bir ömür nasıl yaşanır

vecihiosmanov vecihiosmanov
bir ilber ortaylı kitabı'dır
tam kapak metni şöyledir;
"bir ömür nasil yasanir? hayatta dogru secimler icin öneriler"

kitap söyleşi tarzinda kaleme alınmış.
gazeteci yenal bilgici sormuş ilber hoca anlatmış. bu söyleşilerden ufak ufak manşetler atılmış aralara. akıncı ve kişisel gelişime katkısı olan güzel bir kitap olmuş.

(bkz:ilber ortaylı )(bkz:yenal bilgici )
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
hayat gerçeklerden değil, algılarımızdan oluşur. insanlarin aynı duruma farklı tepkiler vermesi de bundan kaynaklidır.

örnek vermek gerekirse, zenginlik hayali kuran bir çok insanın ilk hayallerinden biri 15 metrelik tekneyle denize açılmak gibi bir şey. benim içinse bu özgürlük veya zenginlik değil, denize mahkum olmak. ben zengin olunca boş vakit satın almak isterim. sevdiğim dizinin 20 bölümünü ardarda izleyip yine de vaktimden bir şey kaybetmemiş olmayı isterim mesela. özgürlük budur benim için. veya paranın satın alabileceği özgürlük diyelim.
veya ne bileyim sınırsız anneanne kurabiyesi yemek varken bıyıklı, kabuklu, pis kokulu, gözleri " benim ne işim var lan bu sofrada " der gibi bana bakan deniz mahsulleri yemek istemem mesela. uzar gider.

demek istediğim, gerçekleri güzelleştirmeye gücünüz yetmiyorsa algılarınızı güzelleştirin.
snow flake snow flake
bazı notlar;
**
"bizim öğretmen yetiştirme sistemimiz iki önemli sorun yaşadı. birincisi, köy enstitülerinin lüzumsuz yere kapatılmasıydı. ikincisi ise eğitim enstitülerinin batırılmasıdır. büyük öğretmen tipiyle de işte o zaman vedalaştık. bu enstitüler, türkiye eğitim tarihinin çok önemli yapı taşlarıydı. bu enstitüler 1970'lere kadar dayandı. sonra bir an geldi sistem dejenere oldu. öğretmenler 3 ayda mezun edilmeye başlandı. enstitüler güya sağ-sol çatışmaları yüzünden faaliyet gösteremiyormuş. bu yüzden öğrencileri 3 ayda mezun ettiler ve sistemi bitirdiler. sağcı-solcu olarak birbirini vuranlar da üç aylık fırsatı görünce hemen ders notlarını okuyup mezun oldular, yani söz konusu fırsatı değerlendirdiler. bizimkilerin vatanperverliği ve devrimbazlığı da işte bu kadardır. bizde her zaman kasaba oportünizmi ağır basar.

neticede kasabalar, niteliksiz öğretmelerle doldu. bunların bir takımı toplumun lideri olabilecek tarzda insanlar olmadıkları gibi, idealist de değillerdi. dahası malesef bunlar, idealist olanları da bastırdı. kendini insanlara adamış öğretmen tipi kaybolunca da bu iş bitti. bu dönemin ardından ortaya idealist gençler çıksa da yollarını bulamadılar. zaten aksi mümkün değildir, önünde iyi bir örnek yoksa, insan nasıl çalışacağını bilemez. çünkü birini ancak; meslektaşı adam eder. "

eğitim sistemi nedir, ne değildiri merak edenler için beyaz zambaklar ülkesi'de güzel bir kitaptı. onun dışında anlatılanlardan yola çıkarsak öğretmenlerin toplumun önde gideni ve lider vasıflı insanlar olmaları ne kadar önemliymiş bunu anladım. ailemin geçmişinde dedelerim öğretmenlik yapmış, gerçekten gittikleri köylerde saygı duyulan ve sayılan vasıfları taşıyan insanlarmış. çünkü öyle yetiştirilmişler. onun dışında biraz daha yakına gelirsek, annem öğretmen lisesini bitirmiş yukarıda bahsedilen sağ-sol mevzuları, sistemdeki hızlı ve anlamsız değişikler yüzünden bir türlü atanamamış, okuyup eğitimini aldığı mesleğini yapamamış. hala içinde kalmış doğal olarak. onların yerine dışarıdan, sokaklardan tutuklarını öğretmen yapmışlar tabiri yerindeyse.
insan kaynaklı ilişkiler sorumlusu insan kaynaklı ilişkiler sorumlusu
bir ilber oltaylı kitabı.
okumaya başlayınca
(bkz: bir ömür nasıl perişan edilir) kısmına evrilip, içinde bulunduğunuz hayatınızın aslında çok mok olduğunun triplerine giriyorsunuz.
denedim çalışıyor... ama sakin! geçiyor bu trip...
keyifle okumuştum, ama sen bize paradan haber ver hocam...
doğuştan şanslıysanız, üst tabaka kültürden gelen ve mangırlı bir ailenin bireyi iseniz evet şanslısınız, bu kitap tam da size göre yazılmış...
renfri renfri
insanlar bu soruya verilen cevaplara göre ikiye ayrılıyor. ponçik duygusallar ve pesimist gotikler. tatmin duygusu yüksek canlılar olmamız hasebiyle biz ne yapsak olmayacak. o yüzden bir ömür; bir zamanlar çocuk olduğun o mahalleden otuzlu yaşlarında geçtiğinde, gelişigüzel ayağına doğru yuvarlanan futbol topuna ettiğin tebessüm gibi yaşanır. yaşadıkça kırılıyor o gülümseme insanın dudağında.