bülbül düdük

ichabod crane ichabod crane
muzaffer izgü'nün yazmış olduğu ve köyden kente göç etmiş bir köylü çocuğunun, şehir yaşamının hızı, yapaylığı ve doğal olan her şeyi yutması karşısında yaşadığı duygusal travmayı epik şekilde anlattığı çocuk romanı. 80'lerde çocuk olanların ve özellikle de o yıllarda köyden kente eğitim almak için göç edenlerin ruh hali üzerinde kalıcı etkiler bırakmış olması muhtemeldir.

kanımca öyküdeki çocuğun köyüne duyduğu özlem ve çaresizlik başka hiçbir romanda bu kadar saf ve vurucu bir şekilde aktarılmamıştır, ve artık aktarılamaz.
bu sefer kesin bu sefer kesin
i̇çine su koyup üfleyince kuş sesi çıkaran oyuncak.




beşiktaş üsküdar motorlarının üsküdar tarafındaki iskelesinden inerken bir satıcı var bu oyuncaktan satan. yıllardır görürüm.
bugün alayım 2 tane, arkadaşların çocuklarına veririm hem de adama yardımım dokunur dedim. adama da 2 tane istediğimi söyledim. siftahı seninle yapıcam dedi. ama gel gör ki çantayı bir açtım; ne kartım yanımdaymış para çekmek için ne de param var! ben adamdan özür dilerken adam olur mu öyle şey al sonra verirsin dedi. çok ısrar etti. bir tane alayım o zaman dedim. a! diğer çocuk üzülür, olmaz dedi. 2 tane verdi. hatta verdikten sonra arkamdan gelip, bi çal bakalım çalışıyor mu diye kalite kontrol bile yaptırdı*.
eve geçip para alıp hemen dönecektim ödememi yapmak için ki aklıma geldi telefonumdaki banka hesabım ve karekod uygulaması ile çektim parayı, götürüp teşekkür ettim.
aşkolsun dedi.
patron fink patron fink
çocukluk travmam.

şimdi bizim evde bundan bir tane var. yani yukarıdaki gibi plastik falan değil tabi toprak testi şeklinde ufacık güzel mı güzel bir şey. benim de değil. keşke benim olaydı ama değil. rahmetliden yadigar.

bütün çocukluğum vitrinden buna bakıp şu doldurup kuş sesi çıkarmak istemekle geçti. ama tabi insanın istediği şeyler her zaman kolayca oluvermiyor. birkaç ufak an dışında asla cesaret edemedim mesela. elime almaya bile korkardım zaten ya bir kenarına zarar verirsem ya onu düşürürsem de bizimkiler üzülürse diye.

velhasıl o günlerin üstünden 20 seneden fazla geçti. o düdük hala vitrinde yerini koruyor ben de ona bakıp iç geçiriyorum.

hayır satıldığını bilsem alır oynardım aq. ne gerek vardı bu travmaya? hazır ismini de öğrendik alayım da öttüreyim bari ehehehe.