birileri fakirleşmeden birileri zengin olamaz

ziyaver şencan ziyaver şencan
mantık, genelleme, paradoks falan filan....
-------------------------------------------------

metnin başlığını şöyle distorsiyona uğratıyorum: 'zenginler bencil ve kötü; yoksullar ise yardımsever ve iyidir'.

en umumi haliyle genelleme;'hakkında konuştuğu fenomen'in bir kısmını, onun gerçekliğinin tamamının yerine ikame eden indirgemeci iddia' demektir. tanımı itibarıyla, hayatın bazı hakikatlerini kapsama alanından dışlayan genelleme kümesinin her bir elemanı; bu mahiyetiyle, hakkında konuştuğu entiteleri bütünüyle kucaklamaya ehil ve elverişli değildir.

gündelik iletişimde/bildirişimde kullandığımız favori hüküm cümlelerimizden olan 'bütün genellemeler yanlıştır' önermesi de, bir şekilde, dillendirdiğim bu yetersizliğe, eksikliğe referans veren bir itirazı dillendirmektedir. ancak, bu itirazın mantıken ve gramatik olarak doğru; semantik bağlamındaysa hakikatle mutabık ve meşru olduğu da söylenemz doğrudu.

zira, 'bütün genellemeler yanlıştır' ifadesinin kendisi de bir genelleme olduğundan, söz konusu önerme, kendisine gönderme yapan, kendisi hakkında konuşan, kendisine dair hüküm veren bir cümle, bir 'üst-dil' önermesi halini almıştır. bu niteliğiyle de o paradoksaldır. yâni, dillendirdiği hüküm hem doğrudur, hem de yanlış! bir diğer ifadeyle, kendisine gönderme yaparak paradoks kapsamına girmiş olan her önerme gibi, 'bütün genellemeler yanlıştır' cümlesi de, ne yanlışlanabilen ve, ne de doğrulanabilen bir ifade hüviyetini kazanmıştır.

anlayacağınız, 'zenginler kötü ve bencil; yoksullarsa iyi ve yardımseverdir' iddiasını, paradoks gibi çok tartışmalı bir bağlam içerisinden kuşatarak anlamlandırmaya çalışmak, bu metnin hudutları dışında kendisine mevcudiyet alanı açabilecek bir mevzudur.

yazımın bakiyesinde, işin teorik (paradoksal, semantik, gramatik, üst-dilsel) yanını bu kadarıyla bırakıp; bazı sınırlı hayat pratiklerinin, bu gibi genellemeleri, (özel bağlamlarda olmak kaydıyla) doğrulayan istatistiki sonuçlara neden olabileceğine değinecek; bunu da, 19 mayıs 2013'ten itibaren deneyimlediğim bazı yaşanmışlıklar üzerinden yapmaya gayret edeceğim.

bahçeşehir aynen kaliforniya; özel aracın yoksa sakın yaşamaya kalkma!
-------------------------------------------------------------------------------

16 ayı aşan bir zamandır yaşadığım bahçeşehir periferisi, peşinen söylemeliyim ki, abd'nin kaliforniya'nı çok andırmakta. her iki lokasyonda da özel aracınız yoksa, yaşamınız, kelimenin tam anlamıyla, gerçek bir eziyete dönüşmekte.

bahçeşehir 1. mahalle muhtarlığına bağlı, yeni kurulan bir sitede oturuyorum. bir araca sahip değilim. sitemizin bulunduğu güzergâhta toplu taşımacılık olanakları da, neredeyse yok mertebesinde. site ile bahçeşehir merkezi arasındaki servisler sabah ve akşam saatleri dışında, çok seyrek olduğundan, bahçeşehir merkezi dışındaki mahallere giderken, tahmin edebileceğiniz gibi, bayağı zorlanıyorum.

akşam 20.00’den sonra, istanbul’un herhangi biri semtinden döndüğümde, alaçayır durağında iniyor, ve, toplu taşıma olmadığı ve son serviste kalkmış olduğundan, bir özel otonun beni almasını bekliyorum.
bazen birkaç saniye içinde bir araç bulurken, bazı günlerde de, bir saat civarında beklememe karşın, geçen onca araçtan birisi bile beni almamış olabiliyor.

bahsettiğim bu olayın klasik oto-stop'la karıştırılmaması gerek. zira, ne ben, ne de benimle birlikte bekleyen diğer kişiler, oto-stop'a damgasını vuran, karakterini kazandıran o başparmak sallama davranışını sergilemiyoruz. sadece bekliyoruz, o kadar!

