chernobyl

1 /
stone cold stone cold
bir bilgisayar virüsü.w95.cih'in bir türevidir.üç farklı çeşidi var.birisi her ayın 26'sında,ikincisi 26 nisan'da,üçüncüsü de 26 haziran'da aktif hâle geliyor.ilk kez 1998 yılında tayvan'da görülen bu virüs;bilgisayara bağlı sabit sürücülerdeki bilgileri siliyor.donanıma zarar verebilen(bios yoluyla,tabii donanım izin verirse) ilk bilgisayar virüsü olarak da bilinir.

eski bir virüs,dolayısıyla windows 95 ve 98 işletim sistemlerini kullanan bilgisayarları etkiliyor.
carlito carlito
doğru söyleyini 9 köyden kovarlarmış, ama doğru söyleyen bilir ki, 99999 köyden daha kovulsa 999999 köy daha vardır mutlaka. sonuna kadar gider, doğru söyleyen.

doğru bir yazar.
kahve içme tanırlar kahve içme tanırlar
zamanında bütün bilgisayar kullanıcılarına illallah ettiren virüs. 98-99 civarı bilgisayar kullananların yedekleme hastalıkları bu virüs yüzündendir. o yüzden yazdığı her yazıyı, okuduğu her pdfyi, izlediği bütün filmleri ve oyun savelerini yedekleyen , haftanın en az 1 günü yedekleme yapan insanları hor görmeyiniz.

edit: ayrıca güzelim 4gb'lık harddiskimin amına koyan virüstür. ne oyun bırakmıştır ne de bir sik bırakmıştır.

edit2: kısaca harddiskimi yakmıştı.

ayrıca her yıl nisanın 26'sında tekrar harekete geçeceğine dair bir rivayet çıkar.
driving einstein driving einstein
yeni başlamış bir hbo mini serisi/limited seri olan dizisi.

güzeldi ama siyasete çok kayacak gibi... insanların neler yaşadıklarını, duygularını falan daha çok görmek isterdim. evet, onları da gösteriyor ama siyasetten yürüyecek gibi. ilk bölümde izleme sahnesi de abartı olduğunu düşünüyorum ama genel olarak etkileyici ve gerilimli başladı. empati yapınca tüylerim diken diken oldu
belki de belki de
henüz bir bölüm yayınlamış hbo dizisi. hemen açıp ilk bölümüne daldım. öncelikle dizide santralin yukardan görünüşü fotoğraftan uyarlanan animasyon mu bilmiyorum ama gerçekten birebir denecek kadar benzetilmiş, değilse de nerede çekildiğini aşırı merak ettim. teknik açıdan doğru terimler kullanılıyor bir hata göremedim. bir iki ufak irite eden detay oldu beni ama çok da bütünlüğü bozan şeyler değil. genel olarak dram ve rahatsızlık uyandırma üzerine bir mini belgesel dizi diyebiliriz. ve bu rahatsızlığı halk bilinçsizliği, mühendis duyarsızlığı, yönetimin inkarı, manipülasyonu ve olayın üstünü örtme çabası ile çok gerçekçi işlemişler. gerçekler kâmuran gerçekler. korkulması gerekenin santraller değil insanların hırsları olduğunu gösterir nitelikte olmuş.

——————şimdi spoilerımsı———————


iki stajyer elemanın reaktör havuzuna girdikleri yani doğrudan reaktörün kalbine baktıkları sahne bir türlü içime sinmedi. eriyen çekirdeğe o kadar yakından bakıp ardından birkaç saat falan yaşamak nerdeyse imkansız. elemanların biri ölüyor gerçi hemen diğeri yaşıyor. isminden araştıracağım tam olarak ölüm saatini.
ayrıca dozimetrelere bok atılıyor sürekli. lakin koruyucu ekipmanları dahi yok. dozimetreler üzerinden amerika eleştirisi sokulmaya çalışmış, yersiz buldum. ilk bölümden patlama ve sebebine değil de politik konulara yoğunlaşılıyor.
———————————————————————

bir de altyapısı olmayan insanlar için umuyorum ki genel kavramlara diğer bölmlerde değinirler. mesela grafit nedir, reaktörde nerdedir, neden saçılmıştır, neden radyoaktiftir, kontrol çubuğu nedir, çekirdek erimesi nedir, çernobilin havzası nasıldır gibi gibi..

giri sonu: evet o stronsiyumlar, o sezyumlar uça uça yüze yüze geldiler. diyor ki nazım;

acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
atom bombası denemelerinden diyorlar.
stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete,
umuda, hürriyete,
kapısını çaldığımız büyük hasrete.
kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
ya dünyamıza inecek ölüm.
1 /