brüksel

1 /
beatrice beatrice
metro sistemi şehrin her yerinden kolayca ulaşılabilir ve ücretsiz olan, her cadde, sokak, kenar köşenin çikolata dükkanlarıyla, onlardan arta kalan mekanların da waffle standlarıyla doldurulduğu, mimarisiyle oldukça göz alıcı olan dünyanın en lezzetli başkenti. şehirde konuşulan diller tabi ki fransızca ve türkçe, sokaktaki insan ingilizce bilse de fransızcanın etkisiyle konuşma yanlısı değil sanırım, ama sadece kebap dükkanı değil kasap veya kuyumculuk işine kadar girmiş olan türkler sayesinde yol yordam bulmak hiç zor olmuyor. atomium şehre ilk defa gelenlerin ki arabayla geliyorlarsa zaten dikkatini çeken(şehrin hemen girişinde pat diye karşısına çıkıyor insanın) ve eninde sonunda gidip görecekleri mekan, bir diğer değişik şey de europe adındaki dükkanları, buralarda avrupa birliğiyle ilgili satılabilecek ne kadar kültürel öge varsa bulunabiliyor..çoğu avrupa şehrine göre marketler daha ucuz, zaten metronun bedava olması oldukça hoş bir özellik, konaklamanın da yeterli araştırma yapılırsa oldukça düşük fiyata mal edilmesi mümkün. kişiliği olan bir kent görülmek istendiğinde öncelikle düşünülmesi gereken yegane mekanlardan biri.
sinatra sinatra
simgesi "manekken piss", yani işeyen bir çocuk heykeli olan, çikolataları ve lahanası ile ünlü ve avrupa birliği görüşmeleri nedeniyle türk bürokratların akınına uğrayan; çoğu elmadağlı olmak üzere 200.000 türk'ün yaşadığı ve çevre bakanının türk olduğu avrupa başkenti.
synthesaurus synthesaurus
grand place orta çağdan beri şehrin merkezi olup victor hugo nun yaşadığı ev bu meydanda bulunmaktadır.meydanın karşı kıyısında da karl marx ın bir donem yaşamış olduğu ev yer alır.bu meydan mutlaka gezilmelidir.ayrıca gitmişken şehirde çokça çeşidi olan super biraların tadına bakılmalıdır.bruksel den amsterdam a günübirlik gidiş-dönüş tarifesi ucuz tren biletleri bulunur.yazın gidildiği taktirde şehirde çokça bulunan buyuk parklarda festival havasında düzenlenen etkinliklerde çeşitli gruplar dinlenebilir.bruksel in havası kışın berbattır,yazın ise kısa bir sure yaz mevsimi hissedilir.genelde hava kapalıdır.
hayvanat bahçesinde kuş olsam hayvanat bahçesinde kuş olsam
işeyen çocuk heykeli, çikolataları, waffle, patates kızartması ile ünlü belçika şehri. nüfusunun %40'ı göçmendir. işlek bir caddesinde yürürken kendinizi bir anadolu kasabasında gibi hissedebilirsiniz, herkes başörtülü filan. ilginç bir duygu. çikolatası mutlaka denenmeli, meydanı güzel, bir festival sonrasına denk gelirseniz çöplük gibi.
closer closer
"belçika mı... brüksel'in başkenti değil mi?"
"aa brüksel mi hollanda da mıydı orası?"
"luxembourg ta değil mi brüksel?"

gibi sorulara şaşırmamaya alıştıysanız brüksel ile yakınlaşmaya başlamışsınızdır demek ki. her halükarda gent i brüksel e tercih etsem de, yiğidi öldür hakkını ver atasözüne duyduğum saygıyla brüksel hakkında bir kaç laf edeyim hemen.

avrupa nın kalbi:

belçikalıların en sevdiği sözcük öbeği. avrupa birliği parlamentosu, avrupa komisyonu gibi pek çok kurum brüksel de yer aldığı için her an her yerde takım elbiseli amcalar, teyzeler görebilirsiniz ellerinde evrak veya laptop çantalarıyla. çok iyi giyinirler, takdir etmek gerekir. kaliteyi farkedersiniz hemen.

