birini gerçekten sevmek

arhavili arhavili
bir arkadaşım vardı. bu sevdiğinden ayrılmış. buluştuğumuzda şok olmuştum. bu sevgilisinden bir ay önce ayrılmış ve bir deri bir kemik kalmıştı. giydiği tüm elbiseler onda irrite duruyordu. gömlek pantolon bol geliyordu. kemerine yeni delikler açmış nerdeyse kemeri onu iki kere sarıyordu. bana ayrılmakla çok iyi yaptığını, artık kafasının rahat olduğunu, zaten bu ilişkinin yanlış olduğunu söylüyordu. oysa çökmüş yüzü, soluk rengi, yorgun gözleri , bol gelen pantolunu, içinde kaybolduğu gömleği hiç de öyle söylemiyordu.

sevmek bilmektir. kişi bildikçe sever. ben hep bildikçe sevdim. kişi bir kişiyi nasıl sevdiğini onu kaybettiğinde anlar. ölünce anlar, ayrılınca anlar, gittiğinde anlar. kişinin sevgi ile de ölüm ile de kurduğu ilişki yarı gerçek yarı hayaldir. hatta biraz da hastalıklıkdır.

sevmekte sevilmekte ekmek gibi su gibi güneş ışığı gibi bir ihtiyacımız. peki nedir birini gerçekten sevmek? birini gerçekten sevmek o gidince bir deri bir kemik kalmak mıdır? yoksa ayrılığın kendisi mi acı olan? kişinin tek başına kalması, istenmemesi mi bizi derinden yaralıyor yoksa onu bir daha görememek duygusu mu?

seni annenden çok sevmesi midir gerçekten sevilmek?.onu annesinin onu sevdiğinden daha çok sevmek midir gerçekten sevmek? sevmenin sevilmenin bir ölçütü bir sınırı yok. kişi aslında biraz da sevilmek istediğinden çok seviyor bence. herşey biraz da sevgiye, sevmeye ve sevilmeye açlığımız eksikliğimiz yüzünden değil mi? oysa bilerek sevmeli insan. öğrenerek sevmeli. ne güzel demiş şair "kör olasın demiyorum kör olmada gör beni". i̇şte birisini gerçekten sevmek onu görerek bilerek ve -onun sevgisi olmadan bile- onu delicesine sevmektir bence. olsun o beni sevmesin, ben onu seviyorum ya demektir. i̇nsan avucuna almalı sevmeyi, başucuna koymalı hatta...
bu başlıktaki 30 giriyi daha gör