casablanca

6 /
bona fide bona fide
hayatımda etkilendiğim filmlerin ilkleri arasındadır. bir aşk anca bu kadar güzel anlatılabilirdi. bir filmde seçilen şarkı ancak bu kadar güzel seçilebilirdi. oyuncular ancak bu kadar uygun olurdu rollerine.

özellikle ingrid bergman gerçekten bu filmde kendini aşmıştır. i̇ngrid bergman'ın bir çok filmini izledim ve en iyi olduğu filmin bu olduğuna kanaat getirdim.

aşık olan yazarların özellikle sevdiği ile birlikte izlemesini tavsiye ederim.zira sevgilim ile benim için yeri ayrıdır.
sophones sophones
hiç bir sahnesi fas'ta çekilmeyen bir film.

film california'da çekilmiştir. rick's cafe de sadece settir. casablanca'da bulunan rick's cafe orada yaşamış uyanık bir konsolos eşinin önce bir otelin altına daha sonra da şimdiki yerinde açtığı bir işletmedir

dekoru filme göre tasarlanmıştır. çok şık bir restorandır. üst kattaki odada film sürekli döner ve ortam sizi filme götürmeyi başarır çakma da olsa
tajabone tajabone
bir adam..evet, çok yakışıklı..bir de sevgilisi var..pek muteber..eski sevgili mi demeliydim yoksa..ne cüret..lakin vuslatsızlık zaten o duyguyu aşk yapan..hiç böyle sigara içen bir adam görmüş müydüm..sanırım hayır..koşullar, hayatlar, uğruna ölünecek davalar..bir de havalanan bir uçak..
bona fide bona fide
pazar pazar nerden aklıma geldiyse açayım izleyeyim dedim. bir sürü de işim vardı ama filmi bilmem kaçıncı izleyişim olmasına rağmen kopamadım sonuna kadar izledim. eski bir dostla bir buçuk saat muhabbet etmişim gibi hissettirdi. özlemişim seni rick. adam gibi adamsın sen. i̇lsa seni pek sevmem. daha doğrusu sadece seni değil insanların duyguları üzerinden kazanç sağlamaya çalışan kimseyi sevmem. kim sever ki zaten? renault seni hala çözemedim ama içgüdülerim iyi bir insan olduğunu söylüyor. ve sam; bir şarkı da ben istesem çalar mısın yeniden?
abcd02561 abcd02561
bi fransızda yerinin ayrı olacağını düşündüğüm film.

--spoiler--
özellikle almanlar kendi marşlarını fransızlar kendi marşlarını söylerken oluşan milliyetçi hava ve ingrid bergmanın sesi titreyerek marşı okuması etkileyiciydi. kadının güzelliğine ve oyunculuklara diyecek yok zaten üstelik bir de film siyah beyaz olunca ve savaş ötesini konu alınca insanı alıp götürüyor. kısa da olsa paris'te flashback şeklinde gösterilen parisin düşmesi ve ikilinin aşk sahneleri de çok hoştu bence.
kılavuz karga kılavuz karga
kaynağı bilinmez ama sürekli bir yerlerde karşımıza çıkan "tekrar çal sam" repliği mandela etkisi'ne örnek verilebilir. bu olayda da olduğu gibi aslında yaygın bir yanlışa işaret ediliyor. filmde barda içki içen adam sadece "çal" derken, piyano başındaki kadın "çal, sam" diyor. böylesine bir bilginin kolayca doğrulanabilmesine rağmen insanlar en az emek ilkesine göre hareket edip duyduklarını tekrarlıyor. işin ilginci ise filmi izleyenlerin de bir kısmının böyle demesi. halbuki filmdeki piyano sahnesini açıp bakmak bir dakika sürer en fazla. üşengeçliğin de mandela etkisi'nde payı yok değil yani.

sözün özü, doğru bilgiye ulaşmak bir tık uzağımızda artık. bırakın filmi, senaryosuna ve altyazılı seçeneklerine bile ulaşabilirken sürü psikolojisinde hareket etmek bu tür yanlışların yayılmasına sebep olabiliyor. tabii suskunluk sarmalı, yankı odası da işin içinde olabiliyor. atalarımızın şu güzelim sözüyle noktayı koyayım: kendi aklını kullanma cesaretini göster. duydukların, gördüklerin, hissettiklerin hatalı olabilir.
anabacı vokke anabacı vokke
gidenlerin devasa bir betonkent olduğunu söyklediği şehir. ama internetten sahili güzel duruyor halbuki... ama gidenlerin "kocaman bir kartal sahili" ne yapacaksın demesiyle bütün hevesim kaçmıştı.
6 /