çerkes kızları

2 /
acarabi acarabi
harbi, dürüst ve kişilikleri oturmuş kızlardır.
nedense...
içinde yetiştikleri toplumun ahlak, gelenek ve görenek ölçülerinin oturmuş ve kabul görmüş olmasındandır belki.
ınvalid username ınvalid username
bir tanesi ile yıllarımı geçirdim. ince belli, fidan gibi, renkli gözlü. bir insanın elleri güzel ise her yeri güzeldir derler ya... hayatım boyunca tanıdığım en dürüst insandı. bu çerkes olması ile ne kadar alakalı bilemiyorum tabi. en derin kavgalarımızda bile saygı sınırlarını hiç bir zaman aşmadık. ama olmadı. kültür farklı, hayattan beklentiler farklı. yine de bir insan olarak onu tanımış olmaktan, birlikte yaşadığımız acı/tatlı her şeyden mutluyum.

elbette yeni nesil, eskisi gibi geleneklerine bağlı değil. verdiği bir bardak su bitene kadar başımda dikilmesi zaten benim için de hoş olmazdı.
gamsizhasan gamsizhasan
avşarlar kanatlardan hücum geliştirip vur-kaç yaparken bunların dedeleri ihtiyat kuvvetlerinde paşalarla t.şak kebabı yapıyordu. o yüzden çerkes kızına biraz kırgınım.
epoksietan epoksietan
aşırı milliyetçi bazıları, evleneceğim erkekte çerkez olmalı diyorlar. sanırım ırklarının güzelliği bozuluyor diğer türlü. tamam güzelsiniz de nedir bu naz canlar?
erdinant erdinant
benim anlayamadığım çerkes erkeklerinde esmer olabiliyor ama kızlarında seri üretim gibi hepsi beyaz tenli kardeşim, güzelden fazlası zariflerdir.
heboslukyokyani heboslukyokyani
kimileri ülkeden toprak ve bayraklarının tanınmasını isteyecek kadar milliyetcidir.

aynı zamanda putin'i de severler özerklik verdiği için.

türkiye zamanında kapılarını açtığı için saygı besleselerde anadolu da ayrı bir devlet ya da en azından dil bayrak ve özerk toprak isteğinde bulunanları vardır.bu da enteresandir.

rusya toprakları içinde ki bölgelerine döndüklerinde ev/arsa ücretsiz hakları olsa da gelişmemiş bir yer oldukları için gitmek istemezler.
valiz süren alkollü adam valiz süren alkollü adam
şu sıralar bir tanesinin pompacısı olduğum kızlardır.

genelde çerkes ile evlenmek isteğinde olur bu millete mensup insanlar. ama yıllarca evlenmelik bir çerkes arayıp, bulup hemen evlenip tam rahat rahat seks yapacakken erken boşalma ve ereksiyon problemiyle karşılaşınca bir kadın çerkes bile olsa mutsuz oluyor. sonra kocası yurtdışına çıkınca hop aksiyonlara atlamalar.

vsaa, dağ evinden bildirdi.

edit: siki kalkmayan çerkes erkekleri saldırıya geçmiş. merak etmeyin oğlum, tabii ki sizin eşleriniz üniversiteden kızlarla takılıyor. asjajahsh.
valiz süren alkollü adam valiz süren alkollü adam
bir kuğununki gibi zarif ve beyaz boyunlarına choker'ın ne kadar çok yakıştığını keşfettiğim kızlardır.

aslında bu cumartesi, planlarım arasında çerkes kızı yoktu. bayram öncesi işlerimi toparlayıp pazartesi ve salıyı kendime tatil ilan etmek, yazlığa playstation'ı götürüp erkek muhabbeti çevirmek, hadi bilemedin verandada şarap içip karşımda uzanan sonsuz yeşilliğe bakmak vardı. fakat çerkes kızımızın kocasının bayram öncesi ziyaretleri çıktığı için yalnız kalmak istemediğini söyledi. perakende sektörünün sorunu da buydu zaten: bayramda her şeyin muntazam olması bekleniyordu ama kimse de bu işi yapan insanlara da bayram bu bayram demiyordu. kıyamadığım için mecburen yazlığa davet ettim; o da sevinerek kabul etti. fakat bir ricası vardı: bu haftasonu seks ikinci planda olacak, belki hiç olmayacak; asıl amacımız kaliteli zaman geçirmek olacaktı. evli bir kadın, her fırsatta seks yaptığı bir erkekle neden ve nasıl kaliteli zaman geçirebilir ki diye düşünmekten kendimi alamadım. ama bir yandan da ona hala kıyamıyordum: ereksiyon ve erken boşalma problemi yaşayan kocasının, artık agresifleşmeye, mutsuzlaşmaya ve içine kapanmaya başladığını ve seks yapmaya yeltendiklerinde de asla göremedikleri sivilceleri ve kızarıklıkları bahane ettiğini söylüyordu. belli ki artık huzur ihtiyacı, seks ihtiyacından öncelikli hale gelmişti.

gelmeden hemen önce pikapa cem karaca'yı koydum, onun en sevdiği çiçekleri masanın ortasına koydum. böylece en sevdiği ev, onu en sevdiği şarkıcı ve çiçekle karşılayacaktı. kendim ise çalışma odamda çalışıyor olacaktım. böylece hayatında canını sıkan her şey çok uzakta kalacak; benim varlığım ise ona mutluluk verecekti.

