bülbülü öldürmek

maszn maszn
bülbül lalezar
bülbül gülizar
şakır
yakarır gibi
yardan ses gelmez
bülbül kanatlarından ölür
küser özgürlüğe
minik gagası açılmaz gibi
bir kucak arar
hep öksüzdür bülbül.
kılavuz karga kılavuz karga
akıcı bir roman. başlarda çocukların dünyasında zaman geçirsek de işler ciddiye binince satırlar birbiri ardına ilerliyor. romanı özel kılan ise amerikan rüyasının ardında nasıl bir kabusun yattığını anlatıyor olması.

zencilere (ve yerlilere) karşı beyazların davranışları olduğu gibi aktarılmış. hem de çocuksu bir çıplaklıkla. önceleri sadece kulağa ilişen bu sözler, tom'un bir iddia üzerine hapse atılması ve atticus'un onun avukatı olmasıyla somut gerçekliğe dönüşüyor. ırkçılığın nasıl bir hastalık olduğunu görsek de buna karşı duran insanların da olması romandaki umut verici noktalardan biri. atticus'un sağ duyusu ve vicdanı onu adaletin savunucusu yaparken, sırtında kambur oluşturan gelenekleriyle mücadele edişi ve çocuklarını temiz bir dünyada yetiştirmek istemesi ise belini büküyor.

kilidin kırıldığı bölüm olan duruşma ise jürinin aslında adaleti değil de gelenekleri korumak için varolduğunu kanıtlar gibiydi. üç maymunu oynamak için birbiriyle yarışan insanlar, suçundan emin olmasalar bile bir insanı sadece ten renginden dolayı ipe göndermekte tereddüt etmiyor. özellikle duruşmadan itibaren kitabı elimden bırakmadım. varoş bir insanın kendinden daha alçak olarak gördüğü bir kimseye eziyet etmekteki isteğini başaramaması ve bundan sonra artan hırsı, gelecekteki bir olayın habercisi gibiydi. nitekim ewell'ın hırsı onun zencilere reva gördüğü sonu kendine göstermesine sebep oldu.

genç bir kız çocuğunun toplumun ona biçtiği hanımefendilik rolünü anlamaya çalışması, ağabeyinin erkekliğin gereklerini kavraması ise ana konu kadar dikkate değer yönlerdi. bülbülü öldürmek, harper lee'nin toplum eleştirisini açık seçik yaptığı bir oldu böylece.
bona fide bona fide
bana kuduz olan köpeklerin kendi eksenleri etrafında dönerek yürüdüğünü öğreten kitaptır.

ayrıca;

"bülbüller yalnızca müzik üretirler, bizi eğlendirmek için. bahçeleri yağmalamazlar, tarlalarda yuva yapmazlar. yalnızca şarkı söylerler. hem de yürekleri paralanana dek. işte o nedenle günahtır bülbülü öldürmek."

ben sanırım bir bülbülü öldürdüm. ondan hep bu yaşadıklarım.
ms psilosibin ms psilosibin
bülbülü öldürmek; amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, scout finch'in gözünden anlatan eşsiz eser.

harper lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor.

---spoiler----
scout'un babası erdemli bir insan olarak, suçsuz yere tecavüzle suçlanan bir zencinin savunmasını üzerine almıştır.
"çocuklarımın yüzüne bakabilmem için, tüm toplum baskısına, geleneklere ve sonunda jürinin ne karar vereceğini bilmeme rağmen bu davayı hakkıyla üstlenmeliyim" der ve dava sonuçlanmadan, zaten aleyhinde karar çıkacağını tahmin eden zenci, kaçmaya çalışırken vurulur.

şimdi burada takıldığım nokta, kazanabilme ihtimali düşük de olsa var iken(temyize gidiyordu), avukat adama umutlanmasın diye bu ihtimalden bahsetmez. işin en acı kısmı bence bu. "o ihtimal" adamı yaşatabilirken, onu umutlandırmamak adına, adama söylemiyor ve adam da asılacağından o kadar emin ki kaçmaya çalışıyor ve ölüyor.

--spoiler------