çiçek almak

1 /
jassmine jassmine
çoğunlukla bayanlar olarak karşımızdan beklediğimiz eylemdir. aşkın, sevginin ifadesi olarak görürüz çiçeği. eşimiz veya sevgilimiz çiçek almazsa bizi düşünmüyor diye suçlarız yada yeteri kadar sevmiyor diye. çoğu zaman çiçek ölçü birimidir sevgi ve ilginin. çiçeğe çiçek olduğu için değer vermek geçmez aklımızdan. bir yaseminin kokusundan çok bir demet kırmızı güle hayranızdır.

hep karşımızdakinden bekleriz çiçeği. bir bayanın elinde çiçek gördüğümüzde aklımızdan şu düşünceler geçer ‘’ne kadar şanslı bir kadın, sevdiği ona değer veriyor ki çiçek almış’’. bu düşüncelere kıskançlık duygusu eşlik eder çoğu zaman. hiç para verip kendisine çiçek almış olabileceğini veya hasta ziyaretine gittiğini düşünmeyiz ne hikmetse.

çiçek hayatımın vazgeçilmezlerindendir. çocukluğum bahçeli bir evde geçtiği için belki. belki de geçmişi yaşatma isteği. beton yığınları içinde ki hayatıma renk katar çiçekler. yeni yaşamaya başladığım her ilde öncelikle bir çiçekçi edinirim kendime. ve düzenli alarak evimi ve işyerimi renklendiririm.

i̇lk iki paragrafın son paragrafla ne alakası var diyenler sabredin anlatıyorum. her pazartesi mesaiye giderken her cuma mesai bitiminde çiçekçime uğrar çiçeğimi alırım. bu olayı önce çiçekçim yadırgadı para kazanıyor olmasına rağmen. ‘ abla sen her hafta çiçek alıyorsun dikkatimi çekti. neden alıyorsun. neden eşin almıyor ?’ çok şaşırdım ama düşününce hak verdim. ‘çiçekleri severim’ dedim. ‘evime renk katıp güzelleştiriyor hem de mis gibi kokuyor.’ cevabım yeterli gelmedi sanırım çünkü yüzüme buruk bir ifadeyle baktı. aradan bir süre geçti. bir pazartesi sabahı tam işyerinin kapısından elimde çiçekle girerken danışmada ki bayan her zamanki günaydınlaşmamızın arkasından ‘ size imreniyorum. ne kadar şanslısınız. eşiniz size her hafta çiçek alıyor ‘dedi. güldüm içimden. ‘ çiçekleri eşim almıyor, her pazartesi sabahı kızılaya gidip kendim alıyorum’ dediğimde yüzündeki şok ifadesi görülmeye değerdi. bir kadının hayallerini gerçekleri söyleyerek yıktığım için üzüldüm ama kucağımdaki çiçek kokusu güne devam etmem için gerekli enerjiyi verdi.


çiçekler her koşulda güzeldir. beklemekten vazgeçin, bir demet çiçek alıp kendinize sürpriz yapın bayanlar.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
insanın kendine, evine yaptığı jestlerden biri esasında. altı aya yakın süredir, mütemadiyen taze çiçek alıyoruz eve. evin havası değişti anasını satayım. iki üç demet lâlenin evi bu kadan değiştireceğini bilseydik, sanırım çok daha önceden girişirdik bu mevzuya.

