çeviri yapmak

1 /
eleyasi eleyasi
ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın asla cümlenin tam karşılığı bulamazsınız. çeviri yaparken hele birde türkçe düşünüyorsanız yandınız. türkiyedeyim, dilim türkçe fakat kendi tarihimi bile ingilizce öğrenmek zorundayım. ne biçim bir iştir anlayamadım.(bkz: dünya dili türkçe olsun kampanyası)
püfü püfü
cok kolay sanıldığından olsa gerek, etrafta neredeyse bedavaya denecek ücretlerle yapılmak istenen, göründüğünden bin kat zor eylem.

her iki dile de hakimiyet, konsantrasyon, kaynak arsiv ve literatür arastırmaları ve benzeri bir cok arterle sürekli beslenmesi gereken bünyeye ne hacet, her üniversite öğrencisi çatır çatır yapabilir bu isi.

internet diye bir sey var artık.
one of the few one of the few
yorucu ama zevkli bir iş. bazen sabahlara kadar çalışmanızı gerektirebilir. kahve manyağı olmanıza sebep olabilir. sabaha kadar çeviri yaptıktan sonra sabahın altısında açık pastane, fırın arayıp sıcak poğaçayla kahvaltı yapmanızı sağlayabilir. kısacası güzel bir iştir.

(bkz: based on a true story)
marjane marjane
her yabancı dil bilenin yapamadığı özel ilgi ve yetenek isteyen iştir kendisi. yorucudur, sabahlatır, bazen sinir hastası eder, ama çok da güzel yanları vardır. bir insanın bir tane kitap çevirmesi, oturup 10 tane kitap okumasına eşdeğerdir hatta bazen fazlasıdır. şahsen iki paragraf için 2 gün araştırma yaptığımı -tamam evet bir kısmı sırf kendim konuyu merak ettiğim için olabilir- bilirim. hele bir de istanbuldan uzakta denize nazır sigara ve kahve eşliğinde yapılan çeviriler vardır ki tadından yenmez. güzelliği zorluğundadır, zorluğu güzelliğindedir vesselam.
pervazsız pervazsız
kesinlikle tek bir ekibin elinden çıkmalıdır. punisher filmini tv'den izlerken sağ altta tetikçi yazarken dublajda cezalandırıcı'yı duyup küfredilendir.kardeşim oha! alt tarafı tek bir kelimeyi tek bir kelimeyle eşleştiriceksin.punisher'a kalem de odun de mahmut de,ama hep bunu de kafalar karışmasın.
elastigirl elastigirl
günün birinde özellikle felsefe alanında iyi bir şekilde yapabilmeyi canı gönülden dilediğim ama uygun bağlantılara ulaşamamak sebebiyle bir süre ertelemek zorunda kaldığım keyifli ama zor aktivite. okuyucu özne ile yazar özne arasında gizli özne olma sanatı.
seyyar satıcı seyyar satıcı
mesleki ingilizce diye bir olay var ben buna bitiyorum.
-ingilizcem süper ama mesleki ingilizcem çok zayıf

endüstri mühendisliği giriş dersinin sınavında bir paragrafta civil engineer diye bir tabir geçmişti; sivil mühendislik diyenlerimiz vardı.

çevirmekle evirmek arasında ince bir çizgi vardır. her an çizginin bir tarafından diğerine geçişler olur. doğaldır.

burdan emektar çevirmenlerimize sevgilerimizi yolayalım. zor iş.

bir ek yapmakta fayda var:
dil yaşayan bir organizma gibidir demiş düşünür.
trink trink
ben bu eylemin zevkli olduğunu düşünürdüm. büyük bir yanılgıya düştüğümü 5-10 sayfa şey çevirince fark ettim. eğer çeviri yapacağın dili anadilin gibi bilmiyorsan eziyettir efenim. bildiğin "eziyet".

o sözlük mü iyi bu sözlüğü mü açsam bu kelimenin genel anlamına mı bakmak lazım teknik mi ticari mi bilgisayar mı diye diye kafayı yedirtir insana... 5 sayfa için 5 saat gidebilir.
anafilaktik şoka 1 cc epinefrin anafilaktik şoka 1 cc epinefrin
çok karmaşık bir zihinsel süreçtir. hatta bu süreç için çeşitli laboratuvar çalışmaları yapılmış ama çok da kaynak harcanmadığından fazla geliştirilememiştir. neyse cidden karmaşıktır bu iş çünkü çeviri yaparken, bir öğeyi kaynak dilden başak bir dilde yeniden yaratırken beyinde neler olup bittiği tam olarak çözülememiştir henüz. çeviri psiklojisi apayrı bir şey yani.. bu olay için i.a. richards " evrenin oluşumundaki en karmaşık olaylardan biri olabilir" bile demiştir. ben de "hey gidi" demişimdir.. anlayacağınız efendim, her dil bilmek dil bilmek değil, çeviri öylesine basit bir öğrenci, sekreter işi değildir.. hayatta çeviriye ihtiyaç duyulabilecek şeylerin alt alta sıralanabilecek 3-5 madde değildir..