açılan bahçe kapısının sesini duyduğumda nedense, normalde hiç hissetmemiştim, heyecanlandım ama odamdan dışarı adımımı bile atmadım. içeri girdi, bana seslendi, yukarıda olduğumu söyledim, arkamdan yanaştı boynumdan koklayıp öptü. ona sarılmak için kalktım ve o an kaliteli zaman geçirmek isteğini nasıl yerine getireceğimi düşünmeye başladım. siyah elbisesi, bembeyaz teni her zamanki kadar güzeldi fakat o siyah choker'ı ilk kez görüyordum ve çok ama çok çekici gelmişti. aslına bakarsanız, o kadar kötü bir choker idi ki: o tarafında bir halka vardı! evet! köpek tasması gibi! sanırım o kırmaktan korkmasam ve mutlu olup olmadığı umrumda olmasa, bu düşüncemi ona anında söylerdim. ama yine de choker bile güzelliğini bozamıyordu. çok güzel göründüğünü söyledim, öptüm. ben çalışmamı bitirinceye kadar verandada kitap okuyup kahve içeceğini, bu güzel ortamı çalışmamı uzatarak mahvetmemi gülerek rica etti ve gitti.

istesem de çalışmamı uzatacak motivasyonu ve isteği içimde bulamadım zaten. ilk kez duygularım, beni kontrol ediyordu sanki.bilgisayarımı kapattım, verandaya gittim. kapının eşiğinden ona baktım. ilk kez ona bakarken seks değil, mutsuzluğunu düşünüyordum. yanına gittim yanağından öptüm:

-lütfen!
+lütfen?
-lütfen 10 sayfa daha okumama izin ver, olmaz mı? sonra söz veriyorum seninle ilgileneceğim.
+bi'şey mi dedim yahu? istediğin kadar oku. ama kitabı bıraktığın zaman çok hızlı bir şekilde salata hazırlayacaksın çünkü çok açım!
-tamam hazırlarım ama sen de bana mantar yapacaksın. her zamanki gibi ortasına da kaşar peyniri koyacaksın, tamam mı?
+tamam da evde mantar yok. merkeze inip gelelim mi?
-ne ini'cez yahu? olmayıversin mantar. o kadar güzel ki şu an burası!

o, kaşarlı mantar hayali (!) yıkılmış bir şekilde kitap okuyadururken, ben de depodan mangalı, kömürü çıkartıyordum. o anda yan komşumuz ibrahim abinin sesini duydum:

-hoop! vsaa!
+ ooo ibrahim abi, iyi haftasonların olsun. nasılsın?
-iyidir koçero, ya bi'şi sor'cam, senin peder eskiden kuş besliyordu di'mi?
+besliyordu, n'oldu ki?
-ya bizim ufaklıklar kanadı kırık güvercin bulmuşlar, tutturdular bakacağız diye, sevaptır dedim, kabul ettim ama yiyecek yok hayvacağıza! belki sizde vardır?
+abi vardır da, onlar yıllar öncesinden kalmıştır ya. bozulmamış mıdır?
-o'lum, buğday arpa marpa, bozulsa n'olacak. ev kuşu değil bu, özgür kuş, ne bulursa onu yer. sen bak, varsa ver.
+dur bakayım abi, varsa getireyim.

gittim baktım. dediği gibi buğday buldum. babamın sakası için aldığı buğdaylardı. biraz torbaya koydum. o sırada gözüme babamın eliyle yaptığı tahta bir kuş kafesi çarptı. onu götürmek için aldım. ufak çocuklar sever, hem yaptıkları güzel hareketi de ödüllendirmiş olurum diye düşündüm. tam çıkacakken, 15 sene baktığımız sonra da kaybettiğimiz köpeğin tasmasını da gördüm. anılarım gözümde canlandı. çalışma odamda bir köşede hep köpeğimin resimleri, minderi vardı ama hiç tasma ve zinciri yoktu. oraya asarım diye onları da aldım. beraber yaptığımız orman yürüyüşlerini hatırlatırdı belki kim bilir. hemen çitlerin üzerinden yan bahçeye atladım:

-ibrahim abi, al buğday abi. ama mesuliyet kabul etmiyorum!
+yok be olm, ne bulursa onu yer bunlar, bi'şey olmaz merak etme.
-bakın çocuklar, bu kafesi babam yapmıştı eliyle. onu da getirdim. sizin olsun tamam mı?
+ooo, eyvallah vsaa.
-abi, bi'şi rica edeceğim ben de. 3 4 tane mantarın var mı? markete inesim yok şimdi. misafirime söz vermiştim ama unutmuşum. varsa verebilir misin?
+tabii tabii. misafirin hostes hanım mıydı?
-yok abi ya, o gitti.
+hostes gider tabii olm. uçar kaçar hehe...

teşekkür ettim ve gittim. elimde bir paket mantar, bir tasma, bir zincir geri döndüm. sessizce mantarı dolaba koydum. tasmayı asmak için temizledim. tam "hadi artık, bırak kitabı!" diyecektim ki, gözüm yine choker'ına katıldı. ve bütün kan vücudumun tek yerinde toplandı. sessizce gittim, çenesinden usulca tutup kafasını kaldırdım ve tasmayı choker'ına taktım:

-vsaa!
+hadi gel!
-n'apıyorsun ya!
+şşşş! choker'ı takmadan önce düşünecektin.

tasmayı boynundan çıkarmadım. hatta boynuna doladım. yalvarıyordu: "lütfen, moraracak! sıkma! bayramda ailemi ziyaret ed'icem!"

hiç umrumda değildi. bir süre sonra artık onun da umrumda değildi. kocasına benden bahsetmeliydi artık. onu ne kadar mutlu ettiğimden, onun ona veremediklerinden ve hatta choker taktığında başına bile gelenlerden.
1
the red queen the red queen
babaannemi laz sanıyordum, çerkesmiş. dedemle sevdalanmışlar ama ailesi evlenmelerine izin vermemiş, onlar da kaçmışlar. 90nında saçına ak düşmüş ay tenli bir hatundu. enteresan işler yaşanmış geçmişte.
2 /