borderline kişilik bozukluğu

1 /
deccal deccal
hayatı aşırı uçlarda yaşayarak zevk alabilme, kendine zarar verebilme potansiyeline sahip olma, hayatındaki insanları uçlarda görme (fazla önemsemek veya fazla küçük görmek gibi), sürekli duygusal değişkenlik yaşama, öfkeye hakim olamama gibi belirtiler gösteren bir tür kişilik bozukluğu
stars giggle meh every nite stars giggle meh every nite
kısmi şizofreni.kişilik kopması.halüsinasyon görür bu teşhise sahip insanlar.duygu durum bozukluklarında bu çoğunlukla yoktur.ayrıldıkları nokta budur.duygu durum bozukluğu bir kişilik bozukluğu değildir.
griffin griffin
belirgin bir şekilde birbirine zıt duygu ve düşüncelere sahiptirler.öfkeden neşeye, neşeden kızgınlığa çok çabuk geçerler.dengesizdirler, kendileriyle ilgili "ben buyum" gibisinden belirgin bir algıları yoktur.öfkelidirler, çoğunlukla kavgalara karışır öfkelerini kontrol edemezler.duyguları aşırılık ve de değişkenlik gösterir ancak genel ruh hallerinde boşluk duygusu hakimdir.kurallara uymama ve de reddetme eğilimine sahiptirler.

asağıdaki tarz düşünce biçimi baskındır.

"kendimi yönetemiyorum"
"kimse beni sevmiyor"
"beni sevmeleri için onlara boyun eğmeliyim"
"öfkemi yenemiyorum"
"sonunda birilerini öldüreceğim"
"sadece enayiler tüm kurallara uyar"
lazarushadow lazarushadow
mazoşist yanları da olur bazı borderline hastalarının. kendilerine acı çektirmekten büyük haz alırlar. mesela incelenen hasta teşhislerinde tecavüze uğrama fantezileri vardır.
üst üste girişilen intihar denemeleri incelendiğinde doğrudan ölüm amaçlı olmadığı, kendisine ve çevreye intihar psikolojisi yayma, o doruğa çıkma eyiliminden kaynaklandığı görülmüştür.

uçta yaşamak tanımının ötesinde sıradışı olmaları tıpkı acı çekmeten zevk almak gibi, yalandan hikayeden bir hayat çizmeleridir kendilerine. uydurma hikaye atlatmaya bayılırlar, işin vahim ve klinik noktası kendi hikaye ve yalanlarına inanarak, onlar geçmişte olmuş gibi yaşarlar.
gxix gxix
limitsiz yaşama durumu.
hayatı 190 katlı bir gökdelene benzetirsek, bu hastalığa sahip bireyleri çatının kenarında iki kolunu yan tarafına açmış dengede durmaya çalışarak yürüyen kimselere benzetebiliriz.
1
majikdaimon majikdaimon
borderline kişilik bozukluğunu yaşayan bir insanın en yakın arkadaşlarının arasında veya çevrelerinde, herkesten daha iyi anlaştığı kişi ya da kişiler de bir/birer borderlinedır.
gibigibi gibigibi
televizyonda bir magazin programında genç bir medyatik bayanın "sanatçı hastalığı bu şimdi moda, borderlineım ben borderlineeee" diye tasfir ettiği bozukluk.
atropos atropos
normal ya da sıradan olmaktan, hayatın gerçekleri ile diğer insanlarla aynı şartlarda mücadale etmekten kaçan kişilerin uydurduğu, sonrasında da gölgesine sığındığı hastalık çeşidi.

