çile

1 /
yalnızlık senfonisi yalnızlık senfonisi
sezen aksunun son albümü bahaneden henüz kimsenin fark edemediği çok hoş bir...

sorarım soru sırra eremem
ararım döne döne duramam
yürürüm diken diken kanamam
yola düşünce

bilmem başı sonu nerde
akarım nehir gibi yine de
yaşamak ve inadına ve ille de
cana uyunca

çile

görmem bazı boşa bakrım
bir dua bir türkü bir can yakarım
beşerim şaşar hatta yaparım
kötü huyumca

tutamam yeri toz tanesi
bir garip dünya biçaresiyim
bir kulun deli divanesiyim
aşka gelince

çile
inarsenewetrust inarsenewetrust
necip fazıl kısakürek'in yaşadığı ruhsal bunalımlarını anlattığı büyük eser

çile

gaiblerden bir ses geldi: bu adam
gezdirsin boşluğu ense kökünde!
ve uçtu tepemden birden bire dam.
gök devrildi, künde üstüne künde...

pencereye koştum: kızıl kıyamet!
dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
ok çekti yukardan, üstüme avcı.

ateşten zehrini tattım bu okun,
bir anda kül etti can elmasımı.
sanki burnum değdi burnuna (yok)un,
kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

bir bardak su gibi çalkandı dünya;
söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
al sana hakikat, al sana rüya!
işte akıllılık, işte sarhoşluk!

ensemin örsünde bir demir balyoz,
kapandım yatağa son çare diye.
bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
yepyeni bir dünya etti hediye.

bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor;
mekânı bir satıh, zamanı vehim.
bütün bir kainat muşamba dekor,
bütün bir insanlık yalana teslim.

nesin sen, hakikat olsan da çekil!
yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
otursun yerine bende her şekil;
vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın,
benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
deliler köyünden bir menzil aşkın,
her fikir içimde bir çift kelepçe.

niçin küçülüyor eşya uzakta ?
gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?
zamanın raksı ne, bir yuvarlakta ?
sonum varmış, onu öğrensem asıl ?

bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
bir fikir ki, beyin zarında sülük.
selâm, selâm sana haşmetli azap;
yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

yalvardım : gösterin bilmeceme yol!
ey yedinci kat gök, esrarını aç!
annemin duası, düşte perde ol!
bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç.

uyku katillerin bile çeşmesi;
yorgan, allahsıza kadar sığınak
teselli pınarı, sabır memesi;
size şerbet, bana kum dolu çanak.

bu mu rüyalar da içtiğim cinnet,
sırrını ararken patlayan gülle?
yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
karınca sarayı, kupkuru kelle...

akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş.
mevsimden mevsime girdim böylece
gördüm ki, ateşte cımbızda yokmuş.
fikir çilesinden büyük işkence.

evet, her şey bende bir gizli düğüm;
ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
yetişir çektiğim mesafelerden!

ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık
her gece rüyamı yazan sihirbaz,
tutuyor önümde mavi bir ışık.

büyücü, büyücü ne bana hıncın?
bu kükürtlü duman, nedir inimde?
camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
bir zehirli kıymık gibi beynimde.

lügat, bir isim ver bana halimden;
herkesin bildiği dilden bir isim!
eski esvaplarım, tutun elimden
aynalar söyleyin bana, ben kimim?

söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
arzı boynuzunda taşıyan öküz?
belâ mimarının seçtiği arsa;
hayattan muhacir; eşyadan öksüz?

ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
minicik gövdeme yüklü kafdağı,
bir zerreciğim ki, arş'a gebeyim,
dev sancılarımın budur kaynağı!

ne yalanlarda var, ne hakikatta.
gözümü yumdukça gördüğüm nakış
boşuna gezmişim yok tabiatta.
içimdeki kadar iniş ve çıkış.

gece bir hendeğe düşercesine,
birden kucağına düştüm gerçeğin.
sanki erdim çetin bilmecesine,
hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

açıl susam açıl! açıldı kapı;
atlas sedirinde mavera dede.
yandı sırça saray, ilahi yapı,
binbir avizeyle uçsuz maddede.

atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
içiçe mimari, içiçe benlik;
bildim seni ey rab, bilinmez meşhur!

nizam köpürüyor, med vakti deniz;
nizam köpürüyor, ta çenemde su.
suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
suda ezel fikri, ebed duygusu.

kaçır beni ahenk, al beni birlik;
artık barınamam gölge varlıkta.
ver cüceye, onun olsun şairlik,
şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

ötelet öteler, gayemin malı;
mesafe ekinim, zaman madenim.
gökte samanyolu benim olmalı;
dipsizlik gölünde, inciler benim.

diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
heybem hayat dolu, deste ve yumak.
sen bütün dalların birleştiği kök;
biricik meselem, sonsuza varmak...
eleyasi eleyasi
farsça, kırk anlamına gelen çihil'den düzenlenmiş bir terim. bir şeyh nezaretinde derviş, karanlık bir hücrede yalnız başına kırk gün süre ile az uyumak, az yemek, az içmek ve mümkün mertebe sürekli ibadetle meşgul olur ki bu olaya, çile denir.

bu, nefsi eğitmek için belirli bir süre halktan uzak kalıp olgunlaşmayı elde etmek için yapılır. tasavvuftaki çile, ömür boyu değildir, sadece kırk gündür. zira tasavvufta esas olan, "el kârda, gönül yârda" yani "el günlük maişet teminiyle meşgul iken, kalb allah ile beraber olmaktır". nitekim, nur suresinin 37'nci âyetinde bu husus, şöyle desteklenir: "ticaret ve alışverişin allah (c.c)'ı zikirden alıkoymadığı erkekler..."