bürokratik ortamı yanında, koordinatları da oldukça merkezidir brüksel'in. belçika küçücük bir ülke olduğundan fransa, almanya (özellikle ruhr bölgesi), hollanda, hatta ingiltere trenle günübirlik geziye müsaade edecek uzaklıktadır. allah hızlı trenleri bulanları kutsasın. uçak mesafesindeki yerler için de ucuz bilet bulmanız mümkün. türkiye'yi saymıyorum zira bürokratik veya turistik sebeplerle pahalı biletler maalesef.

gezelim görelim:

belçika küçük bir ülke olduğundan, çalıştığı şehirde yaşamayan çok insan var. neredeyse tüm şehirlere yarım saat uzakta olduğundan, brüksel'de çalışanları sabah 8 - akşam 17 suları trenlerde görebilirsiniz. otomobil ile ulaşımı tercih etmiyorlar genellikle. brüksel'deki akşam trafiğine girmek akıl karı iş değildir zaten. minnacık şehirde o kadar çok insan olunca, bir sürü araba tek kelimeyle felaket. metro var, tramvay var, otobüs var, bin trene iste paşa paşa. otomobil daha sonra lazım olacak nasılsa.

kim olursan ol gel:

evet brüksel'de her çeşit insan ile karşılaşabilirsiniz. bolca afrikalı olduğunu anlamanız için otantik kıyafetleriyle dolaşan insanlar farkında olmadan yardımcı olacaktır size. bolca faslı da mevcut ki yurdum delikanlıları genellikle kamu yararına telefonlarıyla etrafa müzik dinletiyorlar.

hepsi birarada:

kuzey istasyonunda indiniz diyelim. hangi kapıdan çıktığınız brüksel ile ilgili ilk izlenimleriniz konusunda çok önemli. arka kapıdan çıkar iseniz sizi ilk karşılayacak olanlar sol tarafınızdaki tabir-i caizse "red light" sokağı sakinleri olacaktir. sakin dediğime bakmayın hiç de sakin değiller. vitrinler, ışıklar, çeşit çeşit hatunlar, gerisini siz düşünün. bu sokağın hemen paraleli ise faslıların mahallesi. burada brüksel'in en ucuz dükkanları bulunuyor. 5 avro'ya ayakkabı, 10 avro'ya battaniye, bol bol da 1 avrocu. kalite mi o da ne? tabi bu sokakta hava karardıktan sonra yalnız başına dolaşmak pek de akıllıca olmaz. macera sevenler için de ne umdun da ne buldun olabilir, ben karışmam.

faslıların hemen arkasındaki alan da küçük emirdağ. kebapçılar, türk marketleri, fatih camii, dumandan içerideki okey ve iskambil masaları zar zor seçilen cafe(!)ler, kuyumcular, helal kasaplar, daha ne diyeyim. yemek için kebap yiyecekseniz ocakbaşı metin, pide isterseniz de has pide vazgeçilmez adreslerdir.

ön kapıdan çıkarsanız da dev binalarla karşılaşıyorsunuz. ışıl ışıl kımıl kımıl iş plazaları desem daha doğru. bu binaların arasından yürüyerek nieuwstraat ta emperyalizmin mabedi olan alışveriş merkezleri ve çeşitte sınır tanımayan dükkanlar arasında kendinizi kaybedebilirsiniz. hatun işi değil sadece. sadece erkek kıyafetleri, ayakkabıları, vs üzerine de pek çok dükkan olduğu için, bu sokakta herkes eşit. hatunu bırakın mango da takılsın siz bakın kendi işinize, yok öyle kapı önünde bekleyen erkekler falan. herkese hitap ediyor nieuwstraat. sağ salim caddenin sonuna ulaşabilirseniz 2-3 dakika içinde grand place da buluyorsunuz kendinizi. manekkenpisse gidip o minicik heykeciğin yarattığı "bu muymuş yani, aslı nerde bunun?" hayal kırıklığıyla yanındaki dükkandan brüksel'in en iyi waffle'ıyla kendinizi teselli mi edersiniz, 2 albert'e el sallamaya saraya mı çıkarsınız bilemem. size kalmış sonrası.

akışkan geceler

işte geldik fasulyenin faydalarına. brüksel'i vazgeçilmez yapan yanlarından birisi şüphesiz gece hayatı. işte bu noktada az önce boşverin dediğim araca ihtiyaç duyuyoruz. şehir içindeki barlar genellikle turistlerle dolup taşar, asıl mekanlar ise merkezden uzaktadırlar. o nedenle arkadaş grubunuzda en azından birinin arabasının olması baldır, kaymaktır. çünkü brüksel'de bir gecede asla tek yer ile kalınmaz. gece dışarı çıkmak olayı 01:00 itabariyle başlar brüksel'de. 23:30 oldukça erkendir, çoğu yer boştur o saatte.

