cam

1 /
mavio mavio
akışkanlığı olan saydam bir maddedir cam. tarihi yapıların pencerelerinin üst kısımlarına dikkat ederseniz, geçen zamanla beraber incelmiş olduğunu farkedersiniz, alt taraf daha kalındır.
böyle tuhaf bir maddedir.
belirsizdir... istanbul gibi...

(bkz: romantik olma kaygısı)
nepenthe nepenthe
akışkan olarak adlandırılıp adlandırılmayacağı uzun süre tartışma konusu olan; net bir sonuca varılmamış olsa da çökmesi çok uzun zaman gerektirdiği için akışkanlığı minimum denip, oda şartlarında katı kabul edilen madde
anosias anosias
divxlerinin isminde bulunduğunda, dijital kamera ile sinema salonuna gidip kaydedilmiş filmlerden yapılan riplerdir, halk arasında sinema çekimi olarak adlandırılır ve yazıcıoğlu gibi bu işin merkezlerinde satılan güncel filmlere ait vcdler ve divxler genellikle bu yöntemle çekilmiştir.

kamera ayağı genelde kullanılmadığından görüntü sürekli titrer, perdenin önünden geçen insanlar, ayağa kalkıp oturan insan kafaları çoğunlukla filmden fazla gözükür. bazen kamera açısı perdeyi tam karşıdan görmez ve çekim saçma sapan bir yerden olur. ses kameranın kendi mikrofonundan yapıldığı için çok boğuktur. salondaki tüm sesleri de film sesiyle birlikte alır. bu yüzden seslerin anlaşılması da görüntünün izlenilebilir olması gibi çok zordur. bu yüzden internette cam yazılı bir filme rastladığınızda zor durumda kalmadıkça şiddetle uzak durmanızı tavsiye ederim. az biraz beklendiği takdirde zaten dvdrip sanal ortama düşecektir.
ccuk ccuk
yazıldığı gibi okunduğunda bilgiğimiz camdan bahsedildiğini görüyoruz. cam;
soda veya potas katılmış silisli kumun ateşte eritilmesiyle yapılan sert, saydam ve çabuk kırılır cisim olarak tanımlanır.
buna nazaran bildiğimiz webcam'in de "cam"(kem) şeklinde kısaltılmış halinin kullanıldığı da bir gerçektir. bilirsiniz ki, ingilizce kelimelerin çoğu yazıldığı gibi okunmaz. herhangi bir bilgisayarda otururken, cam takabilir misiniz denildiğin de "camlarımızın hepsi takılı, ama arzu ederseniz ayna verebilirim" şeklinde bir dumur hadisesiyle karşılaşabilirsiniz.
breathe breathe
düşündünüz mü hayatınızda ki cam kırıklarını. bir daha asla bir araya gelemiyecek olan cam parçacıklarını. darmadağın ettikten sonra onları toplayın bakalım şimdi, tabi başarabilirseniz.
kırılan hiç bir parça gelmez ki bir daha yerine, birleşmez ki yeniden eskisi gibi. bende şimdi arıyorum dağılan parçalarımı. biliyorum nafile ama belki de diyorum en azından bir kaç parça denk gelir birbirine

kırmak kolay da, ardından bir daha onları biraraya getiremeyeceğimizi tahmin etmek zor sanırım. bir anda her şey bitebiliyor. bir söz, bir hareket o kadar basit ki yıkmaya her şeyi. yıllanmış dostluklardan tutun da, hiç bitmiyecekmiş gibi gözüken aşklara kadar ne kaldıysa elimiz de bir bakıyosunuz hiç birisi yok işte.

hayat öğretmiyor mu bize; ya da biz mi anlamak istemiyoruz sabretmeyi. bardağın dolmasını beklemeden küçük kuytular da büyük fırtınalar koparıyoruz. ve bir hamlede elimizin tersiyle itiyoruz onca sene emek verdiğimiz yaşanmışlıkları ve bilemediğimiz yaşanacakları. her işte vardır bir hayır deyip kolayca ardına mı saklanıyoruz yoksa yaptıklarımızın. kırıldıkça, elimizde ki parçalar çoğaldıkça çıkmazlarımız artıyor. bazen kapanan bir kapının ardından da yeni bir kapı açılamayabiliyor.

i̇şte o yüzden;
ne kadar az cam parçacağı varsa yaşamınız da şanslısınız demektir
1 /