charlie hebdo

1 /
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
baş harflerinin communist ve humanist kelimelerinin baş harfleri olduğunu söyleyenler varmış. ben söyleyenler olduğunu söyleyenlerin yalancısıyım tabii.
harici gazelhan harici gazelhan
yok türk mizahı şöyledir de , yok türk mizahı böyledir de , yok efendim hep muhaliftir de , yok efendim tabusu filan da yoktur da diye böbür/kibir dolaşanların yaldızını kazıyan kundaklamaya ve hack'e maruz kalan fransız mizah (gerçek)dergisi.
mizahseverler olarak ; türk mizahının artık bir duruşunun olup olmadığını/kalıp kalmadığını tartışmaya başlamadan , ilkevvel kankası olduğunu iddia eden leman olmak üzere penguen, uykusuz ve gır gır dergilerinin (çok gecikmiş) tepkisel eylemlerini bekliyoruz...
feridun bitirr feridun bitirr
paris'deki genel merkezi biraz önce silahlı saldırıya uğramış dergi. saldırganların 2 kişi ve maskeli olduğu ve en az bir kişinin öldüğü söyleniyor. dergi, islamla ilgili yayınları nedeniyle türkiye'de de bir süre gündemde kalmıştı.

satirical french magazine charlie hebdo attacked by gunmen hooded gunmen armed with a kalashnikov attacked the headquarters of one of france's most celebrated satirical magazines on wednesday. first reports... theguardian

edit: fransız savcı biraz önce ölü sayısını 10 olarak açıkladı.

shooting at paris offices of satirical magazine charlie hebdo - live updates rolling updates as reports emerge of shots fired at offices of french magazine, with claims of multiple deaths and injuries theguardian

edit: olay yeri canlı yayın için

euronews live tv - news | euronews : the latest international news as video on demand euronews live tv | euronews : ınternational and european news all available as video on demand euronews
ines ines
uzun süredir ağlamıyordum, tam şu vakit ağladım.
aslında güldüren dergidir, ağlatan değil.
ama vahşiler gülmeyi de bilmezler güldürmeyi de. anca öldürürler, kafa keserler tevacüz ederler.
nihayetinde herkes kendine yakışanı yapar.

inançları için "çizen" insanları öldürdüler, yine güzel gülen insanlar öldü.

ulan ne lanet, ne iğrenç dinmiş, dünyanın yarısının içine sıçtığı yetmedi, diğer yarısında da gözü var.

ama yedirmezler. bin yıllarca emek verip oluşturdukları medeniyeti size yedirmezler.

bir yerleri arındırın şu vahşilerden n'olur, gidip orada yaşayalım.

yapılan tüm negatif ayrımcılık müstehak size. beter olun. döktüğünüz kanda boğulun.

ölen o tüm güzel adamlar güzel gülerek yaşadılar, rahat uyuyacaklarına şüphem yok.

sizse iğrenç insanlar olarak sevmeden sevilmeden yaşayıp, döktüğünüz kanda boğulup öleceksiniz. beter olun. tüm kalbimle diliyorum ki beter olun.
norveçli balıkçı norveçli balıkçı
hiçbir şekilde bu dergiyi okumuşluğum yok.
fransa'ya gittiğimde almışlığım yok.
sadece görmüşlüğüm var gazete bayiilerinde ve tabii ki muhammed karikatürlerinden biliyorum ismini.
o kadar ilgisizim ama...
içim parçalandı.
boğazıma yumruklar yiyorum... iğreniyorum, bu işi yapanlardan iğreniyorum. çok üzgünüm. korkunç üzgünüm. ağlamak istiyorum, onu da beceremiyorum.
kumsal kumsal
"karikatürcülerin ve gazetecilerin bugünkü vahşi katliamını lanetleyen sayısız müslüman'a gönülden şükranlarımı sunarım. i̇nsanların büyük bir çoğunluğunun olduğu gibi, müslümanlar'ın da büyük bir çoğunluğu iyidir, edeplidir ve onurludur.
bugün yaşanan, sistemik bir sorundur.
kadınların biat etmesi gerektiğini, dünya'nın birkaç bin yıl önce yaratıldığını, ifade özgürlüğüne karşı şiddetin haklı olduğunu, özgür düşüncenin değil de boyun eğmenin kıymetli olduğunu öğreten köktendinci okullara ve ekollere halk olarak karşı koymak konusunda birleşecek miyiz?
çocuklarımız at gözlüklü bir dünya görüşüyle eğitildikleri sürece, şiddet devam edecek. gelecekte barışa ulaşabilmemizin yolu çocuklardır. dolayısıyla devletin tek bir kuruşu bile cinsiyetçiliği, vahşi ideolojileri, bilim-karşıtı düşünceyi desteklemek için kullanılamaz!
amerika'da da kullanılmaz, i̇ngiltere'de de kullanılamaz, avustralya'da ve yeni zelanda'da da kullanılamaz, türkiye'de de kullanılamaz, mısır'da da kullanılamaz.
köktendinci bir eğitim devlet tarafından hiçbir yerde desteklenmemelidir.
asla!"

