birini gerçekten sevmek

1 /
pier pier
sonunda üzüntüden kahrolmaktır . umursuzca terkedilmektir .

herşeyi göze almaktır .

kendinden ödün vererek , aldığın nefesten daha çok onu düşünerek yaşamaktır .

en ufak bir tebessümü ile hayata bağlanmaktır .

her zaman aklında olmasıdır . en ufak bir kokuda , en ufak bir garip bir ses de , istemsizce onu hatırlamaktır .

en mutlu olduğunuz , en neşeli olduğunuz bir anda bir günde , birden bire hatırlayarak o gününüzün yatana kadar suratınızın asık bir şekilde , hayattan bezmiş bir şekilde zamanı geçirmektir .

ne kadar değer verirseniz , ne kadar çok severseniz , ne kadar çok kendinizden ödün verirseniz , herşeyin boş olduğunu , aslında hiç bir şeye gerektiğinden fazla değer vermemeniz gerekti aklınıza geldiği zaman hayatınızı tekrar gözden geçirmektir .

çok sevmenin aslında boş bir uğraş olduğunu size gösterir .

hasbel kader bir akşam otururken , onun melek gibi yüzünü görüp , mis gibi kokan upuzun saçlarının eskisi kadar hatta eskisinden güzel olduğunu görüp , salak salak insanlarla takıldığını görerek , herşeyi kapatıp yatmanıza neden olur çok çok sevmek .
arhavili arhavili
bir arkadaşım vardı. bu sevdiğinden ayrılmış. buluştuğumuzda şok olmuştum. bu sevgilisinden bir ay önce ayrılmış ve bir deri bir kemik kalmıştı. giydiği tüm elbiseler onda irrite duruyordu. gömlek pantolon bol geliyordu. kemerine yeni delikler açmış nerdeyse kemeri onu iki kere sarıyordu. bana ayrılmakla çok iyi yaptığını, artık kafasının rahat olduğunu, zaten bu ilişkinin yanlış olduğunu söylüyordu. oysa çökmüş yüzü, soluk rengi, yorgun gözleri , bol gelen pantolunu, içinde kaybolduğu gömleği hiç de öyle söylemiyordu.

sevmek bilmektir. kişi bildikçe sever. ben hep bildikçe sevdim. kişi bir kişiyi nasıl sevdiğini onu kaybettiğinde anlar. ölünce anlar, ayrılınca anlar, gittiğinde anlar. kişinin sevgi ile de ölüm ile de kurduğu ilişki yarı gerçek yarı hayaldir. hatta biraz da hastalıklıkdır.

sevmekte sevilmekte ekmek gibi su gibi güneş ışığı gibi bir ihtiyacımız. peki nedir birini gerçekten sevmek? birini gerçekten sevmek o gidince bir deri bir kemik kalmak mıdır? yoksa ayrılığın kendisi mi acı olan? kişinin tek başına kalması, istenmemesi mi bizi derinden yaralıyor yoksa onu bir daha görememek duygusu mu?

seni annenden çok sevmesi midir gerçekten sevilmek?.onu annesinin onu sevdiğinden daha çok sevmek midir gerçekten sevmek? sevmenin sevilmenin bir ölçütü bir sınırı yok. kişi aslında biraz da sevilmek istediğinden çok seviyor bence. herşey biraz da sevgiye, sevmeye ve sevilmeye açlığımız eksikliğimiz yüzünden değil mi? oysa bilerek sevmeli insan. öğrenerek sevmeli. ne güzel demiş şair "kör olasın demiyorum kör olmada gör beni". i̇şte birisini gerçekten sevmek onu görerek bilerek ve -onun sevgisi olmadan bile- onu delicesine sevmektir bence. olsun o beni sevmesin, ben onu seviyorum ya demektir. i̇nsan avucuna almalı sevmeyi, başucuna koymalı hatta...
yerdeniz büyücüsü yerdeniz büyücüsü
varlığına ihtiyaç duymaktır. gerçekten ihtiyacın olmadığı halde varlığına ihtiyaç duyduğunu sanmak ve bundan kendini alıkoyamamaktır. bir müddettir ara bellekte beklettiğim ve bir adım daha ileri atmasına izin vermediğim birini kolayca erteleyebilirken düştü aklıma bu. çok önemli değildi nasılsa görüşmek, bugün olmasa yarın yarın olmasa öbür gün görüşebilirdik. insan gerçekten sevince bunları yapabilecek güç bulamıyor kendisinde. geri vitese takma vaktidir.
geber marla singer geber marla singer
kimse bulduğu 'birisi'ni çok sevmez. gelip geçici gündelik bir şeydir o. insan gerçekten seviyorsa, o 'birbirini' bulmaktır. piyango çıkması kadar düşük bir olasılıktır. birbirini bulup da yine birbirini yitirebilecek kadar gerzek olanlar ise ergonokoncudur. paralelcidir. placebo'nun sleeping with ghosts albümüdür. kendimden biliyorum.
haytaa haytaa
tüm benliğinden sıyrılıp o olabilmek. o'nu oldurabilmek için olmaz denilen her şeyi o'nun kadar çok sevmek. o'nu sadece ait olduğu haliyle değil, bir anne, bir baba, bir ağabey veya abla, bir büyükanne veya büyükbaba, bir aile, bir familya, bir doğa, bir dünya gibi özümsemek. o'nunla kıstas yapılınca feragat edilmeyecek hiçbir şeyin olmayışı, o'nunla aynı yolda yürürken hiçbir olgunun umursanmayışı, o'nun dahil olduğu mevsimlerin hep bir ilkbahar tadında yaşanışı farkındalığıyla bütünleşmek.
laein laein
kelimelerin anlamlarının içini doldurmaya, hakkını vermeye çalışacağımıza boşalttığımızda, canım demenin bile sıradanlaştığı onun yerine aşkoritorillam falan gibi şeylerin peydah olduğu bir yerlerde birini "gerçekten" sevmeye geliyor konu. tebriks.
benim ruhum bir at benim ruhum bir at
eyşan: ömer seni…
ömer: şşşt sakın.. sakın tek bir kelime daha edeyim deme! sakın tek bir yalan daha söyleme! niye biliyor musun? çünkü i̇nanırım.. onca şeyden sonra şimdi tek bir cümle et, gözlerime bakıp beni sevdigini söyle.. gerçek olmadığını bal gibi bilirim, ama yinede sana inanırım! o yüzden tek bir an bile beni gerçekten sevdiysen.. sakın !
lövemiyorum lövemiyorum
gidişine razı olmak, onun huzuru için acı çekmiyormuş gibi yapmak, dünyaya bir daha gelinse yine böyle içinden çıkılmaz bir duruma düşeceğini bile bile yine onu sevecek olmak,hala nefes alıyor oluşunu bile güne mutlu başlamak için sebep saymak..sözlük yarama dokunma.
1 /