bu yol nereye gider

pursewarden pursewarden
yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir

oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

gibi satırlarla sahip yılmaz erdoğan şiiri.
hayatadair hayatadair
yürümekte olduğum yolun nereye gittiğini merak edenler tarafından sık sık yöneltilen bir sorudur bu bana. oysa ben hiç merak etmiyorum. cevabını bilmek istemiyorum bu sorunun. nereye gittiğini bilsem de bilmesem de yürüyeceğim. başka yolum yok ki. karşıma çıkan insanlar sadece birer tesadüf mü yoksa benim çizip içini doldurduğum siluetler mi? o insanlarla tanışmadıktan sonra bir şey farketmiyor. aslında düşününce ne çok isterdim onlarla tanışmayı? hiç değilse bir an bütün düşünceleri bir kenara atıp, dünyada sadece ben ve karşımdaki varmışcasına sohbet edebilmeyi. gerisini düşünmeden. kim ne der, nasıl rezil olurum demeden. ama olmuyor. tam ben cesaretimi topluyorum. o orada olmuyor.
bu yolun sonu karanlık mı aydınlık mı bilmiyorum. ama istiyorum ki bu yol bir yere gitsin ve geri dönmesin. bu yol şuan etrafımda olan herkesten çok uzaklara götürsün beni. yol üstünde durup dinlenirken bir yabancıyla sohbet edeyim hiç çekinmeden. sonra tekrar devam etsin yolum. o yabancı gelmesin benimle. çünkü her yabancıya başka türlü tanıtacağım kendimi.
leopold leopoldoviç leopold leopoldoviç
"yol bir yere gitmemekteydi aslında, çocuğun düşünde. gördüğü rüyalar içinde hatırladığı üç beş taneyle sınırlıydı ve konuları hep aynı şeylerdi. aslında rüyada gördüğü kişiler de aynıydı aynı olmasına lakin tanımıyordu o kişileri. o tanımadığı kişileri özlüyordu üstüne bir de. anlamsızca.

canını daha önce geçtiği kasabalara bölüştürmüş, onları birer hediye olarak bırakmıştı. o kasabalar da, bir yere gitmeyen yolların içine gömülmüş, o yola paralel giden elektrik direklerinden beslenmekte, o yolun paralelindeki elektrik direklerinin yanında konuşlanmış telefon telleri ile iletişim kurmakta ve arada bir yola yaklaşan, arada bir uzaklaşan çelik raylarla dans edercesine ulaşım sağlarlardı.

maalesef ki yol bir yere gitmemekteydi ve çocuk öylesine bir yere gitmeyen yolun bir yere gitmeyen kenarında bir eli havada güneşi kesmeye çalışır halde beklemekteydi. bu bir yere gitmeyen yoldan bir yerlere gitmeye yeltenmiş, bu niyetle yola çıkarılmış bir araba geçer mi diye bekliyordu işte.

ısınan yüzünü güneşten uzak tutmaya çalışıyorken, hala bir yere kıpırdayamamış o yola bakıyordu. o yol bir yere gitmezken, kimler kimler, neler neler gitmişti hayatından, bilmiyordu. hatırlamıyordu çünkü, yol kenarına geldikten sonra, adımı attıktan sonra gitmek neydi ki?

kollarının yanmaya başladığını fark ettiği zaman anladı o hiçbir yere gitmeyen yoldan da bir yere giden bir şey geçmediğini ve çok uzun zamandır bu hiçbir yere gidemeyişle oyalandığını. aslında yol bir yere gitmez, o bir durma biçimidir diyen kavruk adamların aksine saçları sarı kızlar düşlemiş olabilirdi insanlar yanında. ama yol bir yere gitmemeye devam ediyordu ve orta anadolu'dan orta amerika'ya, her yerde, yollar yere sapasağlam yapışmış halde duruyordu, giden şeyin adına hayat demişti bir otobüs şöförü, uçurumdan yuvarlanırken."
kendini ahmet sanan süleyman kendini ahmet sanan süleyman



yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan
yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir