birdman

1 /
nedircikyavrusu nedircikyavrusu
güzel film.

academy awards, a.k.a. oscars adlı sikimsonik organizasyon yaklaşırken şöyle bir bakındım kimler neler aday olmuş diye. yine finansal bir şeylerin etrafından arka yollar aranıyordur muhtemelen ama, bu sene biraz festivallere cilve yapmış gibi adaylar.

inarritu'yu tanırız, iyi çocuktur. iyi de cast yapmış. tabi keaton'ın, norton'ın işi ne amk, oynasınlar bir zahmet. ama konu iyi gerçekten. böyle kaybedişlerimiz, aşağılanmalarımız çok bizim. kendi dünyalarımız, hiç oluşlarımız bolca yaşanıyor. biri veyahut bir şey de çıkıp bize onu gösterene kadar fark edemiyoruz. kuşaklar değişiyor, aşinalıklar kayboluyor, bir de bakacağız, huysuz mıymıntı ihtayara dönüşmüşüz. egoyu cilalayarak geçen mücadeleye bir çanak bizim protagonistimiz. yaşlandıkça karizmalaşan norton da, kaybolmuş gençlik. ama onunki de yaşlanıyor, sam'in gözlerine bakıp dediği gibi. başka bir sürü yarak kürek zımbırtı gizli filmin içine, izleyin okuyun işte. zalim beni söyletme derunumda neler var... diyen sanat eseri.

nihayetinde tam bir loser filmi. izlerken inside llewyn davis'i anımsadım. yazarken çalıyordu; yekermo sew - mulatu astatke. vaaav, ne afiliyim.
toshiro toshiro
son zamanlarda çıkan filmler içinde leviathan ile birlikte izlemeyi en çok beklediğim ve beklentilerimin en üst düzeyde olduğu iki filmden birisiydi. neyse ki hayal kırıklığı yaşamadım. bu film ile doydum diyebilirim. bir de arkasına leviathan ile cila çektik mi...mis!

filme gelirsek, inarritu`nun en farklı filmi sanırım bu. amores perros, 21 grams, babil filmlerindeki gibi zamansal dönüşleri kullanmamış olması bir yana, komedi unsurlarını da kullandığı ilk filmi olmuş diyebilirim. inarritu bu filmiyle seyircinin kendisine yönelmesini, sorgulamasını izleyiciyi çok yormadan ve boğmadan gerçekleştiriyor.

aslında filmin başındaki yazılar, filmin özeti niteliğinde olmuş :

-- spoiler --

-peki bu hayattan istediğini aldın mı bari?
+aldım.
-peki ne istemiştin?
+bu dünyada sevildiğimi bilip hissetmeyi.

raymonda carver, late fragment)

-- spoiler --


oynadığı rollerin etkisinde kalan bir adamın, rolüyle kendi gerçekliği arasındaki gidiş gelişleri ekseninde ilerlerken, holivuda ve sosyal medyaya çok güzel giydirmeler de gerçekleştiriyor film. insanın eylemlerini neden gerçekeştirdiğini sordurtup buna farklı karakterler ile farklı cevaplar verdirtiyor.

michael keatondan ziyade edward nortonun oyunculuğunu çok beğendim. oscar ödüllerinde j.k. simmons ile yarışacak olmasına üzülmüyorum değil çünkü j.k. simmons karşısında kendisine pek şans tanımıyorum. ancak bu, norton`un bu filmdeki üstün performansını gölgelemiyor tabi ki. oyunculuklar bir yana, ben filmin müziklerine hasta kaldım tek kelimeyle. soundtrack ı çıkar çıkmaz edinmeyi düşünüyorum. filme müthiş uyum sağlayan müzikler ortaya konulmuş - ki emeği geçenlerin bagetlerinden öpüyorum. görüntü konusunda filmin, çok üst düzeylerde olduğunu düşünmüyorum. zira konu da ona çok uygun değildi. tabi bunu söylerken şimdi aklıma gelen, bazı sahneleri tenzih ediyorum.

kısaca, vakit kaybetmeden edinin ve izleyin bu filmi. 2014`ün en iyi 2-3 filminden bir tanesi.
don danbury don danbury
ilk duyduğumdan beri beni heyecanlanlandırmış film.

şüphesiz aşmış film, konusu olsun çekim teknikleri olsun oyunculukları olsun vs çok iyi fakat beklenti yüksek, sağda solda baktım millet ne demiş diye inarritunun en iyi işi olduğunu söyleyen bir çok yorum gördüm buda beklentimi ikiye katladı. ama filmin sonunda hayal kırıklığına uğradım.

inarritu dedin mi gardaş, insan acitasyonun dibine vurmak istiyor, birbirine geçmiş 3-5 paralel hikayenin kesişmesini bekliyor fakat karşımıza lavid lynch tarzı karmaşık ve anlaşılmaz bir film çıktı ,
sonuç itibari ile kötülemek istemiyorum, batman ve beetlejuice hayranı bi çocuk olarak yıllar sonra michael keaton reyizi gördüm ya o bana yeter.

ayrıca, golluma benzeyen, yeni yetme emma stone bu filmdek kötü oyunculuğu ile oskar alırda edward norton yine eli boş dönerse akademiye çok pis küfür ederim söyliyim.
benkendimveben benkendimveben
batman m. keaton u kullanarak ironinin ırzına geçmiştir ! bu bana şener şenin arabesk filmini anımsattı. inarritu kesintisiz uzun plan çekimler ve karşılıklı diyalogların fazlasıyla hızlı olduğu filmde kamerasını da hızlandırarak aslında hayatın ne kadar hızlı aktığını bize gösteriyor ! gerçek zamanın dışında kalmış bir aktör eskisinin , konjontürün dışında kalması sonucu gelişen tuhaf olaylar silsilesi. baş karakterin aile olgusuyla geçmişe duyduğu özlem ve içindeki bulunmuş olmaktan pek keyif almadığı aktör zamanlarının karşılıklı çatışması . yönetmen fazlasıyla soft geçişler kullanarak gündelik hayatta insanların davranışlarının da ne kadar hızlı olabileceğini ve kontrol mekanizması olarak kendimiz olamadığımız amanları mı anlatıyor acaba ? hırsından ve egosundan taviz veremeyen baş karakter aslında olabildiğince yalnız ve gözleri kör bir karakter halini almış. doğruları etrafındakiler sayesinde görebiliyor.

bateri ise ayrıca güzeldi gözümüze sokmadan kafamıza vurmadan . kaşımızı gözümüzü çıkartmadan ..
1 /