çerkes sürgünü

1 /
meramise meramise
çerkeslerin ruslar tarafından anavatanlarından sürgün edilmesini ifade eder. bu olay için 21 mayıs 1864 tarihi gösterilse de esasında bu tarih son en büyük sürgünü gösterir sembolik bir tarihtir. sürgün bu tarihten önce başlamış ve sonrasında da kademeli olarak devam etmiştir.

burada söylenmesi gereken, çerkeslerin anavatanları olan kuzey kafkasya'dan gönüllü olarak ayrılmadıkları, buna mecbur bırakıldıkları (icbar edildikleri), tam ifadesiyle sürgün edildikleridir. bu sebeple çerkesler'den bahsedilirken göçmen vb gönüllü ayrılma manası içeren kelimelerin kullanılması yanlıştır. (sürgün mü göç mü sorunsalı için bkz. osmanlı araştırmaları vakfı alışveriş-kitap-tarihi setler kaset vcd online satış history hotel holiday osmanlı araştırmaları vakfı i̇nternet sitesi, alışveriş kitap kaset çeşitleri history hotel holiday osmanli - büyük çerkes sürgünü: göç mü yoksa sürgün mü?(fethi güngör))
just call me daydreamer just call me daydreamer
1. göç

bugün soçi olarak adlandırılan sahil bölgesinde yaşayan ubıhların ruslarla savaşı 1830'lu yıllardan son­ra başlar. bu tarihten sonra ubıhlar ve kuzey kafkas halk­ları ile ruslar arasında yıllarca süren çok şiddetli savaşlar olur. 1841-1846 yıllan arasında tam 88 savaş yapılmıştır. ubıhlarla rusların savaşı tam 34 yıl sürdü. şubat 1864'te ubıhlar çember içine alındı. 6 mart 1864'te direniş sona erdi. ubıhlara iki alternatif sunuldu. ya osmanlı topraklarına göç edecekler ya da kuban'da rusların tespit ettiği yere nakledileceklerdi. ubıhlar osmanlı topraklarını seçtiler. bu topraklara 25 000 civarında ubih'ın göç ettiği biliniyor. ancak, sadece plevne savunmasi'nda 5 000 ubih hayatını kaybetti


ilk göçle beraber tüm ubıh soyları ve adigelerin şapsı soyunun ubıhlarla içiçe soçi ve civarındaki kafkas dağlarına nispeten rakımı düşük, düzlük, denize yakın yerlerinde yaşayan adigelerin şapsı soyunun bir kısmı osmanlı topraklarına gelmiştir.

ubıhlann, özellikle erkeklerinin bu savaşlarda hayatını kaybetmesi, ubıhlann asimilasyonunu kolaylaştırdı. günümüzde eski ubih yurdunda hiç ubih kalmamıştır. sayılan iyice azalan 19. yüzyılın savaşçılıklarıyla efsaneleşmiş halkının torunları, türki­ye'de dağınık olarak yaşamaktadır. dilleri ölmüştür.

sahil bölgesinde yaşayan ubihların, osmanlı himayesine yakın fakat osmanlı toprağı olmayı kabul etmedikleri o günlerde de bilinen bir gerçektir. o devirde yönetimde etkin rol oynayan ubih asillerinin konuyu fransa ve londra da ki çeşitli konferanslara taşıdıkları, fakat
özerklik konusunda başarılı olamadıkları, ilgilenenlerce o konferanslara dair açıklanan kayıtlardan görülebilir.

bu amaçlarının yerine getirememelerinin ardından ubih asillleri, o güne kadar bölgenin osmanlı toprağı olmaması dolayısıyla karşı çıktıkları ve uluslarası arenada kabul etmedikleri osmanlı ve rusya arasında ubihların anadoluya göçünüde kapsayan anlaşmayı halklarına anadolu' da özerklik sözü vererek gerçekleştirmişlerdir.