sean faircloth
de gronne slagtere de gronne slagtere
fikre dair tahammülü olmayan, boş beyinli insanların yine maşa olarak kullanıldığı saldırıdır. içi acıyor insanın, yıllardır tehdit edilmelerine rağmen inadına yaşayan, inadına yazan insanların katledildiği gerçeği karşısında.

bir gün düşünecekler mi çok merak ediyorum; senin tek savın "dinime saygı göstermiyorlar" iken insan öldürmekle bu saygıyı kazandın mı gerçekten?

ayrıca bu olayı protesto ederken yok bilmemneredeki saldırılar olurken neredeydin diyen insanımsılar için aklımdan geçen ne varsa şu yazıda mükemmel anlatılmış. aynen aktarıyorum.

"olanları tekrar özet geçmek gibi bir niyetim yok. azıcık internette dolansanız, bir yerden karşınıza çıkacak zaten.

bugün fransa‘da bir terör saldırısı oldu ve 12 kişi öldü bu saldırı yüzünden. saldırının hedefi bir mizah dergisi olan charlie hebdo‘ydu. ölenler de çizerler, yazarlar, dergi çalışanlarıydı. saldırıyı düzenleyen grup -ben bu satırları yazdığım sırada- bilinmiyor. tek konuşulan şey, bunun islam adına yapıldığı iddiaları.

meseleyi tartışmak istemiyorum. dürüst olmak gerekirse, bunu yapmak için gerekli kuvvete sahip değilim. vakti zamanında, gezi direnişi sırasında şöyle bir video yayınlamıştım. olayı tamamen yanlış anlayan yabancı basın ve bireylerin işin doğrusunu duymaları için cep telefonumla çekmiştim o videoyu. orada söylediklerim şuydu: “attığım her tweet’ten önce düşünüyorum. yazdığım her blogdan sonra otosansür uyguluyorum. çünkü düşündüklerin ve söylediklerin için hapse girmek hiç uzak bir ihtimal değil bu ülkede. bu hepimiz için geçerliydi. bugüne kadar. artık korkmak istemiyoruz. bu yüzden mücadele ediyoruz.“

o gün bunları alkışlayanların arasından bugün “ama mesele din olunca iş değişir aga” diyenler çıkmış olması da kaderin bir cilvesi herhalde.

bir insanın söylediği şeyleri ve icra ettiği sanatı, başka insanların “kutsal” kabul ettiği değerler üzerinden kısıtlaması gerektiğini savunursanız, duracak bir yeriniz yok. o saatten sonra durmanız için bir sebep yok yani. bir noktadan sonra olayın “35 milyon kişinin tuttuğu galatasaray’a laf edemezsiniz” seviyesinden, “albümü 300 bin satan ozan doğulu’ya ağzı çemçüpe benziyor diyemezsiniz” seviyesine düşmemesi için önünüzde hiçbir sebep yok.

ifade özgürlüğünün istisnası olmaz.

insan haklarının da istinası olmaz.