hayata rağmen normal olmaya çalışmak zordur, kendi davranışlarının sonuçlarından kaçmak en kolayı....
maia maia
boşluk…
sabah uyanıyorsun elinde “o güne spesifik” oynayabileceğin bir oyun hamuru var. “bugün iyi olacağım kimseyi üzmem.” diye başlıyorsun, sonra bundan sıkılıyorsun. elinde değil, içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyor çünkü.
en çok, ama en çok terk edilmekten korkuyorsun. yeni tanıştığın biri yüceltirken; sana “normal/stabil bir insan olma” konusunda öğüt verirken, üstelik bunu çok da örseleyerek yaparken dinliyorsun. hiçbir şey ve her şeyin seni üzmesine izin verdiğin/vermediğin için, sırf yanında kalsın diye o öğütleri dinliyorsun. sen hiç düşünmedin sanki onları, karar alıp alıp uygulayamamak hiç üzmedi sanki seni daha önce. yine de gitmesin diye, kalsın, anlaşıldığını bilsin diye dinliyorsun. çünkü anlıyorsun hepsini, anlatmak için verilen çabanın farkındasın çünkü. “tamam stabil olacağım söz.” diyorsun sonra, yine de kalkıp saatlerce yol gidip dönüyorsun. hareketlerinin sonucunu düşünmüyorsun, o sırada öyle olması çok mantıklı geliyor sana. bir yandan ağlarken, bir yandan seinfeld’in son bölümünü hatırlayıp gülmek istiyorsun.
sonra aynı kişiyi değersizleştirmeye başlıyorsun, tek tek senin canını nasıl yaktığını hatırlıyorsun. bu ikisi arasında durmadan gidip geliyorsun. highs n lows hali non-stop.
bitmez bir kontrolsüzlük durumu içindesin. dün çok hızlı çalışırken, bugün iki sözcük bile çevirmek istemiyorsun. sürekli olaylar arasında asosiyasyonlar kuruyorsun. karşındaki daha ağzını açmadan ne diyeceğini biliyorsun, o elindeki kitabın arkasını okurken sen kitabı hatmetmiş oluyorsun, her şeyi teraziye koymuş tartmış hatta satıp göndermiş oluyorsun.
olmuyorsun. olmuyor. hemen kalıplar oluşturmaya başlıyorsun. kendini/diğerlerini o kalıplara koyup her şeyi çözeceğini sanıyorsun. kendinle çelişmeye başlıyorsun sonra. bunu dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yapıyorsun, az önce uğruna her şeyi feda edebileceğin kalıplarından nefret etmeye başlıyorsun. hayatında bu kadar saçma ve güvenilmez bir şey görmediğini iddia ederek, o kalıpları alıp içindeki gökdelenin en tepesinden aşağı bırakıyorsun.
“kullan at.” tarzı bir hayat yaşıyorsun. “ne önemi var ki? nasılsa geçti gitti. neden bu kadar üstüme geliyorsunuz?” demek geliyor içinden insanlara. onlar bilmez ama. canını acıttıklarından habersiz, sana nasıl daha stabil, daha istikrarlı bir hayat yaşayacağını anlatır dururlar. tabi ki kötülüğünü istemiyorlardır; bunu bilip kızdığın için kendine kızarsın sonra. garip bir anaforda döner durursun.
çok kızıyorsun seni üzenlere, öfkeni önünde sonunda ziyadesiyle kusuyorsun. sonra pişmanlık, suçluluk başlıyor. durmadan özür diliyorsun, ağlıyorsun falan.
hiç tanımadığın herkesle o sırada arkadaş olabiliyorsun, yalnız yemekten çok korkuyorsun. yanındakilere çok çok iyi davranırken, iki saniye sonra iğnelemeye başlıyorsun. onun kızdığını görünce hemen geri adım atıyorsun ki; kaçıp gitmesin yanından.
büyük büyük karar alıp hemen vazgeçiyorsun. “alkolü bırakacağım artık.” kararını, “bu son valla.” derken, içerken uygulamaya çalışıyorsun.
