bir erkeği ağlatan duygu

büyük harf yetmezliğinden komaya giren yazar büyük harf yetmezliğinden komaya giren yazar
bazıları için babasızlıktır. şuraya bu durumu anlatan bir yazı yerine izninizle direkt kendimi bırakayım.
bir baba çocuğuna kızarken ne yapar, onu severken nasıl davranır bilmiyorum. babayla aynı sofrada oturmak nasıl bir şeydir, bir yanlış yaptığınızda onun karşısında nasıl durulur, gözlerine nasıl bakılır onu da bilmiyorum. evde, okulda, sokakta ve hayatın diğer alanlarında koşturup dururken ''nasılsa babam var'' dedirten o güven duygusu nedir bilmiyorum. bildiğim tek şey, bir babam varmış benim de ama ben doğmadan o göçüp gitmiş bu dünyadan.
hiç tanımadım kendisini, sadece adını ve mezarını biliyorum. ama anlatılanlara göre güzel bir adammış, eskinin devrimci bıyıklı abilerindenmiş.
ürkek ürkek
ebeveyn olmak en kuvvetli duygulardan biri sanırım. son iki haftam sürekli koşturmayla geçiyor. hastaneler, tahliller, doktorlar...oldukça stresli ve gergin bir dönemden geçiyoruz. peder bey oldukça etkilendi şu süreçte. sürekli sen moralini bozma, her şey düzelecek diye moral verirken gözleri doluyor.

kıyamam onlara. kendi canı yandığı zaman sesini çıkarmayan insan, çocuğunun canının yanmasına dayanamıyor. yaş kaç olursa olsun bu durum değişmeyecek. rahmetli dedemin bir sözü vardı; "insanın yavrusu kendisinden değerlidir, yavrusunun yavrusuna ise değer biçilemez." nur içinde yatsın iki gözümün çiçeği.
taliyoldangelipanayoldakiarabayayolvermeyentraktör taliyoldangelipanayoldakiarabayayolvermeyentraktör
arkadaşınızda kaldığınız bir sabah annesi ve babasıyla aynı sofraya oturursunuz, birden boğazınız düğümlenir ve her gününüzü birlikte geçirdiğiniz en yakın arkadaşınızın ve ailesinin şaşkın bakışları eşliğinde ağlarsınız.

babası hayatta olup da babasızmış gibi yaşayan o ufak çocuğu hatırlatan duygudur.

bugün, 35 yaşına merdiven dayamış olsanız da o duygu her yerde karşınıza çıkabilir. bazen bir kahvaltı sofrasında, bazen bir caddede, bazen de bir filmde..
poppy poppy
...dün akşam hayat bana sevdiğim adamın evliliğini gösterdi.

- bu, hayatın bana attığı ilk gol değil.-

işte dün akşam ki seromonide sevdiğim adamın annesi mikrofonu almış ve bir konuşma yaparken, ben sevdiğim adamın gözleri dolu videosunu çektim.

herhalde bu başlığa, bu durumda "annesinin evlenirken konuşma yapması" diyebilirim.
neverendingblueroad neverendingblueroad
aynı zamanda kadını da ağlatan duygular sanırım, zira girileri okurken ben de hüngür hüngür ağladım. babasının, eşinin, oğlunun ve yakın dostunun ağlamalarına şahit olan biri olarak diyebilirim ki erkeklerin ağlamalarının en büyük sebebi çaresizlik. özellikle güçlü erkeklerde bu daha net kendini gösterir. her zorluğun üstesinden gelmeye alışık olan bünyeleri eli kolu bağlanınca kaldıramaz bu durumu. sonra da tutulamaz o yaşlar. bana da pek dokunur işte bu.
arhavili arhavili
babamı hiç ağlarken görmedim. babaannemin cenazesinden bir gün sonra köyde oturduğu evin bahçesindeki ağaca kafasını yaslamış ve kafasını vura vura ağlamaya başlamış. köylüler deliluk yapti deliluk yapti diye yıllarca söylediler. ben görmedim.

bazen cenazelerde ağlayan adamlar görürüm. şunu sorarım kendime " bu insanlar ölene mi ağlıyorlar yoksa kendi kayıplarına mı? veya kendilerine mi ağlıyorlar? o kişiyle yaşadıkları suçluluk duygularına mı yoksa?"

kendi hayatıma baktığımda ise hiç deliluk yapmadım. ama ağlamışlığım vardır. bu evrene ait olmayan bu karmaşadan hırstan egodan kavgadan uzak, hayatın dışındaki kimsenin bilmediği küçük hikayeler hüzünlendirir beni. mesela bir gün bir kişinin öldüğünü duyarız. üç yıldır yatalaktı derler. sanki o kişinin o üç yılı bizim zaman dilimimizin dışına itilmiş o kişi orada unutulmuştur.

çaresiz bir kişinin bir başkasına yük olmama hali hüzünlendirir beni. onun sırıtmayan sessiz efendiliği, insani duruşu hüzünlendirir.

insana ait küçük hikayeler, çaresizlik, işsizlik, parasızlık, hasta yalnız annesiyle hastanede sıra bekleyen insan, orta yaşlı zihinsel engelli oğluyla ele ele gezen yaşlı baba, toplum içinde her cenazeye düğüne gelen ama yok sayılan tanıdık, kendini savunamayan çocuk, köyünde tek kalan yaşlı, kolları kesilen yavru köpek, kıyıya vuran bebek, kucak kucağa intihar eden aile, oğlunu okuldan alıp balkondan atlayan baba, hergün her saniye bu evrenin dışından bizim dünyamıza giren daha bir çok şey.

adaletin yok be dünya. yalansın yalan dünya.


oysa hayat dediğimiz şeyin anlamı mutluluk değil midir? gerçek mutluluk anılarda eski fotoğraflarda hüzünlü tınılarda değildir. gerçek mutluluk mutlu olduğunu bildiğin o andır. mutluyum be dediğin o andır.

bir erkeği ağlatacak o kadar çok şey varki etrafımızda. duyguya ne gerek var. deli oluruz deli bunları görünce. deliluk yapti derler delulik yapti kafasini ağaçlara vurdi derler. aylarca arkamızdan konuşurlar. işte insanımızın günümüzde en büyük gerilimi ve huzursuzluğu bu delirmeme mücadelesidir. bu bazen savuran bazen kişiliksizleştiren bazen gamsız kılan zor bir mücadelidir. bu delirmeme halinden kişiyi kurtaran tek duygu sevmektir. kişi bazen bilerekte sevmeli...