cahit külebi

1 /
theother theother
cahit külebi dönemindeki çoğu şaire inat, istanbul dışını anlatan şairdir. bu açıdan daha doğal bir anlatımı ve sıcaklığı vardır. öğretmenlik ve müfettişlik yaptığı için türkiye'nin pek çok yerini gezmiş ve benimsediği anadoluyu şiirine aktarmıştır. istanbul üzerine yazdığı şiir bir anlamda onu dönem şairlerinden farkını gösterir.

kamyonlar kavun taşır ve ben
boyuna onu düşünürdüm,
kamyonlar kavun taşır ve ben
boyuna onu düşünürdüm,
niksar'da evimizdeyken
küçük bir serçe kadar hürdüm.

sonra âlem değişiverdi
ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
sonra âlem değişiverdi
ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
mevsimler ne çabuk geçiverdi
unutmak, unutmak, unutmak.

anladım bu şehir başkadır
herkes beni aldattı gitti,
anladım bu şehir başkadır
herkes beni aldattı gitti,
yine kamyonlar kavun taşır
fakat içimde şarkı bitti

kamyonlar kavun taşır diye yaşar kurt şarkı yapmış bunu sonradan. güzelde olmuştur.
floydzede floydzede
cebeci köprüsü

cebeci köprüsünün üstü
karınca yuvasına benziyor.
hamallar, körler, topallar
oturmuş nasibini bekliyor.

cebeci köprüsü yüksek,
altından tren geçiyor.
ya benim aklımdan geçenler?
kimse bilmiyor.

şu dünya güzelim dünya
tıkır tıkır işliyor,
insanlar insanlar insanlar
neden böyle çekişir durur?
aklım ermiyor.

cebeci köprüsünün korkulukları
kara boyalı.
daha böyle köprülerden geçersin çok
cahit külebi!
kramerica kramerica
"hiçbir şair, şiiri bitirmeyi cahit külebi gibi bilemez." der cemal süreya.öyledir.şiiri bitirir bitirmez baştan bir daha okumak ister insan.çok güzel kurgular şiiri.anadolu'yu ve anadolu insanını anlatır.saz şairi gibidir.duru ve yalın bir türkçe demektir.
peri masalı peri masalı
cahit külebi yalın ve duygulu bir şairdir. insanı garip bir şekilde hüzünlendirir. en çok "kamyonlar kavun taşır ve ben daima onu düşünürüm" diye başlayan şiirini seviyorum. sait faik gibidir o da. insanın insanlığını destekleyip, geliştiren bir ruhtur. yaşamış, yazmış ve göçerken bize tatlı esintiler bırakmıştır.
yaşlı timsah yaşlı timsah
dişleri papatyadan beyaz.
bu muhteşem benzetmenin şairi.

1917 tokat
1997 ankara
şiirlerinde yurt, insan, doğa sevgisini işlemiş büyük şairdir.

bildim ki nasibim yalnız sen,
ekmeğim senden gelirmiş,
insan uyuyabilirmiş
izin verirsen.
dolaşamıyorum sokakta
rüzgarla serinleyemiyorum,
esneyip gerinemiyorum
upuzun yatamıyorum parkta.

bir mavi balon mudur bu yaz
içi sevda dolu yolculuk,
kurtar beni artık ey çocuk!
dişleri papatyadan beyaz!


cahit külebi
ninn worx ninn worx
dost adında bir şiiri var.
şöyle ki:

"bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın."

nokta.
kim bukim kim bukim
senin dudakların pembe
ellerin beyaz,
al tut ellerimi bebek
tut biraz!
benim doğduğum köylerde
ceviz ağaçları yoktu,
ben bu yüzden serinliğe hasretim
okşa biraz!
benim doğduğum köylerde
buğday tarlaları yoktu,
dağıt saçlarını bebek
savur biraz!
benim doğduğum köyleri
akşamları eşkiyalar basardı.
ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
konuş biraz!
benim doğduğum köylerde
şimal rüzgarları eserdi,
ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
öp biraz!
sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz.

şairdir.
leonid leonid
kadınların üşürken daha güzel olduğunu düşünen;

"ama ne soğuk sokaklar ne soğuk
otobüs bir türlü gelmiyor
iki yanıma bakarak geçip gidiyorum.
çocuklar koşarak uzaklaşıyor,
kızlar daha güzel oluyor üşürken"
paletteki ara renk paletteki ara renk
anlarsın şiirinden sonra en sevdiğim.

sen yokken

sen yokken gittim
korkularımın üstüne
hiç ardıma bakmadım
gümüş şiirler yazdım sen yokken
çok yangın çıktı yüreğimde
küllerini bile savurmadım
ırak denizlerin fırtınasıydım
uzak iklimlerin sert rüzgarları
kulaçlarken denizinde gurbeti
kanlı savaşlarım,
belalı sevdalarım olmadı hiç
ama hep sustum,
hep ağladım, hep yandım sen yokken.
bekliyorum dönüşünü yeniden,
bir gelsen,
hayatın önünden alsan beni
bir gelsen,
sellerin önünden alsan beni
bir gelsen,
ölümlü düşlerimden alsan beni.

çok durdum güneşe karşı bir başıma
savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
sen yokken,
az dolaşmadım gönlümün kuytularında
üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
hiç aldırmadım esen rüzgara
hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
ama bütün yangınlar beni yaktı önce
hep ortasında kaldım vurgunların
vurgun nedir ki? deme
bir babanın serzenişi nasılsa öyle
bayrakları indirilmiş,
bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
hep sustum,
hep yandım, hep ağladım sen yokken.
bir gelsen,
yangınlardan alsan beni,
bir gelsen,
dünyalarımdan alsan beni,
bir gelsen,
şafaksız gecelerden alsan beni,
ama ne zaman gelsen,
akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.
itülü degilim itülü degilim
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın

... sabahlara kadar oturup konuşalım
kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun
kanatlarımız dokunarak uçalım

insanlardan buz gibi soğudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki hiç sorma
anlarsın..
1 /