cafe

ceycey ceycey
aslı cafer olup, r si düşmüştür.
(bir seminerde cafe'ler ile ilgili bir anısını anlatan çok tatlı bir amcanın sözü)
zeus zeus
mevzuubahis kelime taksicilerin (genellikle yaşı ilerlemiş, saçı sakalı ağarmış dayılardan bahsediyorum) dilinde bazen "gece klübü" (reina, laila falan tarzı) veya "disko" vb. anlamına gelebilmektedir..çok uç bir olay ama yaşanmıştı;

(ortaköy semalarından beşiktaşa sahilden taksi ile süzünülmektedir..sortie'nin oralardan geçmeye az kalmıştır)
-oo, amma trafik var yaa, nasıl yetişecez!?!?
-yetişiriz yeğen, takma sen kafana..ileride bi kafe var, bu trafik ondan..atlattık mı gerisi kolay..
-..?
-nasıl bir eğlence onu da anlamıyorum, haftasonları berbat bu yollar..
-hmm!?!?
-hatta geçenlerde yangın çıkmış, fesuphanallah..
dalyarrock dalyarrock
bir salon erkeği olarak benim cafelerden kastım, sessiz sakin ortamda hafif müzik eşliğinde kahveleri yudumlarken bir yandan da kitap okuma zevkini yaşatmasıdır. izmir'de özellikle küçük parkta ki barlardan bozma ve milletin karı kız kastığı ortam cafelerini pek sevmiyorum artık. bu yüzden starbucks candır, arma kitap cafe'de canandır.
maszn maszn
hafta sonları bazen şaşkınbakkalda ağrılı bir simitçi dost var, göztepeden yürür gideriz; iki simit alır döneriz. yürüyüşte olur bu vesileyle.
yol boyu sıra sıra ismini zor telaffuz ettiğim; ama cafe olduğunu anladığım mekanlar var.
ikili üçlü bir masa etrafında oturmuşlar; oturmuşlar da hepsinin elinde "akıllı" telefonlar, parmaklar kıpır kıpır; bazılarının eli kulağında o kocaman eşya...
takılırım ara sıra, hey konuşsanıza.
kimi bazısı aniden döner şaşkın bakış; sonra döner masaya bakar, haklısınız der gibi bir tebessüm.
sonra bir gün düşündüm; ya dedim kendime sen hiç "cafe"ye gittin mi; şaşırdım bu kendime soruya; nasıl yani dedim? ama haklıydı ses; ben hiç "cafe"ye gitmemiş; oturup o bir tuhaf şeylerden içmemiştim. hay allah dedim; niye acaba? öyle amerikancı, italyanmış gibi takıntım da yok ama, gitmemiştim işte; niye gitmedin dedim kendime; hala düşünüyor arif bey; niye?
sonra hatırladım birden olur mu ya dedim; yıllar önce bir defa; bir "gün" the marmarada oturmuştum, ha ha çok aristokratsın dedi bana kendim, biraz alaycı. utandım. ya ama dedim kırk yılın başı bir kere.
ama cafeye gitmemiştim; hala niyelerdeydim. bir arkadaş vardı küsmeseydi bana; çalıştığı bir cafeye ziyaretine gidecektim; hem görecek, hem de "niye"lerden kurtulacaktım. olmadı. nasip değilmiş dedim kendime.
hadi.