büyük istanbul depremi

6 /
selimciğim selimciğim
bazı konularda korkularımı katlayan, bazı konularda 99'dan çok daha iyi olacağımızı düşündüren, beklediğimiz bela. iyi taraflardan bahsedeyim önce.

öncelikle ekipman ve organizasyon olarak şu anda o yılları ona, yirmiye katlayacak durumdayız. basit bir örnek vereyim. ben küçükken, 90'lar işte, trafik kazalarında araç içinde kalan adamı bildiğin çıkaramazdı bazen görevliler. yani şimdi sıradanlaşan hidrolik keskiler, kollar, bilumum edevat o zaman yoktu. insan gücüyle bir şeyler yapılırdı. belki itfaiyeci adam da özel eğitim almamış, senden benden çok farklı değil. insanlık namına yardım ediyor. bilgisizlik de had safhada tabii. organizasyon desen, aynı şekilde. o yıllarda tuzla'da yangına müdahale ederken muşamba kıyafetin üzerinde yanıp erimesi yüzünden itfaiyeciler öldü. ama şimdi nerede ne yapacağını bilen ve organizasyon yetisi olan pek çok özel eğitimli görevli ve bundan sayıca fazla gönüllü var. türkiye pek çok alanda o yıllarla kıyaslanamayacak kadar organize bir durumda.

onun dışında, uzman değilim ama bir vatandaş olarak 99 sonrası yapıların kötüsünün bile eski kumdan kale evlerle kıyaslanamayacak kadar sağlam olduğunu düşünüyorum. yani bildiğin kuma dönüşmüştü koskoca apartmanlar, moloz değil. kolonlara adet yerini bulsun diye üç beş tırtıksız demir atmış zamanında adamlar. öyle bir yapının içinde hayat üçgeni kursan ne olur, beşgeni kursan ne olur?

bilinç meselesinin de oturduğunu düşünüyorum ben. insanlar belki o yıllardaki insanlar kadar doğal yollardan edinilmiş know-how'a sahip değil ama nerede ne yapacağını, yapması gerektiğini (internet sağolsun) daha iyi biliyor.

beni endişelendiren mevzuya geliyorum. mikro ölçekte bireyler, büyük ölçekte ise şehirler bakıma muhtaç kırılgan kristaller gibi oldu. üç gün elektrik gitse insanlar susuzluktan ölecek durumda. bu anlamda lojistik meselesine dair umarım en-kötü-durum senaryoları üzerinden devletin kurumları çalışmalar yapıyorlardır. evine hiçbir şey olmasa bile ciddi anlamda açlık yaşayabilirsin. bu yüzden ev stoğu oluşturmak bence öncelikli bir hazırlık olmalı. deprem çantası kadar öncelikli. amerikalı doomsday'ciler kadar abartmaya gerek yok ama iş görecek bir şeyler hazırlanmalı.

türkiye resmen 20 yılını yata yata, farklı gündelik meselelerle, onu bunu zengin ederek geçirdi. 20 yılda yeni istanbul kurardın. memleket şimdi ufak, 5.8'lik bir depremle sınav gecesi çalışan öğrenci gibi oldu. allah esirgesin.
kupune zararsiz keskin sirke kupune zararsiz keskin sirke
. . . bir şekilde bu felaketi yaşayacağız. bu deprem bir gün olacak. bundan kacış yok. ben artık olayın sosyal ve insani boyutunu geçtim. ölmeden bir şekilde kurtulanların büyük olasılıkla, devletten ziyade yerli veya yabancı sosyal yardım kuruluşlarının yardım ve çabaları ile hayata tutunmaya çalışacaklarını düşünüyorum. bu büyük felaketten dahi milyonlarca lira nemalanan yandaşlar olacaktır. felaketi fırsata çeviren bir sürü aşağılık insan göreceğiz.

