boncuk koyu

manha de carnival manha de carnival
marmaris taşbükü dolaylarında bir kampinge sahiplik eden eşsiz koy. eşsiz olması sadece doğal güzelliğinden değil de senenin bazı aylarında misafir ettiği sandbar cinsi köpekbalıklarından da kaynaklanıyor.

tahmin edebileceğiniz gibi birinci dereceden sit alanı bu güzel yer. koy ile aynı adı taşıyan kampinge genelde karavanlarla geliyor insanlar. bu harikaya varmadan önce aynı yol üzerinde çınar evler, sedir adası iskelesi, devlet planlama teşkilatına ait ve şu an satışı yargıya intikal etmiş dinlenme tesisleri ve incekum plajı var.

gidin görün ama lütfen amına koymayın.
minstrel minstrel
özel çevre koruma kurumu tarafından dalışın yasaklandığı yerdir. burada yaşayan kum köpekbalıklarının sayılarında da artış yaşanmıştır. gazetelerde yazan haberlere göre sayıları 20 ye ulaşmış. çok sevindirici bir haber.
usako usako
gayet günübirlikçilerin istilasına uğramış ve bekaretini çok acıklı bir şekilde kaybetmiş bence.

çamlar şahane, deniz şahane, mangal yapılan o tesisimsi ufak yapı falan da şahane, fakat o dalgaların allah belasını versin.

denize mi girdim dayak mı yedim belli değil. yemin ediyorum ağzıma sıçtı. denizden çıkmaya çalışırken -hiçbir atraksiyona girmeden efendi gibi denizden çıkmaya çalışırken- üst üste vuran 3 dalgayla (ki önceden de bir sürü dalga yedim yüzeyim derken. ama bu son 3 tanesi combo fatality yaptı resmen. iflahımı sikti.) vücudumdaki %70 suyun %60'ı falan tuzlu su oldu. dilim şişti lan tuzdan. insanın dili şişer mi denize girmekten? günün sonunda arabaya uzanayım da azıcık kendime geleyim dedim, baktım sırt üstü yatınca dilim soluk borumu kapatıyor. kontrol edemiyorum bildiğin. gak guk derken geberiyordum. şu saat oldu, anca indi biraz.

sonra, dalganın beni denizin içine çekip çekip küüt diye kıyıya vurması sonucu bacaklarım, götüm, göbeğim falan her yerim mosmor olmuş. emekleye emekleye denizden resmen kaçmaya çalışmam sonucu, ki bunda mütemadiyen başarısız olduğumu bilmem söylemeye gerek var mı, dizlerime bildiğin kan oturmuş. ben de diyorum ki neden acıyor lan dizlerim. kırmızının ve morun en güzel tonları benim dizlerimde şu an resmen.

tabii bir de -en acıklı olan- taş dökme hadisesi var.

kumsal boydan boya taş. irili ufaklı, kumun iricesinden kayaya kadar geniş bir skalada her büyüklükten taşla dolu bir kumsal. yürümek zaten zor, denize girmek zor, girince çıkmak zor, bi de ahtapot öldürür gibi kayalara kayalara vurdu lan beni deniz. hal böyle olunca da vücudumdaki her delikten -kulak dahil olmak üzere- taş çıkardım (bu kısımda ayrıntıya girmiyorum, zira çok korkunç).

ayrıca çok esiyor. (dalgaların insan boyunda olması da o yüzden zaten) artık su yuttuğum ve boğazım tahriş olduğundan mı yoksa çıkmamla havluya sarınmam arasında geçen 3 dakikada rüzgarı böğrüme böğrüme yediğimden midir nedir sesim travesti gibi oldu. boğazım acıyor falan. zaten suratım da yanmaktan ziyade çarpmaların etkisiyle tuhaf bi renk şu an.

lan bildiğin şiddet gördüm denizden. ne biçimmiş.

ayrıca bu koyda sarı üzerine siyah benekli enteresan denizanaları gördüm. bir de resmen leş gibi olmuş. hadi o ot gibi yosunları anlarım, dalgalı deniz. yosun kıyıya vurmayıp da ne yapacak. ama dalınca gördüğüm ve inanamadığım, o neredeyse 50-60 tane değişik ebatlardaki naylon poşetler çok çirkindi.

resmen güzelim yerin ağzına sıçmışlar, o da öc alıyor.

korku filmi gibi lan.

bir daha hayatta gitmem. beni öldürmesinden korkuyorum.