latin bar istemediğiniz kadar çok. aman dikkat etrafta olayın yerlileri olduğundan hatunları fıldır fıldır döndürürler, adamın koynundan alırlar kız arkadaşını. anlamadığım, latin hatun yok ortamda ne hikmetse. sanırım belçikalı amcalarla evlenip evlerinin kadını oluyorlar.

canlı müzik konusunda ne yazık ki sizi hayal kırıklığına uğratabilir brüksel. pek bir verim beklemeyin. bir kaç caz bar, bir iki de rock dinleyebileceğiniz ortam. onlarda da düzenli olmuyor programlar.

eğlence denince gayleri anmamak olmaz. bolca gay bar olduğu gibi, pek çok kulüpte de ayda bir veya iki ayda bir gay partiler düzenlenir.

club deyince bir duracaksın. elektronik müzik, underground, r&b ne istersen. sahane mekanlar, inanılmaz dj ler. adamlar bu işi biliyorlar diyorum başka bir şey demiyorum. binayı görünce zaten anlıyorsunuz cennetin kapısında olduğunuzu. ama öyle kolay almıyorlar içeri. çoğu kulüp üyelik sistemiyle çalışıyor. bilenle gitmekte fayda var. kesinlikle değer, eğlencenin dibine vurursunuz. elbetteki kafa bir arkadaş grubu varsayımı ile hareket ediyoruz. yalnız gitseniz kötü mü olur olmaz da, ortam her şeydir. eğlenmeyi bilen insanlar gecenin performansını üçe beşe katlar.

(bkz: les jeux d'hiver espaces de location pour vos événements, conférences, dîners-spectacles, soirées dansantes jeuxdhiver )
(bkz: fuse george fitzgerald dale howard cinnaman goldffinch borealis since his 2010 debut george fitzgerald has gained a loyal following through a reliably c... fuse )
(bkz: archiduc )
(bkz: bazaarresto.be bazaarresto )
(bkz: you night club bigvideo.js - the jquery plugin for big background video leyou )


bugün de bize ayrılan sürenin sonuna geldik. brüksel bu kadar sanmayın. yazılacaktır zamanı geldiğinde.

hamiş: "hepsi birarada" bölümünde eksik bilgi verdiğimi farkedip hemen, yaşamsal önem arzeden nieuwstraat ve alışveriş olaylarını bir nebze de olsa aydınlatmaya çalıştım efenim.
sugibiazizol sugibiazizol
türklerin türkleştirdiği avrupa şehri.

trafiği istanbul'u aratmayacak kadar yoğun ve dön baba dönelim park yeri aradığımız, bayırlarını tırmanırken yorgunluktan bittiğimiz, nazi kampında tüylerimizin ürperdiği, meşhuuur atom binasına çıkmaya çalıştığımız asansörde 14 kişi on beş dakikaya yakın tıkılı kaldığımız sözde avrupa kenti.

binayı başlarına geçirdim o ayrı.
nekadinlarsevdim nekadinlarsevdim
eğlence, iş, ulaşım, medeniyet gibi kavramlar hoşunuza gidiyorsa eğer, bence sizin için en uygun şehir brüksel'dir. sadece birkaç netameli bölgeden uzak kalmanız yeterli. devamında, işte hayat budur dedirtir size...
redingot redingot
kış zamanı akşam yemeğini dışarıda yiyecekseniz ve bu işi akşam beşten sonraya bırakırsanız aç kalacağınız şehir. ya bu şehrin insanları akşamları toplanıp başka bir şehre gidiyor ya da saat beşte yatıp uyuyorlar. ankarada yaşayan adama bile uyuz gelen şehir. red light district'i bile akşam altıda kapanıyor. yuh be kardeşim... bir diğer nokta da oradaki türk kardeşlerin hali. aralarından milletvekili vs. çıkmış ama metro istasyonunun içinde yere tüküren, tramvayda sigara içen adamı ben türkiyede görmedim. anlaşılan o ki, biz memlekette kör topal ilerlerken, bazı gurbetçiler avrupada para dışında pek bir şey kazanmamaya yeminli..
1 /