içindeki sesleri susturamıyorsun. herkes giderse onlar kalacak diye kötü davranamıyorsun hiç. sağlıksız, yüzeysel yaşayıp, karşındakini dünyadaki en derinlikli şeyin o olduğuna inandırıyorsun. bazen dünyanın en derinlikli ilişkisini yaşarken bile, ne kadar sıradan olduğunu düşünüyorsun. “dünyada milyonlarca insan bunu yaşıyor. abartmayalım lütfen.” deyiveriyorsun.
sormadan neden saymaya başlıyorsun. karşındaki daha bir şey sormadan. sanıyorsun ki, vereceği cevap senin sıralayacağın nedenlerin ne denli güçlü olduğuna bağlı. yanılıyorsun oysa.
sürekli kafa karışıklığı, kaybetme korkusu…bir dakika sonra ne hissedeceğini kestirememek. yakınındakileri üzmek, üzdüğün için suçluluk duymak… her şeyi sonsuz şekilde sorguluyorsun. sorguladıkça kafan karışıyor yine de kendini durduramıyorsun.
telefondaki ağlayan arkadaşını sakinleştirip, ona “aha bak hayat ne garip ankaray falan.” derken; önündeki duran bilgisayar aracılığıyla konuştuğun kişiye hayatın ne kadar boktan ve anlamsız olduğunu anlatarak, onu kendini öldürebilecek raddeye getirebiliyorsun.
intihar mektubunu hazırlarken, yarın tam da bu saatlerde ne yapıyor olacağına dair planlar kuruyorsun. “kimler müsaittir acaba?” diye beynin çalışır duruyor.
bir türlü içinden ikna olamıyorsun sevildiğine. bazen öyle hissediyorsun yani. senin için yapılan onca şeyi izlerken, “acaba?” diye sorabilirsin hala.
dengesizliğin kendine ve etrafa güvensizliği getiriyor beraberinde. “welcome to my jungle.” en sevdiğin cümle oluveriyor, yaşadıklarını fark eden birini gördüğünde.
bu yaşadıklarının hiç geçmeyeceğini biliyorsun. yine de o meşhur “büyümek” yalanına inanıyorsun çaresizce. “kahretsin ki, hayat külliyen bir tercihler silsilesidir.” diye yazmışken bir yerlere, başkasının çıkıp “tercih değil, mecburiyetler olacak o.” demesi birden dünyanızı değiştirebiliyor. tercihle mecburiyet birbirinden çok farklı olsa da, sen birer saat içinde iki düşüncenin de doğruluğunu kabul edip onaylayabiliyorsun.
boşluk işte her şeyin nedeni. o kadar meşgale arasında bir yerlerde kendine yer açan boşluk hissi…
estraven estraven
borderline kişilerin özellikle önemli-önemsiz birçok konuda yalan söyleme alışkanlıkları vardır. öyle ki, "böyle bir şeyle ilgili yalan söylemek ancak kafayı hepten tırlatmış birinin yapabileceği bir şey!" dedirten konularda bile hiç çekinmeden, karşıtlığı apaçık olan yalanlar söyleyebilirler. üstelik çoğu zaman söyledikleri yalanların gerçekliğine(!) kendileri de inanırlar. hayatları hemen her açıdan yolunda giderken mutsuz olmak için herhangi bir sebep bulabilir, bulamazlarsa üretebilirler. ileri safhalarda asabiyet hat safhadayken hastalığın daha erken dönemlerinde kişiler manik depresif semptomlar sergilerler. ancak her iki durumda da ruh hâlinin değişkenliği ışık hızında seyir yönü değiştirebilmektedir.
maia maia
sabah "wow. harika bir gün. yaşasııın." diye uyanmak, bir cenaze evine gidip ordakileri bile gülümsetebilecek kadar iyi hissetmek kendini,
öğlene doğru "ama yok ki enerjim hiçbir şeye. hatta asdfasdf hayat beni neden yoruyorsun?" tadında bıkkınlık,
öğlen vakti "oh oh bi oda daha kaldı bitecek işte temizlik. elime sağlık yahu." şeklinde korkunç bi enerji,
öğleden sonra "sıkıldım ben. sıkıldım dışarları mı çıksam ne? eve dönesim de yok." şeklinde uzaklaşma.

şunların arasında dengeyi tutturamama hali işte.
1 /