çocuk

21 /
mavi sever mavi sever
bazen çok acımasız oluyorlar bazen de çok o kadar masumlar ki. pazartesi günü kan tahlili verdim. salı günü sınıf içinde yüksek sesle konuşamıyorum. hastayım, lütfen biraz daha sessiz olabilir misiniz dedim. kız çocuklarından biri yanıma geldi. doktor ne yaptı sana diye soruyor. kan alınan yeri gösterdim. aaa çok üzüldüm. şimdi sana sevgi vereceğim hemen iyi olacaksın dedi. saçlarımı okşadı, yüzümü sevdi. bak iyi olacaksın sana sevgi veriyorum diyor bir yandan öpüp kolumda kalan hafif iğne izine bakıyor. gel de erime, mucize gibi bir şey.
ctrlaltdelete ctrlaltdelete
çocuk maalesef günümüzde ana-babasının ben yaptım demek için yarıştığı övünç kaynağı olmuştur. beğenilme ve takdir edilme arzusu benliğimizi çepeçevre kuşatmış ve hayatımızın her alanına tesir etmiş bulunmaktadır. hayatımızın her anını zapturapt altına almak en güzel kareyi yakalamaya çalışırken, hayattan tat almayı unutur olmuşuz...

yetişkinlerin/ana-babaların ekseriyeti güzel yaşam kavramının içini para ile doldurmuş durumdadır. bu bize dayatılan daha fazlasını iste ve tüket düşüncesinin bir yansımasıdır. halbuki her şart altında huzura ve mutluluğa erişim kolaydır. bunun için maddiyattan soyutlanıp biraz olsun elimizdekilerin değerine odaklanmak yeterli olacaktır. en lezzetli yemek yada en eğlenceli oyun için yüzlerce lira harcamaya ihtiyaç yoktur. duygular parayla değerlenemez ve ölçülemez...

çocukların hayal ve anlam dünyası yetişkinlerden çok farklıdır. çok saf ve yalındır. karmaşık paremetlerden bağımsızdır. işin özünde çocuklar kendilerini anlatmak ve anlaşılmak ister. basit istekleri vardır. yetişkinlerin anlaması gereken şey ise şudur; sizi öfkelendiren yada mutlu eden şeyin onun anlam dünyasında bir karşılığı olmadığıdır. çoğu zaman çocuklar ana-babasının neden öfkelendiğini ve cezalandırıldığını bilemezler. ve korku serüveni başlar...

çocuklara ceza vermek yerine yapılan yanlışı ve sonucunu anlatmak çok daha pratik bir çözümdür. aynen yapılan doğru hareket sonucunda neler olduğunun anlatılması gibi.. her çocuk merhamet ve ahlak madenidir, ana-babaya düşen o madeni dışarı çıkarmak için çocuğuna yol göstermek yardım etmektir. yalnız bu iş zorla, baskıyla ve cezayla yaptırılamaz.. neden-sonuç ilişkisi en basit anlatma yöntemidir.

çocuğunuz sizden korkarsa isteklerinizi kayıtsız şartsız yerine getirir ve baskılanan çocukta başkaca marazlar doğar. bırakın çocuğunuz sizi sorgulasın, sorular sorsun öneriler getirsin. yüklendiği sorumlulukların nedenlerinin altını doldurun. ve sürekli konuşun, sürekli okuyun...

unutmayın ki çocuğunuz sizin ışığınızla aydınlanıyor, onun karartmayın..
selimciğim selimciğim
böyle bir düny...

günümüzde evlilerin en büyük reel problemi çocuk bakımı. artık eşlerin ikisinin de çalışması olağan, malum.

çocuk eğlemek işinde kaynanaların fiziksel aktiflikleri, sağlık problemleri, yaşları, ikamet konumları bile bir kriter. bebek ele ayağa gelene kadar part time kaynana bakıyor özel bir durum yoksa. veya kelle koltukta elin kadınına teslim ediyorlar hamur gibi bebeyi.

çocuklar çişlerini tutabilecek noktaya geldiklerine (hatta bazen gelmeden) sürgün hayatı başlıyor ve anneyle baba işe giderken ayıcıklı mayıcıklı çantayı takıp göz altında tutulacakları kreşlere gidiyorlar.

ister bakıcı olsun, ister kreş olsun, annenin (evladından mahrum kalmak ve telafisi olmayan yıllarda evladını kendinden mahrum bırakmak pahasına aldığı) maaşının belki yarısı bu işlere finansman için kullanılıyor.

bu durumda iki aydan fazla yaz tatili olan öğretmenler ideal anne adayı haline geliyor. hem bakıcıya gerek olmuyor iki ay, hem de ana okulu gibi organizasyonlar yazın haliyle tatil yaptıkları için boşa düşen çocuk ortada kalmamış oluyor.