ubihlar özellikle göç esnasında oldukça kırılmıştır. kıyıya sağ salim ulaşanlarsa özellikle samsun limanında açlıktan ve salgın hastalıklardan kırılmışlardır. tüm bunlara rağmen sağ kalan erkek nüfusunu osmanlı balkanlara asker olarak göndermek istemiştir. savaşçı olarak bilinen ve hali hazırda silahlı olan halkın erkelerini, hazır asker kaynağı olarak görmüş ve başından beri, göç yoluyla bu şekilde faydalanmayı uygun görmüştür. bunda göçden önce yapılan görüşmelerde osmanlıyı temsil eden padişahın elçilerinin ubıh halkını dindar müslümanlar olarak tanımlaması önemli bir etken olmuştur. halbuki ubıhlar her ne kadar müslümanlğa geçmiş olsalarda kendi müslümanlık öncesi dini inançlarının gereklerini yerine getirmeye devam etmektedir. aile fertlerinin isimleri hala kendi dillerindedir.

kendi ata ocaklarından savaşmaktan ve kırılmaktan usanmışlıkları yüzünden ayrılan ubıhlara tekrar kırım yolunu açan bu projeye osmanlıdan paşalık rütbeleri alan ve padişahla derhal akrabalık bağı kuran asillerin bastırmasına rağmen katılım az olmuştur. buradaki en önemli etmen ubih yöneticilerinin kabulune rağmen halkın kendi yöneticileri dışında her hangi bir komutanın emrine girmeyi kabul etmemeleri ve bunun için teminat yada garanti istemeleri olmuştur. osmanlının bunu kabul etmemesi neticesine asker olmayı kabul etmeyenlere osmanlı yurt göstermemiştir. 3-5 yıl içinde özellikle her zaman müteşekkir oldukları anadolu türk nüfusunun bölüşümcü ve paylaşımcı desteğiyle toparlanmalarından sonra askerlik ve/veya osmanlı devlet erkanından özellikle yerel yöneticilerle aralarında ortaya çıkan çeşitli husumetler neticesinde bir kaç paşayı öldürmeleri, camii ye gitmek yerine ulu bir ağacın altında kendi ritüellerini ve ananelerini uygulamaları, nüfus sayımlarında arapça yada osmanlıca isimler yerine kendi dillerindeki adlarını kullanmakta kararlılıkları, babıali baskını vs. sonrasında her ubıh ailesi daha sonraki göçlerle gelen bir kafkas köyüne gönderilerek, kafkasların savaşçı soyu ubıhların dağıtılması ve biraraya gelerek zaman zaman devlet erkanına ve paşalarına dahi kafa tutmalarının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

tüm bu asimilasyon ve millet bilincini ortadan kaldırma çabaları sonucu, ubih dili ortadan kalkmıştır. bugün sadece türkiye cumhuriyeti devleti sınırları içinde kalan ubihların bir kısmı türkleşmiş,bir kısmıysa gönderildikleri köylerin sakinleri olan şapsı, adige, abhaz ve abaza gibi diğer kafkas soylarının dil ve kültürlerini benimseyerek asimile olmuştur.

jön türkler ve ittihad öncesi ve sırasındaki dönemde diğer kafkas halklarından farklı olarak askeri ve siyasi manada ittihatçılarla beraber hareket eden ubıhlar, özellikle parti içinde ve teşkilatı mahsusada yönetici ve teşkilat kadrolarında önemli yer tutmuşlardır. ittihatın ve teşkilatı mahsusanın içindeki çerkez namıyla tanınan paşa ve silahşörlerin hemen hemen tamamı baba tarafından ubıhtır.

cumhuriyet sonrası ubıhların tamamen türkleştikleri görülür demokrasiyle birlikte yönetimle herhangibir problemleri kalmamıştır.ortak kaderi, savaşı, açlığı ve ihaml edilmişli anadoluda beraber yaşadığı ve paylaştığı anadolu türkleriyle tamamen kaynaşmış ve ataürk milliyetçiliği tanımındaki türk tanımını benimsemişlerdir.