. . . beni asıl düşündüren ise güvenlik sorunu. şimdi istanbul onbeş milyonluk bir metropol. bu metropolün yüzde otuzu bile depremden ağır veya hafif hasar alsa bu milyonlarca liralık kiymetli maden, ziynet eşyası ve nakdi paranın toprak altında kalması demektir. istanbul metropolünde hiçbir kayıdı bulunmayan çoğunluğu suriyeli, afgan ve türki cumhuriyetlerden gelen yaklaşık üç milyon kişi gayrı resmi bir şekilde yaşıyor. bunların çok büyük bölümü ilk şokun ardından şehirde yağma ve talana çıkacaktır. mağazalar talan edilecek, toprak altındaki hazinelere ulaşmak isteyen köstebekler türeyecektir. felaketten kurtulan insanlar bunlarla gırtlak gırtlağa gelecektir. büyük karışıklıklar ve çatışmalar olacağını düşünüyorum. bizi bu mültecilerden kim koruyacak. şu an ki yönetime hiç güvenim yok. güvenliği de yap işlet devret modeli ile birilerine ihale ederler. tek umudum bu depremin şimdi ki iktidar gittikten sonra olması.
dumrul dumrul
hiçbirinizin hayatı tayyip efendinin umrunda değil. bunu zaten biliyoruz. hadi onu geçtik, böyle bir felaketten sonra nereyi - nasıl yönetmeyi düşünüyorlar acaba?

türkiye nüfusunun yüzde 18'i istanbul'da yaşıyor. türkiye ekonomisinin yüzde 33'ü istanbul'da dönüyor. ihracatın yüzde 51'i istanbul'dan yapılıyor. toplam mevduatın yüzde 43'ü istanbul'da. gelir vergisi mükelleflerinin yüzde 25'i istanbul'da. türkiye'deki şirketlerin yüzde 40'ı istanbul'da kuruluyor. türkiye gibi her köşesi turizm potansiyeli taşıyan bir ülkeye gelen turistlerin üçte biri istanbul'a geliyor. diğer illere gidecek olanların önemli bir kısmı da istanbul üzerinden aktarma yapıyor. turist sayısı bakımından istanbul dünya'da sekizinci, avrupa'da üçüncü. şehir bazında ekonomik büyüklük açısından istanbul (ortalama olarak) dünyada ilk 30 içinde. eğer istanbul bir şehir değil ülke olsaydı dünyanın en büyük 63. avrupa'nın ise 33. ekonomisine sahip olacaktı.

bu deprem yalnızca istanbul'da insani bir felakete yol açmayacak. istanbul'un yıkımı kars'ta, çorum'da, bayburt'ta yaşayan vatandaşın da aç kalması demek. meşhur 2001 krizinin 99 izmit ve adapazarı depremleri ile alakasız olduğunu mu zannediyoruz? cumhuriyet tarihinde yaşanmış hiçbir olay bu depremden daha önemli değil. bunu net anlamamız lazım.

burada üstünde durulması gereken bir diğer nokta da şu. bir ülkenin ekonomisi bir şehir üzerinden dönemez. bir şehir bu kadar büyürse diğerleri küçülür. bu, aynı zamanda çok ciddi bir güvenlik tehdididir. herhangi bir ülke askeri olarak istanbul'u işgal edemez ama pek ala ekonomik ve teknik alt yapısını çökertebilir. bütün yükü bir şehir çekerse sen ne kadar güçlü bir ordu beslersen besle hiçbir savaşı kazanamazsın. hal böyleyken akp depreme karşı önlem almak yerine hala istanbul'da beş milyonluk yeni şehir kurma peşinde.

akp 18 yıldır bu tehdit karşısında hiçbir şey yapmadı. aksine deprem vergilerini sözde yol yapımı adı altında yandaş şirketlere dağıttı. bu yolların, viyadüklerin kendi kendine nasıl çökebildiğini de defalarca kez gördük. istanbul'da zaman zaman çöken binalar da kurtarma çalışmaları noktasında ne kadar hazırlıklı olup olmadığımızı çok net gösteriyor.