duvarı bir yerinden açarsanız, geri kalanının bir anlamı kalmaz. “ama zamanın şartları onu gerektiriyordu” derseniz, biri de size başka bir zamanın başka bir şartlarında yaptırım uygular/savunur.

siz bir insana “bence islam komik bir din” dedirtmezseniz, bunu diyenleri ölümle tehdit eder ve öldürürseniz, yarın öbür gün çıkıp da “ermeni soykırımı yalandır da mı diyemeceğiz yani?” gideri de koyamazsınız masaya, argümanınız kalmaz.

bunların pek geçerli olduğu bir coğrafyada yaşamıyoruz. yaşam alanına sevmediği bir insan tipi girince yıllardır avrupa ülkelerinde gördüğü tavrı benimsemekte beis görmeyen (“niye araplar doldurdu güzelim talimhane’mi? araplar niye benle aynı üniversitelere girebiliyor hem de sınavsız? niye benim işlerimi çalıyorlar?”), mezhep farkı yüzünden linç yapmayı meşru kabul eden, hâlâ önderinin savunmasını dogmatik beyanlarla yapan bir yer burası. kutsallarımızı sorgulamıyoruz, sorgulayanlara hoşgörülü davranmıyoruz.

fakat konuşmak istediğim şey bu değil.

biz bunun üzerine birkaç paylaşım yaptık facebook sayfamızda. şuradan, şuradan, şuradan ve şuradan görebilirsiniz. bunların altına ilk gelen yorumlardan biri, “peki x olayda neredeydiniz, niye şimdi tepki gösteriyorsunuz?” oldu. doğal. bekliyorduk da bu yorumu.

ya hakikaten, biz gazze‘de kan akarken neredeydik? ha? canlı bomba patlayınca polis fotoğrafı koyduk mu? darfur‘da kan dökülürken paylaşımları kestik mi? peki tibet’te ölen keşişleri niye yazmıyoruz? sorarım bize, putin lgbt haklarını savunan bir avukatı içeri alınca, sisi bir un avukatına “açıklama yapma yoksa seni hapse atarız” dediğinde neredeydik?

ne cüretle bir şeylere tepki koyuyoruz?

ne haddimize?

bu retorik, tabii ki karşımıza ilk defa çıkmadı. daha önce gezi olaylarında ölen gençleri anarken de bu kullanıldı. “berkin için ağlıyorsun ama, esma’ya gözünü kırpmadın” denildi mesela. durum sık sık yakın zamanda gerçekleşen israil caniliklerine bağlandı. kurulan şey bir vicdan tuzağıydı kuşkusuz. o cümlenin amacı, “ya her şeye eşit tepki ver, ya da hiçbir şeye tepki verme” mantrasını oturtmaktı ve herhalde söylemeye gerek yok, tercih edilen şey hiçbir şeye tepki vermememizdi. vicdan ve hakkaniyet belli ki bunu gerektiriyordu.

ben bu bel altı yumruktan çok sıkıldım açıkçası ve müsaadeniz de varsa birkaç kelam etmek istiyorum.

beni az çok bu sayfalardan yazdıklarımla tanıyorsunuz. tanımıyorsanız, etrafınızda düzenli geekyapar okuyan biri varsa sorup soruşturabilirsiniz. siyasi görüşümü az çok belli ettim buralardan, çünkü ilk günden, ilk kelimden sizle yaptığım anlaşma samimiyet üzerineydi. ben gelirim ve konu ister arrow, ister soma, isterse de amerikan dış politikası olsun, gerçekten inandıklarımı sizinle sohbet eder bir dilde anlatır ve giderim. bir şey seviyorsam cidden seviyorumdur, sevmiyorsam da sevmiyorumdur. kendi görüşlerimi saklamayı aşağılık bir hareket olarak görürüm. noktadır. virgülü gelmez.

ve bu “ya her şeye eşit tepki ver, ya da hiçbir şeye tepki verme” argümanın dünya ahiret gördüğüm en saçma şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.