bazı güzellikleri insan kendi kendine yabmalı.
jadore jadore
insana kendini kadın hissettiren, karşı taraftan gelebilecek küçük ama harika bir jesttir. henüz erkekler tarafından nedeni çözülemediyse de her kadının çiçeklere bayıldığı bir gerçektir. braveheart' ı izlediyseniz mel gibsonun kıza bir tanecik çiçek uzattığı bir sahne vardır. işte o anda kızın gülümsemesi, yüzündeki ifade her şeyi açıklıyor.
gök yüzü gök yüzü
eski sevgilimin beşiktaş meydanında elinde bir buket ile beni beklemesi bir kadın olarak hayatımın en özel ve en mutlu anlarındandır. etkilemeyeceği kadın olmayacağına bahse girerim.
gamlı baykuş gamlı baykuş
"yeryüzünde ikimiz kalsak ve insanlığın kaderi bizim ürememize bağlı olsa, döner kıçımı uyurum" diyeceğim bir adamdan aldım ben ilk çiçeğimi. yakın arkadaşımdı ve milyon defa açıldı bana. artık tüm okul biliyordu bu durumu. kampüste gördüğüm yabancı biri çevirip " ya kızım üzme şu çocuğu, kabul et." dese şaşırmazdım, o derece. çevre baskısı, herkesin "bence bir dene ya, çok iyi çocuk." gazlamaları ile 4 yılın sonunda, milyon birinci teklifine "peki, deneyelim." dedim. zaten o an dünya başıma yıkıldı, "ne yaptım ben" dedim. hatta mesajla söyledim bunu ve o an tuvaletteydim, mantık da tamamen "böyle bir karar ancak sıçarken verilir!!" di. zaten o anında dünyanın en mutlu insanı oldu, görüşelimler, şunu yapalımlar. sanırsın dünyayı kurtaracak bizim boktan ilişkimiz.
akşamına buluştuk leventte, otobüsten indim ağzıma bir demet çiçek sokuldu. kafayı kaldırdım, elinde bir demet çiçek, burnuma uzatmış... kan beynime sıçradı, gözüm karardı, aldım çiçeği; "ben çiçek sevmem, bi daha böyle şeyler yapma." dedim ve çiçekleri çantama teptim. çocuğun o yüz ifadesini asla unutamam, yıkıldı resmen. oturduk bir yerlere. o farklı şeyler konuşmamızı bekliyor, bana bahar gelmiş olmasını umuyor. ben gayet eskiden nasılsam öyleyim, aynı şeylerden konuşuyorum, aynı şeylere gülüyorum. o sürekli "biz artık sevgiliyiz." diyor, ben konuyu değiştiriyorum. en son bunaldım bu beklentilerden: " ben bunalıyorum, bu benim için büyük bir yük, zaman lazım alışmam için." diyorum, o da "ne yükü, daha dur ortada bişey yok, bir baskı yok." diyor. öyle aptal bir durumdayız. aynı şeyleri konuştuk, ben gayet olumsuzum, çocuğum morali yerlerde ve kalktık. "eve bırakayım." dedi, "ben kendim giderim." diye direttim. "saat geç oldu, bu saatte tek başına gitmeni istemem." dedi, "ben herşeyimi kendim hallediyorum, evime de kendim giderim." dedim, indim metroya. ayrılır ayrılmaz ağlamaya başladım, eve gidemedim. bi yerlerde oturdum, ağladım, ağladım, ağladım. sonra da mesaj attım, "biz yapamayız." diye. sonrası apayrı bir hikaye, saçma sapan gururlar, intikam alma çabaları falan filan.

özetle istemediğiniz adamdan çiçek almak dünyanın en boktan şeyi olabiliyor bazen. ve çok üzülüyorum ilk aldığım çiçeğin bu kadar manasız olmasına. diğer çiçeklerim de çok fiyasko zaten, hastahanede yatarken gönderilenler, işe başlama tebrikleri vs... bir gün özel bir tane almayı umut ediyorum ve yalan söyledim; çiçeklerden nefret etmem!
cigkofteyi lahmacunun arasina sarip yiyen adam cigkofteyi lahmacunun arasina sarip yiyen adam
güzel eylemdir, altında derin anlamlar arayıp şurada bir sayfa boyu felsefe yapmaya gerek yok, karşınızdakini büyük ihtimal mutlu edecektir. karşınızdaki de mutlu olduğunda sizin de mutlu olabileceğiniz biriyse demeyin keyfinize. unutmayın ki bir gün hepsi sadece bir anı olarak geçmişte kalabilir, fırsatınız varken alın, aldırın.
1 /