rezalet. üretim bandı sanki. zamanında doğmuşuz.
veremem sana acımı veremem sana acımı
büyüdüğünde özlemle hatırlayacağı yaz sabahlarından birinde daha evi saran mis gibi reçel kokusuyla uyanıyor çocuk. çocuk çok mutlu. annesi yine çilek reçeli pişirmiş; kocaman bir tencere ağzına kadar mutlulukla dolu. koşarak fırlıyor yatağından. sabahın köründen beri reçelle uğraşan annenin tebessümü tencerede kaynayan çileklerden bile daha sıcak; yanağına minik bir öpücük konduruyor. salonun kapısındaki buzlu camın ardından el sallayan ışığın çağrısına kapılıyor sonra. küçücük elleriyle masallardaki kahramanlar gibi aralıyor o devasa kapıyı. güneş kadife bordo perdelerin arasından usulca süzülüp kollarını uzatmış, huzmelerinin arasında uçuşan tozlar adeta dans ediyor. çocuk pek şaşkın. parkenin üzerine dökülen ışığın üzerinde kayan zerrecikleri izliyor. yorgun çatlakların arasından karıncalar fırlıyor aniden. onlar da uçuşan tozlara eşlik etmek istiyor gibiler. bir şey var noksan olan. çocuk oldukça meraklı. uzanıp yere, onları daha yakından görmek istiyor. burnunda karınca kokusu, gözlerinde ışığın yansıması, dilinde hiçbir yere ait olmayan tuhaf bir şarkı, eksik olan parçayı tamamlayıveriyor. karıncalar tozlara, tozlar ışığa, ışık çocuğa ayak uyduruyor. yaşadığı şey öylesine büyüleyici ki o an hiç bitmesin istiyor. sabırsızlanarak abileriyle paylaşmak istiyor ve uyanmalarını bekliyor. yanlarına gidiyor ama uyanacak gibi görünmüyorlar. salona geri geldiğinde ortada ne karıncalar var ne de dans eden tozlar. çocuk hüzünlü. parkenin üzerine uzanıp karıncaların tekrar belirmesini sabırla beklerken uykuya dalıyor. rüyasında yaşlı bir adam olduğunu görüyor. bir ağacın gölgesinde oturmuş, yanında küçük bir çocuk. elinde gitarıyla çocuğa bir şeyler çalarken, o da hikayeler anlatıyor. çocuk sanki bir ayna, çocuk dünden daha yakın...
uykusuzyolcu uykusuzyolcu
pek benlik bir şeye benzemiyor.
sabahtan beri evde dört tane çocuk var. çok da tatlılar, maşallah. ama bence artık gitsinler. zaman geldi artık bence. hem misafirliğin kısası makbul.
yani çocukları seviyorum ama uzaktan.
sevmelerin en güzeli o değil miydi zaten?
ers ers
ben şanslı bir çocukluk geçirdim sanırım. tek derdim sokakta 1 saat daha fazla oyun oynayabilmekti. salçalı ekmeklerle, çizgi filmlerle büyüdük biz.
şimdiki nesle bakıyorum, kendi öğrencilerime bakıyorum. teknoloji gelişti, saygı sevgi kayboldu, robotlaştık. üzülüyorum, çocuklarımızın çocukluk hakkını ellerinden aldığımız için üzülüyorum..
sirius black sirius black
güzel diziydi erken bitti.

edit 1: 10 yıl önce ben

edit 2: 5 6 yıl sonra benimde olsun bundan bi tane ya da maksimum iki tane. iki tane olursa bir kız bir erkek. tek olursa erkek olsun ya (o konu dışında her konuda feministim ama oğlumla kızları konuşalım. kızlarla harcamak için para istesin benim pamuklara sarıp ara sırada serserilik yapsın dışarıyı öğrensin diye dışarı göndereceğim canım oğluşum. aslanım benim. çapkın senii :) tamam sevgilinin yanında sadece adınla hitap edicem. ikinci aşamaya geçtiğin tüm sevgililerini benle tanıştırmanı isterim ama. istemezsende sen bilirsin hepsinin kritiğini yapmak için babanım burada. bi de neye söğüşleyeceksin beni bileyim. uyuşturucuya falan bulaşma yeter. alkol komasına da girmeni yasaklıyorum akşam eve arkadaşlarını getirip ps ya da o zaman ne çıkarsa artık oynarsın. tabi kız arkadaşını falan biz annenle evde yokken tatildeyken falan çağırırsın. ya da sabah işteyken o filmlerde olan sahneleri yaşatma bana. ha bi de ya boğaziçi kazan ya da yallah amerika'ya işler kesat olur belki o zaman hindistan'a.

şaka maka eğlenceli bir hayat sunmayı planlıyorum oğluşuma. beni sever inşallah. ha bir de inşallah amerika da doğarsın. ama baktık olmuyor hiç yoktan alman vatandaşı yaparız seni almanya'yı hiç sevmem de iş hayatın için iyi olur. sen ne derdin acaba nerde doğmak istediğin konusunda keşke sana her şeyi sorabilsem. tabi bi şeyi sormucam zorunlu olarak fenerbahçeli olmak zorundasın. tabi ben futboldan hiç anlamam. ama lacivert en güzel renktir. neden sarıyı koymuşlar anlamadım ama idare ediyorum. ha bir de sıkılsan da havuza ve gitar kursuna gidilecek. ileride benim oğlum ortamlarda gitarıyla caka satması lazım. geri kalan bütün hayatında sana sormadan asla bir şey yapmayacağım. söz. artık baban ne kadar saçmalıyordu bir zamanlar bu yazıyı bir revize edip gösteririm. sana. )
21 /