ana dillerini konuşan son kişi son ubıh olarak adlandırılan tevfik bey (esenç) in vefatından sonra dilleri tamamen yok olmuştur.
skalupcur skalupcur
1864 yılında ruslar tarafından gerçekleştirilen, bugün adı "göç" olarak anılsa da işkence çektirerek, deyim yerindeyse katliam yapılarak vatanlarından gönderilen kafkas halklarının acıklı hikayesidir. rusların sıcak denizlere açılma politikası gereği, karadeniz kıyılarında bulunan çerkeslerin topraklarına işgali ve çerkesleri sayıca az olmalarına rağmen yıllarca bu duruma direnmesi ve sonunda soylarının tükenmesiyle karşı karşıya gelmeleri durumudur. bugün "bize soykırı yapıldı" diye bağıran, hatta "onlara soykırım yapıldı" diye sokaklara dökülen insanların ibretle incelemesi gereken gerçek bir soykırımın gün yüzüne çıkmamış, göz ardı edilmiş gerçekleridir. öyle ki, bu soy kırım, "onlara soy kırım yapıldı" diyen sütten çıkmış ak kaşıklarca gerçekleştirilmiştir. çerkesler insan muamelesi görmeyerek, limitlerinin iki katı sayıda gemilere bindirilmiş ve karadeniz'in hararetli dalgalarıyla savaşmıştır. yüzyıllarca topraklarını korumak adına savaş veren bir halk sonra karadenizle, hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. osmanlı devleti'nin "halife'nin ülkesinde bereket var, burda huzur bulacaksınız" diyerek çağırdığı çerkesler, osmanlı topraklarında aylarca evsiz barksız kalmış, bir süre köylü türkler tarafından yardın görmüş, ama bulaşıcı hastalıklar sebebiyle zamanla bu yardımlardan da mahrum kalmıştır. kimi çerkesler sırf çocuklarının hayatta kalması için kızlarının sarayda cariye olmasına göz yummuştur. aylar sonra devlet tarafından ilgi gören şanslı çerkesler de ya sınır köylerine yerleştirilip bulgarlarla, araplarla, sırp ve arnavutlarla mücadeleye tabi tutulmuş ya da kimsenin yaşamadığı bataklık arazilere yerleştirilerek toprağın ıslah edilmesi için kullanılmıştır. pek çok çerkes de bu arazilerde sıtma sebebiyle can vermiştir. ne var ki, her zaman içlerinde anavatan özlemi çeken bu ulus, anadoluya dört kolla sarılmış, anadolu için savaşmış, bu toprakları vatanı bilmiştir. türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne ülke için hizmet etmiş, "siz de hakkınızı arayın, bu topraklarda sizin de payınız var" diyenlere sırtını dönmüştür. çerkes sürgününden bugüne kalansa acıklı ezgiler ve adı "göç" konulmuş yalan kitap sayfaları olmuştur.

o dönemde trabzon'daki rus konsolosunun general katraçef'e yazdığı rapor şöyledir:
''türkiye'ye gitmek üzere batum'a 70.000 çerkes geldi. bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. trabzon, varna ve istanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." (berkok, 1958: 529)

