bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom

1 /
invisibleruh invisibleruh
23. istanbul film festivalinde gösterilmiş güney koreli kim ki duk'un 2003 yapımı filmi.kore'nin derinliklerinde doğanın medeniyetten sakladığı bir gölcükteki yüzen evde bir budist priest ve onun ufak çekirgesi
her mevsim -ayrı birer filmlermişçesine- ufaklığın hayatında bambaşka bir dönemi yaşıyorlar.
mükemmel sadeliğinde, bu kadar derinliği taşıyan bir filmin yanında nice amerikan filmi halt etmiş. izleyiniz bir şekilde.
ütopya ütopya
japon bahçeleri ve zen öğretileriyle ilgili bir çevirinin ertesinde izleme şansı bulduğum ve çevirdiğim metnin görselliğini oluşturduğunu düşündüğüm, güney kore-almanya ortak yapımı sinema şöleni. göletin ortasında bir yerlere yerleştirilmiş manastır-ev karışımı yapı bile bu inanç sisteminin önünde saygıyla eğilmeyi gerektirecek kadar kusursuz bir görünüşe sahip (hatta yalnızca yapının önündeki taş fener bile buna mukabildir).

muntazam bir doğa arka planıyla anlatılan ve mevsimlerin değişimiyle simgelenmiş zen rahiplerine özgü gibi görülen, tecrübe ettikleri içsel süreçlerin ve filmin senaryosundaki döngüselliğin aslında evrensel/ortak bir mevzu olduğunu, yöntemlerin ve nihayetinde amaçların, farklı olsa da, insan olmanın bir sonucu olarak tezahür ettiğini algılarız.
volshebnik volshebnik
duvarları olmayan kapılardan geçilen 'ilkbahar, yaz, sonbahar, kış ve ilkbahar' diyerek mevsimler üzerinden yaşamsal döngüyü tanımlayan, ressam bir yönetmenin (bkz: kim ki duk) elinden çıktığını inkar etmeyen, görsel şölen kıvamında, mümkün olduğunca sözsüz ve sözsüzlüğü nispetinde çok anlatan film.

üstüne söz söylemeye çalışmak da boşuna çabadır. filmin kendine özgü huzuruna ve ahengine kapılarak izlenmeli ve mümkün olduğunca sessiz kalınmalıdır.
karamuratbenim karamuratbenim
şimdi, şu an cnbc - e'de yayımlanan ama misafir geldiğinden mütevellit benim bir kısmını izlediğim ve yerini yaprak dökümü denilen, her görüşte reşat nuri güntekin in kulaklarını çınlattığım diziye teslim ettiğim filim. sinirden kendimi sikicem* yaaa. eklenti olarak bu gece gece 3 te tekrarı var. uyumayan arkadaşlara öneririm. ben yine izleyemeceğim. misafir salonda yatacakmış.
holzlöffel holzlöffel
baştan sona kadar yüzünüzde bir sırıtmayla izleyeceğiniz, göründüğünün aksine sıkıcı olmayan film. hatta sürükleyici bile sayılır. ama çocuğun acayip bir yerde yaşaması, çocuğun bir kız görünce devrelerinin bozulması hep tavukla felsefe yapan hocanın suçuydu. kung fu işine gireceğine çocukla, abuk sabuk faaliyetler içindeydi, nasreddin hocanın mezarı gibi bir evde kalıyorlardı zaten. her taraf boşluk, kapıdan girip çıkıyorlar. sonra ne oldu, sosyal proje elinde patladı adamın. o son çocuğun geleceği de parlak değil hiç.
bunlara rağmen güzel bir filmdi fakat bunca felsefi ortama, düşünüşlere rağmen kalkıp intihar etmeleri çok garipti.
bilebilebiikikere bilebilebiikikere
''şehvet duygusu mülkiyeti getirir, bunun yüzünden adam öldürürsün''

tarzı mükemmel bir repliği olan, doğasıyla, müziğiyle, öğretileriyle adamı baştan yaratan bir film.
kowalski kowalski
kim ki duk'un neden bambaşka bir adam olduğunu gözler önüne seren harikulade bir film.. eğer film izlerken dinlenmek istiyorsanız mutlaka izlemeniz gerekir..

o kadar güzel, o kadar kendine bağlayıcı resimler var ki filmde, insan yaşadığı yeri bırakıp filmin çekildiği mekanlara, o kulübeye gitmek istiyor..
pigs on the wing pigs on the wing
insan ruhunun,masumiyetten aydınlanmaya geçirdiği değişimleri ve yaşamın kaçınılmaz döngüselliğini,sembolik ögelerin sağlam temellerine oturtmuş,oldukça sade bir görselliğe sahip,kim ki duk filmidir.mevsimsel geçişler birbirinden bağımsız gibi görünür,ancak yaz mevsimindeki anlatımda,ustanın;''that happens by itself,it's just nature''dediği sahne herşeyi anlatır niteliktedir.
1 /