çıktım erik dalına

şair eşref çıkmazı şair eşref çıkmazı
yunus emre şiiri:


çıktım erik dalına

çıktım erik dalına
anda yedim üzümü
bostan ıssı kakıyıp
der ne yersin kozumu

uğruluk yaptı bana
bühtan eyledim ona
çerçi de geldi aydır
hani aldın gözgünü

kerpiç koydum kazana
poyraz ile kaynattım
nedir diye sorana
bandım verdim özünü

i̇plik verdim cullaha
sarıp yumak etmemiş
becid becid ısmarlar
gelsin alsın bezini

bir serçenin kanadın
kırk katıra yüklettim
çift dahi çekemedi
şöyle kaldı kazını

bir sinek bir kartalı
salladı vurdu yere
yalan değil gerçektir
ben de gördüm tozunu

bir küt ile güreştim
elsiz ayağım aldı
güreşip basamadım
gövündürdü özümü

kafdağı'ndan bir taşı
şöyle attılar bana
öylelik yola düştü
bozayazdı yüzümü

balık kavağa çıkmış
zift turşusun yemeğe
leylek koduk doğurmuş
baka şunun sözünü

gözsüze fısıldadım
sağır sözüm işitmiş
dilsiz çağırıp söyler
dilimdeki sözümü

bir öküz boğazladım
kakladım sere kodum
öküz ıssı geldi der
boğazladım kazımı

bundan da kurtulmadım
nideyim bilemedim
bir çerçi de geldi der
kanı aldın gözgümü

tosbağaya sataştım
gözsüz sepek yoldaşı
sordum sefer nereye
kayseri'ye âzimi

yunus bir söz söylemiş
hiçbir söze benzemez
münafıklar elinden
örter mâ'na yüzünü



sembolizmin doruğundaki bu eserin sadece kapısını aralayacak olursak:

ilk kıtadaki erik sırf dışı yenile içi koca çekirdek oluşuyla şeriatı/dış bilgiyi, üzüm tamamı yenirken içinde küçük çekirdeğinin de inkar edilemez oluşuyla tarikatı/iç bilgiyi, koz yani ceviz de kabuğu atılıp içi yenildiğinden ötürüdür ki hakikatı nitelemekte olup bu çocuk tekerlemesi görünümün içindeki müthiş taşlama da insanı hayretsiz kalmaktan alıkoyuyor...
klen mist klen mist
çıktım erik dalına anda yedim üzümü
bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu

kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattım
nedir deyip sorana bandım verdim özünü

iplik verdim çulhaya sarıp yumak etmemiş
becid becid ısmarlar gelsin alsın bezini

bir serçe kanadını kırk kağnıya yüklettim
çifti dahi çekemedi şöyle kaldı yazılı

bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere
yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu

balık kavağa çıkmış zift turşusunu yemeğe
leylek koduk doğurmuş bak a şunun sözünü

bir küt ile güreştim elsiz ayağımı aldı
onu da yenemedim göyündürdü özümü

kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana
öylelik yola düştü bozayazdı yüzümü

gözsüze fısıldadım sağır sözüm işitmiş
dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü

bir öküz boğazladım kakıdım sere kodum
öküz ıssı geldi der boğazladın kazımı

uğruluk yaptım ona bühtan eyledi bana
bir çerçi geldi der hani aldın gözgü

*gördüm kaplubağayı, yanın seğirdüpdür gider,
sordum kanda gidersin, kayseriye'dir azimi

yunus bir söz söyledi hiçbir söze benzemez
erenler meclisinde bürür mânâ yüzünü


birkaç farklı şarihin şerh ettiği daha az beyitli çıktım erik dalına şiiri var. zannederim ki o vakit şiirin ezberle taşınıp yazıya geçirilmiş olmasından kaynaklanabilir çünkü yakın seslerin farklı kelimelerle yazıldığı beyitler, hepsini yan yana koyunca anlaşılıyor ve bunlar anlamı ciddi değiştiriyor. netice itibariyle ilgilisinin fark edeceği şeyler. yukarıdaki şiir için niyazi mısri, ismail hakkı bursevi, seyhzade ve diyanet yunus emre külliyatındaki çıktım erik dalına şiirlerini birlikte değerlendirdim, ortaya bu çıktı. manası herkesin anlayışı ölçüsünde.

*buradaki beyitin bu halini bir zaman bulmuş yazmışım ama kaynak bilmiyorum fakat anlam olarak karşılıyor...