altını ne kadar çizsem az, ne kadar vurgu yapsam yetersiz. bir insan tepki vereceği şeyleri ve onlara tepki vereceği ölçüyü şahsi geçmişi, kişisel duyarlılıkları ve mazisinden gelen duruşuyla kendi belirler. bunun ayıbı olmaz. bunu günah veya iki yüzlülük kabul edemezsiniz. bakın, tekrar söylüyorum. kişinin laflarını, sözlerini ve tercihlerini belirleyen mazi, kişilik ve duruş; tepkilerini de belirler.

buna hep verdiğim bir örnek var. nazan fennell. kendisiyle hiç şahsen tanışmadık. ingiltere’de ikamet eden, orta yaşlarda bir kadın. gezi vasıtasıyla, internet üzerinden iki sohbet ettik kendisiyle, o kadar. kendisinin bir oğlu, iki de kızı var. küçük kızını bir trafik kazasında kaybetmiş. bir kamyon, bisiklet binen küçük hope’a çarpmış. fennell de bunun üzerine liveın hope hareketini başlatmış yaşadığı birmingham şehrinde. fennell‘ın tüm facebook aktivitesi bunun üzerine. bunu kendine haklı olarak dava edinmiş kadın. bir bisikletçi, bir araba tarafından yaralanınca bir tek o paylaşıyor. hatta o, neredeyse çoğunlukla bununla ilgili konuları paylaşıyor. protestolar yapıyor bu konu üzerine. devletle bu konu üzerine iletişime geçmeye çalışıyor.

siz elinizi vicdanınıza koyup o anneye “bisiklet güvenliğinden daha önemli meseleler var bu dünyada” diyebilir misiniz? onun için bisiklet güvenliğinden daha önemli meseleler olması gerektiğini savunabilir misiniz rahatlıkla?

yazın hepimizin dilinden düşmeyen als hastalığının vakıflarında didinen insanlara bakın. her biri bir yakınını bu hastalığın pençesine kaybetmiş insanlardır. buna hassasiyet gösterir, facebook‘ta bunun üzerine paylaşımlar yapar, özel hayatlarında da bu meseleye dikkatli olurlar. eğer kamuya açık bir yerde sara nöbeti geçiren bir insan görürseniz, dikkat edin. ona yardıma ilk koşan, bu olaydan en çok etkilenen kendi yakını böyle bir şeyi yaşamış insanlardır.

insan dediğin geçmişiyle dirilen bir varlık. tabii ki hassasiyetleri de geçmişinden gelen koşullar ve söylemler üzerine şekilleniyor ve şekillenecek. herkes aynı anda doğu türkistan’dan bahsetmek zorunda değil. insan olan tabii ki bir caniliği gördüğünde doğru tepkiyi verip, bundan iğrenmelidir. ama bununla ilgili yazıp çizmek, buna eğilmek, bunu dava hâline getirmek her insanın milli ve vicdani görevi değildir. bu yüzden stk dediğimiz şeyler var zaten. kendileri için önemli olan davalarda savaşan insanlara bir kanal açılsın diye.

siz tutup mehmetçik vakfı’na “neden sadece türkiye’deki şehitler ve askerlerle ilgileniyorsunuz?” diyemezsiniz. tutup da tema’ya “yani bir sorun ağaç mı kaldı şimdi?” diyemezsiniz.

onların davası odur.

tabii ki vicdanen herkes kötülüğe karşı belli bir tepki vermek zorundadır, ama herkesin her konuya tepkisi yüz üzerinden yüz kilometre olamaz. insan olarak bütün eforumuzu, ruhani kaynaklarımızı ve dirayetimizi de tepk bir konuya aktarmak zorunda değiliz. ama zaten, “peki x olurken neredeydin?” sorusunun amacı da bu değil.

biz buna tepki gösterdik ve göstermeye de devam edeceğiz. çünkü hayatını bir şeyler ifade ederek kazanan insanlarız. biz charlie hebdo gibi, basın yayın alanında faaliyet gösteriyoruz. tabii ki sadece bizim gibi bir şeyler yazıp çizdiği için katledilen insanlar bizim için daha şahsi bir şeyler ifade ediyor. aynı dinine çok bağlı insanların, sadece dini yüzünden katledilen insanlara daha şahsi tepki vermesi gibi. aynı milliyetine derinden aşık insanların, sadece milliyeti yüzünden taciz edilen şahıslara daha çok tepki göstermesi gibi.