çöken bir tek binayla günlerce baş edemedi bu adamlar. istanbul'da binlerce binanın yıkıldığı bir durumda nasıl enkaz altından çıkarılmayı bekliyorsunuz? yaralılar nerede tedavi görecek? yardımlar nasıl ulaştırılacak? yıkık ve hasarlı binalarda oturamayınca milyonlarca kişi nerede - nasıl yaşayacak? ekonomik döngüyü nasıl sağlayacaksınız. daha bunun yağması var boku var püsürü var.

daha ortada deprem meprem yokken bile devasa bir lojistik krizimiz olduğu açık. iktidar hala anal istanbul gibi boktan fantezilerin peşinde koşuyor. kazara bu proje yapılabilirse lojistik kriz katlanarak büyüyecek. sen avrupa yakasını ada haline getiriyorsun. felaketle karşılaşırsak ne yapacaksın? "allah ve milletimiz bizi affetsin" diyerek popi toplamaya mı çalışacaksın? inönü'yü mü suçlayacaksın?

bu deprem türkiye için en büyük varlık yokluk sorunudur. en büyük güvenlik tehdididir. bundan daha acil ve önemli hiçbir şey yok.
1
eski çaçalardan mehtap eski çaçalardan mehtap
bir gün öleceğimizi biliyoruz, gündelik hayatımızda bunu düşünmüyoruz, bu bilgiye göre yaşamıyoruz, bunu anlıyorum başka türlüsü olsa deliririz.
ama istanbul için felaket senaryoları yazılırken, orada yaşayan insanların hala bir önlem almamasını, istanbul'da yaşamayanların da hala oraya gitmek istemesini anlamıyorum.
birkaç tanıdığım var, deprem gündeme geldiğinden beri soruyorum:
-şu programı izledin mi?
-deprem çantası hazırladın mı?
-binayı soruşturdun mu?
-risk listesine baktın mı?
-yaşam üçgeni diye bir şeyden bahsediyorlar evde uygun yere baktın mı?

tamam bunların kontrolünü yapmak yüzde yüz sağ çıkılacağı anlamına gelmiyor, ihtimal arttırıyor sadece ama yok yok yok. konuştuğum çoğu insan hiçbirini yapmamış.
ölüm düşüncesini geriye itiyoruz, depremin 20 yıl içinde olacağını düşünüyoruz ve 1 2 yıl içinde olamazmış, kesin 20 yıl sonra olacakmış gibi bu önlemleri almayı erteliyoruz da erteliyoruz.
"ben deprem olacağına inanmıyorum, niye şimdi konuşuluyor bu konu önceden kimse bir şey söylemiyordu" diyen bile oldu.
beni en çok insanların bu gayesizliği korkutuyor, umarım herkes aklını başına toplayıp önlemlerini olabildiğince aldığı zaman gerçekleşir bu deprem.
written and directed by written and directed by
yetkililerin, yöneticilerin ölü taklidi yaparak göz göre göre bizi ölüme gönderdiği deprem.

istanbul cidden artık korkunç derecede kalabalık bir şehir ve gerçekten büyük bir felakete sürükleniyor ama hala deprem için tek çivi bile çakılmış değil. içten içe birçok yetkilinin artık şu deprem olsa da hem nüfus azalsa hem de yeni araziler açılsa diye düşündüğüne eminim. yoksa 20 senede istanbul'u 20 kere baştan aşağı yaparlardı.

2
the red queen the red queen
5 üstü kırılmalardan sonra yakın zamanda olacağını sanmıyorum. uzman değilim konuda, o yüzden sadece mühendislik yaklaşımı ile fikrimi belirttim.
spacetusubozulanadamındramı spacetusubozulanadamındramı
"onların doları varsa, bizim allahımız var "
pardon. yanlış yere yazdım galiba.

trilyonlar harcanan diyanetimiz var. tüh, bunun da alakası yok.

ölürseniz, şehit sayılırsınız olur biter. bak bu bir khk'ye bakar. mantıklı!
dumrul dumrul
jeolog prof. dr. cenk yaltırak beklenen marmara depremine ilişkin öngörülerini şu sözlerle anlatıyor: "zengini de fakiri de herkes aynı havuzda. üstünden dumanlar çıkan bir şehirde 10 milyonluk bir dairede oturmanızın hiçbir değeri yok. marmara'nın tüm nüfusunu 20 milyonla sınırlamayıp, bu nüfusu bursa'da 4, istanbul'da 20, izmit'te 3,5, yalova'da 1, tekirdağ'da 2 milyona getirirseniz marmara bölgesi küvetin içindeki sifon deliği gibi bütün ülkeyi çeker götürür."

www.gazeteduvar.com.tr
6 /