bir insan nasıl hissizleşir

balkanlardan gelen soğuk hava dalgası balkanlardan gelen soğuk hava dalgası
korku ve çaresizlikten sevgili insan kardeşlerim.

doğunca başlıyor aslında her şey. eskiden insanlar küçük bir dünyada yaşarlarmış. ufak bir köyde, bir kasabada mesela. ve orada ne varsa onu bilirmiş. ama biz dolu dizgin bir dünyaya geldik birden. kötülüğü çokça gördük, ölümleri çokça gördük, zulümleri çokça gördük ancak dur diyemedik; çünkü ya gücümüz yetmedi ya da cesaretimiz. sustuk ve izledik her şeyi; çok ölümle az ölüm arasında bir fark olmadığını öğrendik. ya da fanatik birer ideoloji magandası olarak ölümlerden zevk alarak izledik olayları. birilerinin yok olması bizi mutlu ediyordu ama her insanın bir hikayeye sahip olduğunu düşünmedik bile bu yüzden. fark etmeden duyarsız birer zombie olduk adeta.
house md house md
bir zen anı her şeyi değiştirir de ondan.

o zen anıdır ki salt iyi bir insan olma idealinizi sorgulatır ve nötrler. gökten fil yağsa şaşırmayacak, ornitorenkler parti kursa üye olacak konumdasınızdır artık.

neden? "yukardan bakmaya" başlamışsınızdır; yukardan derken burnunuz büyüdüğünden insanları aşağılamak anlamında değil, "üstten" bakmak... "yörünge seviyesinden" bakınca dünyaya, bütün eylemlerin gitgide anlamsızlaştığını gözlemlediğinizden, zeniniz "koyulaşmaya" başlamıştır. bu da "farkındalığın" uyuşturucu etkisini ortaya çıkarır, hissizleşirsiniz.

nietzsche reyiz, boş konuşmaz: "bir uçurumun içine baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakar!"
portatif düşün portatif düşün
hissizlik deyip geçmeyin çağın vebası mı dermanı mı ben şüphedeyim. bunca rezillik içinde, bilinçli bir ruhun kendini koruma çabası olarak görüyorum ben durumu. bu dünyada yaşamın karşısında olan bir kitle var çünkü yaşamayı seven, insanca hassasiyetleri olan, içten gülen, duru olanların karşısında bir kitle. ne zaman yaklaşsan kokuşmuş nefesler, buz gibi tenler. öyle ki senin tahayyül edemediğin bir kötülüğün esiri olmuşlar. şairin dilinde engerekler, çıyanlar, ekmeğimize aşımıza göz koyan puştlar bunlar. hissetmeyin arkadaşlar, hissetmeyin ki ciğeriniz solmasın.
''hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm''
topalkırkayak topalkırkayak
daha önce yaptıkları şeye istediği gibi karşılıklar alamayarak. örneğin, etrafımda insanları önemseyip, onlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorsam ve onlar beni umursamıyorsa bi yerden sonra bana ne lan ne halleri varsa görsünler diyip tepki vermemeye başlayabilirim

ya da sürekli birilerini sevip karşılığında bir şekilde kazık yemişsem, yine bi yerden sonra sikerim lan, bundan sonra merhaba merhaba moduna geçebilirim. bu da, ileri zamanlarda hissizliğe sebep olur.

işle ilgili bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorsam ve beni dinlemiyorlarsa bi yerden sonra bana ne amınakoyim memleketi ben mi kurtaracağım havasına girebilirim. bu saatten sonra oluşacak hiçbir durum beni ilgilendirmez.

özetle, hayal kırıklığı hissizleştirir arkadaşlar. konular farklı olsa da sonuç benzerdir.

(bkz: screw you guys i m goin home)
kızıl kurt kızıl kurt
herkes yaşanan kötü tecrübelerden sonra oluşan hissizliği anlatmış ama sadece kötü tecrübeler insanı hissizleştirmez.

aynı zamanda yaşamak istediği, ama bir türlü yaşayamadığı o güzel duygular da belli bir süre sonra ulaşamamanın verdiği hayal kırıklığı ve inançsızlıkla uçar gider, birey hissiz bir şekilde kalır. hissiz olmak güzel bir şey değil, sonrasında yaşanacak olumlu olayları da nötrleyip yaşanması imkansız bir hale getirip bireyi kronik bir dert batağının içine itebiliyor.
ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
kendimden örnek vereyim.

çocukluğumda ne annem ne babam ne de abim, çok ilgilenmediler benimle. bana has bir şey değildi bu, birbirlerine karşı da aynıydılar.

ailedeki herkes, bireysel yapıda. aile olma, birlik olma, destek olma filan bildiğimiz kavramlar değildi bizim. üstüne üstlük hata yapan, yanlış yapan oldumu, herkeste aynı düşünce: hakettiğin neyse onu göreceksin. türkçesi de şu: madem bu boku yedin ceremesini de çekeceksin. her işini kendin halletmek, her hatanla kendin yüzleşmek zorundasın. elinden tutulmaz, yol gösterilmezse kaybola kaybola yolunu bulursun ama kaybolduğun zamanlarda kaybettiğin de çok şeyin olur.

bu sebepten, yani hataları, yanlışları hiç tolore edilmemiş bir insan olmamdan dolayı çok hırçın, saldırgan, kavgacı bir yapım vardır. ama aynı sebepten de, insanlara karşı bazen çok anlayışlı çok toleranslı birisi olabiliyordum taa ki çalıştığım otelde yaşadığım bi olaya kadar.

bir misafir geldi kendisi için bir iyilik yapmamı istedi ben de yapamam dedim. binbir rica ve minnetten sonra kabul ettim, indirim yaptım, ekstradan hizmet sağladım ve dedim ki "bunları yapmamam gerekiyordu, ama sizi kıramadım yardımcı oldum aramızda kalsın diğer misafirlerle paylaşmayalım ben zor durumda kalabilirim" dedim,

orospu çocuğu döndü bana dedi ki

"o senin problemin beni ilgilendirmez, ben indirimimi, + ücretsiz keseyi aldım gerisi seni bağlar" dedi, burnunun üstünden bakıp alaycı bir tavırla.

hani vedat milör, karısıyla çektirdiği fotoğrafına yapılan terbiyesizce bir yoruma, "neden bu kadar kötüsünüz ?" diye cevap vermişti ya aklıma o geldi.

ancak ben vedat bey kadar temiz olmadığım için o misafirin kulak memesinden göbek deliğine kadar her şeyine saydırmıştım. hani iş işten geçmemiş olsa her şeyi iptal eder göt gibi bırakırdım o herifi de işte çevirebileceğim noktayı geçmiştik.

demem o ki, insanlar sizi suistimal ediyorsa, size değer vermiyorsa, yalan söylüyorsa ve kendilerini zeki zannedip sizi aptal sanıyorsa iyice hissizleşiyor, duygusuzlaşıyor ve robot gibi oluyorsunuz.
moroccansipahi moroccansipahi
hani basketbolcular ısınırken topla çok haşır neşir oluyorlar da ellerini alıştırıyorlar, sonra da en sert topları bile alabiliyorlar ya.

işte öyle.