geçerken uğradılar ben de yazıverdim işte..
tek kisilik harem tek kisilik harem
zor zanaattir efendim. eline sözlük alıp çeviri yapılabileceğini sanan çoğunluğun aksine ciddi bir eğitim gerektirir. alan uzamanlığı gerektirir. sevmeyen asla yapamaz. saatlerce bilgisayar başında oturmak, kafein manyağı olmak her baba yiğidin harcı değildir. kıçınız düzleşir resmen o sandalyede. yorucu bir süreçtir vesselam. hem bedenen hem mental olarak çökersiniz teslim tarihine kadar. o ulvi gün ise en büyük rahatlığı yaşadığınız gündür. çeviri yaparken, en değerli varlığınız bilgisayarınız haline gelir. gözünüz gibi, hatta ondan daha iyi bakarsınız. sözlükler en büyük dostunuzdur. septik olmayı öğrenmişsinizdir. zira, satır aralarını okumak ve görünmeyeni görmek bir çevirmenin en büyük meziyetidir. discourse analysis konusunda prof konumuna gelinmiştir çünkü. mükemmeliyetçi iseniz bildiğiniz bir kelimenin bile anlamına bakarsınız, en afilli hangisi olur, anlama en uygun hangi kelime yakışır diye. böylelikle çeviri zamanı uzadıkça uzar. deadline yaklaştıkça yusuf yusuf modunda gezer, uykusuz geceler başlar. her çeviri dün teslim edilmek üzere verilir size. spell-check ile de siz uğraşırsınız, proofreading ile de. ben çevirmenim bunlarla uğraşamam deme gibi bir lüksünüz asla ve asla yoktur, olmayacaktır. yine de sevilir, bi hafta yapmasanız özlenir.. çevirmen doğulmaz çevirmen olunur derler bölümde. ama eğitimlilerin yapması tercih sebebi olmalıdır. işin tekniğini ancak bu bölümün öğrencileri bilir nitekim. meslek olarak algılanmasa da, herkes ben de yaparım ayaklarında ortada dolaşsa da çeviri yapmak bizim mesleğimizdir. öyle kolay da değildir, dil bilen herkes çeviri yapamaz, yapmamalıdır.
velettimaminoldum velettimaminoldum
bu işi hobi için yapıyorsanız hem eğlenceli hem ego tatmin eden hem de vakit öldürmek için birebirdir. para almadığınız bir iş için bilgisayar başında saatlerinizi geçirmek her ne kadar akıl karı gelmese de bazılarına, sonuç olarak hobi denilen şeyin mantıkla değil, zevkle alakası vardır.

bu nedenle sevdiğiniz bir dizinin altyazısını çıkarmak için saatlerce uğraşmak, sonra çıkardığınız altyazı ile binlerce kişinin bu diziyi izlemesi, maket hobisi olan birinin maketini bitirdikten sonra vitrine koyması gibi bir şeydir işte. herkesin görmesi "a ne güzelmiş" demesi ama içten içe "lan ne mal adam para veriyor bir de buna" demesi gibi bir şey.

ama eğlencelidir çeviri işi. özellikle film çevirisi yapıyorsanız o filmin sahneleri veya replikleri artık kafanıza kazınır resmen. hani yönetmen kadar olmasa da ışıkçı kadar ezberlersiniz sahneleri. bir çeşit diğer insanlara yardım etme işi de sayılabileceğinden, aslında belki de en faydalı hobilerden birisidir.

ancak her ingilizce bilenin veya "dizileri ya da filmleri anlıyorum abi ben" diyenin çeviri yapabileceğini düşünmek saçmalıktır. kamyon maketi yapma işinde eğer özürlü değilse herkes yapıştırıcıyla parçaları birleştirebilir mantık olarak ama herkes yapamaz o maketi. sonuç olarak altyazı işi teknik bilgi gerektirir. satırları oluşturma kuralları, senkron ayarlama kuralları gibi önemli şeyler vardır. teknik bilgi olmadan anlatmaya çalıştığınız şey anlaşılabilir olmaz. ayrıca ingilizce kadar türkçe bilgisinin de iyi olması gereklidir. ingilizce yapılan ironileri yakalamak, ince esprileri uygun bir şekilde, metni bire bir olarak çevirmeden aktarabilmek ustalık ister. nihayetinde her hobi gibi sabır işidir çeviri yapmak.
mürekkepbalığı mürekkepbalığı
eğer mesleğiniz buysa, şimdiden ruhunuza el fatiha. gerçekten inanılmaz yorucu ve maddi karşılığını asla alamadığınız bir iştir. ama eşe dosta yardımcı olmak içinse o zaman zevklidir. eğer hobi olarak yapıyorsanız, o zaman tuhaf zevkleriniz olduğunu gösterir. ancak her durumda kabul edilmesi gereken bir gerçek varsa o da beyninizi çok az şeyin çalıştırabileceği kadar çok çalıştırdığıdır. bu nedenle 45-50 yaşından sonra edinilebilecek faydalı ve anti-alzheimer bir hobi olabilir. ama genç yaşınızda zorunlu olmadıkça yapmayın, kıymayın kendinize.
1 /