son 16 ayda, en az 100 sefer yaşadığım bir pratik bu. bunların 2 tanesinde siteden komşularım aldı aracına beni. birinde, bekleme sürem 1 saati aşınca, taksi ile döndüm.

geri kalan 97 eve dönüş seferim de, istisnasız, hemen üstümüzdeki sitenin sakinlerinin arabaları vasıtasıyla gerçekleşebildi.

taksi ile dönüşümü, ve, oturduğum sitedeki kapı komşularımın aracına bindiğim 2 geceyi dışarıda tutalım. geriye kalan 97 seferde, bir sonraki sitenin sakinleri, yâni, uzak komşularım tarafından alaçayır durağından alınarak, sitemize yakın bir yerde indim. 97 seferde, bindiğim araçlara baktığınızda, enteresan bir durumla karşılaşıyorsunuz.

bu 97 aracın sadece 5 tanesi lüks kategorisindeydi. geri kalan 92’si ise alt ve üst orta sınıfların tercih ettikleri mütevazı marka ve modellerdendi.

işte saha çalışmamın sonucu: evet, zenginler....'
----------------------------------------------------

beni, zengin ve lüks araba sahibi çok yakın komşularım araçlarına buyur etmezken, birkaç km yukarıdaki sitenin orta halli insanları, yani uzak komşularım, adeta can simidim olmuş, her seferinde imdadıma yetişmişti.

16 ay gibi bir periyotta, en az 100 kere tekrarlı olarak yaşadığım bu ‘yolda bekleyen yakın ya da uzak bir komşusunun ulaşımına yardımcı olmak’ pratiğimden; ‘özel aracına almak konusunda zenginler bencil ve kötü; görece yoksullar ise yardımsever ve iyidir’ sonucunu çıkardım.

bu durumda, başlıktaki sorunun cevabı da, (en azından, yukarıda işaret ettiğim 'aracına yabancıları almak' konusuyla sınırlı bir davranış sahasında) kaçınılmaz olarak 'evet!'tir.

ne dersiniz, bu akıl yürütme sırasında; usule, ya da, esasa dair bir hata yaptım mı? vardığım sonuç yanlış mı?

hamiş: peter ustinov'un aşağıdaki aforizmasının bu dipnotta kendisine yer açmasının; dibine derconulduğu metinle doğrudan irtibatlı olmamasına karşın; ele aldığı konuyu zengin - yoksul dikotomisi ve diyalektiği üzerinden okuması yüzünden; okurda 'quelle d'alâka yâni?!?' şeklinde bir yabancılaşma efekti tesiri icra etmeyeceğini düşünüyorum.

bundan bir önceki cümlenin; fiil, fail, ve, vesair tamamlayıcı gramatik unsurun 'dıddığının dıddığının dıddığı' şeklinde müteselsilen birbirini takip ettiği komplike cümlelerin yarıştığı '56. uluslararası ağdalı cümleler konkuru'nda finale kalmak başarısını gösterdiğine işaret ettikten sonra; peter ustinov'un bahsettiğim o hikmetli maksim'ini paylaşıyorum:

'zenginin terörüne savaş; yoksulun savaşına terör denir!
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"beş ayda 89 bin kişi milyoner oldu

ekonomik kriz, alt ve orta sınıfı aşağı çekerken üst gelir grubunu daha da zengin etti. milyoner sayısı beş ayda yaklaşık 89 bin kişi arttı."

www.gazeteduvar.com.tr

"çalışma ekonomisi uzmanı prof. dr. aziz çelik, "sayın nureddin nebati aslında bir gerçeği itiraf etti. bu gerçek, uygulanan ekonomik politikaların dar gelirlileri, emeklileri, işçileri, memurları ezdiği gerçeğidir" diyor.

ocak ayından bu yana asgari ücretliler ve emeklilerin enflasyonun altında ciddi bir biçimde ezildiğini söyleyen çelik, asgari ücretin alım gücünün sadece mayıs ayında 1500 lira civarında gerilediğine işaret ediyor.

ekonomik politikalardan hariç tutulan dar gelir grubunun türkiye'nin yüzde 99'unu oluşturduğunu dile getiren çelik, "bu ülkede 21 milyon ücretli ve maaşlı çalışan var. 14 milyon emekli var, 2,5 milyondan fazla tarım çalışanı var, 5 milyondan fazla küçük esnaf var ve bunların aileleri var. bunları topladığınız zaman bunlar ülkenin yüzde 99'unu oluşturuyor. maliye bakanı sayın nebati de izledikleri ekonomik politikaların bu yüzde 99'u dışarıda tuttuğunu açıklamış oldu" ifadelerini kullanıyor."
1