kafkasya naibi olan, çarın kardeşi grandük mişel'in yayınladığı ferman şöyledir: ''bir ay zarfında kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir" (berkok, 526).
dragonair dragonair
zorunlu göç yani tehcirdir. rus çarının kararıyla uygulanmıştır. diğer tehcir uygulamaları gibi çerkes sürgünü de katliamla bitmiş, yüzbinlerce insan yerinden-yurdundan koparılmış, hayatta kalanları farklı coğrafyalarda yaşamak zorunda bırakılmıştır. sonuçları itibariyle çerkes sürgünü soykırımdır. çerkes halkları haklarına ancak 1917 ekim devrimiyle birlikte yeniden kavuşmuştur. (çerkes diye bir halk aslında yoktur, çerkes diye bilinen halk kuzey kafkasya' da yaşayan halkların tamamıdır. daha açık bir ifadeyle kafkasya' da yaşayan azeri ve diğer türk kökenli halklar, gürcüler, ermeniler ve slavlar dışında herkes çerkes olarak adlandırılır. (dargin/dargınlar, lezginler, tsakhur/caxur halkı, azerbaycan' da yaşayan lezginler, i̇nguşlar, çeçenler)
ben büyüyünce plankton olucam ben büyüyünce plankton olucam
şu ağıt anlatır:
istanbul yolcuları
bütün gece yıldızları sayıyorum
saçlarımızın sayısınca insan kaybettik
göç eden büyüklerimiz canlarını esirgemedi
güçlü delikanlılarımızın da naşını getiriyorlar
bize verilen ad "istanbul yolcuları"
gideceğimiz yeri bilmeden yola koyulduk
bütün gece büyük toplar gürledi durdu.
anavatanımızdan ağlayarak sürülüyoruz
kara vapurlar karadeniz kıyısına yanaşıyor
ortada kaldık, bir meçhule gidiyoruz...
not:kuşha doğan'ın ağıdımsı sesi daha bi üzüyo tabi:

!
subskapularis subskapularis
20 mayıs 2012 tarihinde, beşiktaş sahilinde "son sözü hep direnenler söyler" sloganı ile etkinlik düzenlenmiştir. tüm gün beşiktaş semalarında "21 mayıs çerkes sürgünü" pankartı uçurulmuştur.

çerkesler 'sürgün ve yas'ın 148. yılında beşiktaş'ta rus-kafkas savaşı sonrası tarihin en trajik sürgünlerinden birini yaşayan çerkesler büyük acının 148. yılında anma etkinliği düzenliyor. rusların k... cerkes
puxa vida puxa vida
"gönen – manyas çerkes sürgünü:"

"yıl 1922 aralık. manyas mürüvetler köyüne bir haber ulaşır. haber, kısa ve özdür. “sürgün”. nereye olduğu belli olmayan, nedeni doğru düzgün açıklanmayan bir “emir” den ibarettir aslında gelen haber… ilk deneme gerçekleştirilmiş ve gelecek tepkiler ölçülmüştür. il içerisinde kepsut civarına sürgün edilen merüvetlerli çerkesler ile alakalı bir tepki oluşmaz, o günün kamuoyunda. ne ankara’dan bir itiraz yükselir ne istanbul’dan ne de bölgeden.

rivayete göre bu süre zarfında bölge çerkesleri hakkında çeşitli kampanyalar da yürütülür. bir çoğu tahrik edilir. hatta halk arasında “ biz bu çerkesleri istemiyoruz” şeklinde imza kampanyası başlatıldığını söyleyenler dahi vardır. yapılan kampanyalar ve mürüvetler sürgününe veril(e)meyen tepki, uygulayıcılara güç verir.

toplam 14 köy sürgün yoluna çıkartılır. hepsinde süreç benzer işler. jandarma eşliğinde yol!:göç':a çıkarlar. ne suçları söylenir kendilerine, ne nereye gidecekleri hakkında bir bilgi verilir..."

unutulan geçmişin peşinde: "gönen - manyas çerkes sürgünü" | gusips bu sürgünün fotoğrafı yok, video kaydı yok, ortaya çıkartılmış belgesi dahi yok. evet, bahsetmeye çabaladığımız cumhuriyet tarihi' nin ilk "i̇ç sür... gusips
tuvalet terliği tuvalet terliği
deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem ”

—çerkes sürgününe tanıklık eden yaşlı bir çerkes
bona fide bona fide
geçen sene de bu saatlerde hatırlamış ve yazmışım. bu yıl 1864 yılında başlayan sürgünün 156. yılını anıyoruz. eh sürgünde yaşamını yitirenlee ve evini kaybedenlere bir fatiha okunursa, inanmayanlar da en azından hatırlamış olursa seviniriz. unutmadık, unutmayacağız.
1 /