ya her şeye eşit tepki ver, ya da sus önermesi, susturmaya yönelik bir önermedir. sonunda sizin biat etmenizin en sağlıklı sonuç olduğunu gösteren bir tuzaktır. bir şey ifade etmez. etmesi gerektiğine inandırmayalım artık kendimizi. herkes kendisi için en önemli davayı seçsin, ve onun peşinde tepki versin, konuşsun, tartışsın. bombalar patlamadığı, silahlar çınlamadığı sürece, dava peşinde koşmanın kimseye bir zararı olmaz.

zaten koşmaya koşmaya buralara gelmedik mi?"

yiğitcan erdoğan

charlie hebdo saldırısı ve "peki şu olurken neredeydin?" adlı vicdan tuzağı üzerine - geekyapar! olanları tekrar özet geçmek gibi bir niyetim yok. azıcık internette dolansanız, bir yerden karşınıza çıkacak zaten. bugün fransa'da bir terör saldı... geekyapar

je suis charlie!


hamiş: az önce denk geldiğim bir yorumu da şuraya eklemek istiyorum; özet niteliği taşıyor zira.

"i̇slam'ın kapitalizme uşaklık ettiğini anlatan kitap yazarsanız canlı kalırsınız ama karikatürünü çizerseniz sizi öldürürler. neden mi? çünkü müslümanlar kitap okumaz. okusalardı önce kuran'ı merak edip okurlardı."
şuursuz adam şuursuz adam
özgür medya ayağına peygamber efendimizi karikatürize eden dergidir.uylama sonucunda oluşan bir eyleme maruz kaldılar.dergiye saldıranlar kesinlikle işid milatını değildir.bu provokasyonu düzenleyen fransız istihbaratıdır.

edit
eksileyin zevkli oluyor. kullanıcı adlarınızı görmesemde nede olsa karikatürü normal karşılayan yazarlarmız var.
mothello mothello
dinlerin saldırganlıkları ve tahammülsüzlüklerine karşı sembol olacak dergidir. basın ve ifade özgürlüğünün olduğu bir ülkede, "tüm dinleri" eleştirmek suçuna(!) düşmüşlerdir. ve büyük ihtimalle hayatı boyunca inandığı kuran-ı kerim'i, okumayan bir kaç radikal islamcı tarafından saldırıya uğramışlardır.

bir şeyleri eleştirmek, mizahını yapabilmek, başkalarının savunduğu, değerler dahi olsa gerçekleştirilmedir. toplumsal, fikirler, değerler, buna her zaman maruz kalmalı insanları düşünmeye sevk etmelidir. eminim 12 insanın canına kıyan bu caniler, bu dergiyi hiç okumadılar bile, bu kör zihniyetin bir şey okumasını beklemek hata olur zaten buna rağmen 12 insanı, büyük bir soğuk kanlılıkla öldürebildiler.

ne oldu peki? sözde derginin, yaptığı karalamayı temizlediler mi? fikirlerin ve sözlerin bittiği yerde silaha başvuran, zihniyetin artık yok edilmesi gerekiyor. dinleri kastetmiyorum, ama dini kullanarak, hayatı yaşanılmaz hale getirenleri, birilerini öldürmeyi görev zanneden düşünceyi destekleyen ne varsa ondan bahsediyorum. müslüman olarak bu feci olayı, destekleyen insanların kendilerini sorgulamasını dilerim ve artık dinler adına başka kurban verilmemesini umarım.
uckornerbirpenalti uckornerbirpenalti
muhtemelen ışide yakın üç beş tane dinini imanını siktiğim tarafından binası kurşunlanan karikatür dergisi. ulan sen radikalsinde, hıristiyanı, yahudisi değil mi. onlara da sallıyor bu adamlar, gıkları çıktı mı. eğer allahınız adaletliyse, sizi yanınıza aldığında ters yatırıp düz siker.
1 /