ile harika bir eser.
regulus regulus
erdal beşikçioğlu'ndan izlerken, aha adam şimdi düştü, şimdi düşecek, anam anam kafası yarılacak diye kasılmaktan oyuna tam konsantre olamadım. adam oynamasa sadece o hareketleri yapsa gene deli gibi alkışlardık. bir de üzerine oyun oynadı.
bu günlerde ankara stüdyo sahne'de izlenebilir.
just for now just for now
bazen çok bunalırım, pencereden atlarım. zaten giriş katında oturuyorum. altta bizim küçük bodrum var. benim hiç köstebekli kazağım olmadı. olsaydı onu philip' e giydirirdim. philip benim köstebeğim. bir filmde köstebeğin adı philipti. zaten köstebek günü diye bir şey var. ben hiç öyle bir günde bulunmadm. ben bir bulutum.

eskiden şakalaşırdık. kolların ne güzel. küçükken sütten de olsa bıyık severdim. ben hiç değişmedim. mesela ben tac mahali görmedim ama, hastanın hardal olmadığını biliyorum. çünkü o bir insandır.

ben balıkların kafasını hiç yiyemem. ben zaten balık da yiyemem. şaka şaka yerim. gözümün içine içine bakmasın yeter. gözümün içine bakılmasından hoşlanmam. balıkların suratı hep ifadesiz farkettin mi? neden biliyor musun? yaşam ile ölüm arasında hep tetikte duruyorda o yüzden. balıklar aptal mı yani şimdi? yalan.. yatağımın altında eski su kaplumbağımın fanusu var. hep bir su kaplumbağası olmak istemişimdir. çünkü onlar hep gülümsüyor, çünkü onlar hep mutlu.

kitaplar için gecenin karanlığı kesilseydi eğer, ay ışığı hep götürürdü yazdıklarımızı. çok üzgün olurlardı diye. ama ben zaten beyazla yeşili ayrı ayrı severim. italyan olabilir miyim? bayrağı için bir de kırmızıya ihtiyacım var. o da zaten kanımda var. bugün resim yaptım. ama boyalarım yoktu. ben de saçlarımı kullandım. saç baskısı yaptım. patates baskısı demode olmalı. tiyatro oyunu oynamak istiyorum. tek kişilik, sadece susarak.
paşa bebesi paşa bebesi
gogol' un ötelik öyküsü. sahnelendirilmiş hali iyi bi' modelleme istiyor. aksi takdirde seyirciyi tatmin etmez ve sıkıcı bir hal alır. oyun ve pratik etüt için;

"ne kadar üzerine düşersen düş, ya çok iyi bir performans çıkarırsın ya da çok kötü. ortalama oyunculuğu kaldırmaz. sebebi çok açık; tek kişilik bir çok köklü oyunda olduğu gibi kendi konsantrasyon sınırını aşman gerekir."

diyebilirim. öte yandan :

nihal yalaza taluy çevirisini bizzat tavsiye etmek üzereyim. zaten diğer basımları "bir delinin güncesi" şeklinde pazar buluyor. sonuç olarak sahnede vücut bulmuş hali enfes. yamulmuyorsam önümüzde ki günlerde tekrar ve tekrar erdal beşikçioğlu' nun tatminkar oyunculuğu ve doğru konsept tercihi ile ankara dt' de devam edecektir.
1 /