çileye, arapça olarak erbain de denir. hemen hemen her tekkede, eskiden bu iş için bir veya birkaç hücre bulunurdu. çile olayı şöyle cerayan ederdi: şeyh, dervişi çile odasına güsul abdestli olarak dua ile sokar, fatiha çeker, kapıyı kapayıp giderdi. odada bir post, yahut seccade, bir mütteka (bkz. müttekâ) ve hücrenin rafında bir kur'an-ı kerim bulunurdu. derviş, bu hücreden, sadece gerekli olduğu zaman çıkardı: tuvalet, abdest, cuma namazı vs. gibi. çıktığında kimseye bakmaz, kimseyle konuşmazdı. yiyeceğini, içeceğini, belirli vakitte bir derviş getirip hücreye bırakıp, selamdan başka bir söz konuşmazdı. geleneklere göre, çileye girene ilk gün kırk zeytin verilir, her gün bir eksilterek (39, 38, 37, 36, 15 ila...) kırkıncı gün sadece bir zeytin verilirdi. yiyeceğin zeytin olması, nur suresi'nin 35. ayetinde de ifade edildiği gibi (min şeceretin mübâreketin zeytûnetin), onun mübarekliğinden kaynaklanmaktadır. derviş çileden çıkınca, kırk gün içindeki tefekkür ve rüyalarını şeyhine anlatırdı. şayet şeyh, gerek görürse onu hemen ikinci bir çileye sokardı. birbiri ardınca üç çile çıkaran olurdu. derviş çileyi bitirip hücreden çıkınca, şükür kurbanı kesilir, kesilen kurbanın et suyuyla hazırlanan tirid yemeği ona sunulur, diğer ihvanı da onu tebrik ederdi.

günümüz türkiye'sinde, bu uygulama hemen hemen kalkmış gibidir. bunun sebebini sorduğumuz mürşid-i kamiller, "devrimizde helal rızık kalmamıştır. çileye giren, hem az, hem de şüpheli yiyecekle bu uygulamaya tâbi tutulursa, görme, işitme, konuşma gibi bazı özelliklerini kaybedebilir. devrimiz zâten çile devri, değildir, dış âlemde gezip nefsini zaptetmek de yeterlidir" cevabını verdiler. mevlevîlerin çilesinin mutfakta 1001 günlük hizmet ile olduğu kaydedilir.
sezenehir sezenehir
2005 çıkışlı bahane albümünden bestesi arto tunçboyacıyan'a sözleri sezen aksu'ya ait pek bilinmeyen ama sezen'in en şahanelerinden biri.

sorarım soru, sırra eremem
ararım döne döne duramam
yürürüm diken diken kanamam
yola düşünce

bilemem başı sonu nerede
akarım nehir gibi yine de
yaşamak inadına ve ille de
cana vurunca

çile

göremem bazı boşa bakarım
bir dua, bir türkü, bir can yakarım
beşerim şaşar hata yaparım
kötü huyumca

tutamam yeri toz tanesiyim
bir garip dünya biçaresiyim
bir kulun deli divanesiyim
aşka gelince

çile

ne rahat bir soluk aldım
ne huzur buldum
yine de sevdim bu acı dünyayı
gitmedim, durdum

çile!!
kısa winston softun son nefesi kısa winston softun son nefesi
necip fazıl kısakürek' in bütün şiirlerinin toplandığı, necip fazıl' ın diğer eserleri gibi, büyük doğu yayınları' ndan çıkan kitap. ayrıca çile isimli bir şiir de mevcuttur kitapta kitaba adını veren. kitap, uyumak istiyorum, karacaahmet, zindandan mehmed' e mektup, sakarya türküsü gibi muhteşem şiirleri ihtiva etmektedir. tabi ki içerdiği diğer şiirler de çok kaliteli ve de yaşanmışlıkla, fikir çilesiyle yoğrulmuş hece kalıbına dökülmüştür.

necip fazıl' dır çile, bütün yaşanmışlığı, dertleri, tasavvurlarıdır, çilesidir. bir dönem benim de çilemdi ve de bütün çilem sendin aslında..

bende 1983 basımı vardı, ama nerde bilemiyorum. benim için; hem kitap, hem kitabın ifade ettiği anlam, hem de bu kitapla ilgili bir dönem mutluluk, daha sonra acı veren süreç yüzünden önemlidir. yaşanmışlıklar tüm acısıyla gelip geçerken, bu dönemde necip fazıl ım sesi kulağımda yankılanıp kalbimi parçalarken, solgun sayfaları geliyor aklıma çilemin. evet bütün çilem sendeydi, içindeki şiirler kadar güzel, gerçek ve acıydı. ve acı halen, çilemin hala sende olması acı..
1 /