çocuk kalbi

cabbar cabbar
saf, temiz ve lekesizdir. yıllar sonra kirlenerek doktor, inşaat işçisi, mühendis, öğretmen vb'ine dönüşür.
te5ir te5ir
büyümemek,kirlenmemek,taşlaşmamak için savaş veren;her ne kadar büyüse de her insanın içinde bir yerlerde hala bulunduğuna inandığım yumak...
hürrem hürrem
kırılgandır.

dört buçuk beş yaşlarındayken babam azerbaycan'a gitmişti.hem de altı aylığına...babam evden ayrılıp havaalanına gidene kadar kucağından inmemiştim.çok net bi şekilde hatırlıyorum.babam kapıdan çıkar çıkmaz balkona koşup babamı elimle öpücükler göndererek uğurlamıştım.sonra da uykum gelene kadar balkonda beklemiştim.babamın uçağının geçmesini bekliyordum.

derken bir uçak geçti.bu anı da çok net hatırlıyorum zıplaya zıplaya el sallamıştım o uçağa.babamın beri gördüğünü zannediyordum aklım sıra.sonra biraz daha balkonda oturdum.belki o geçen uçak babamın uçağı değildir diye...sonrasında da annem 'baban seni görmüştür kızım, yarın arayınca sorarsın baba beni gördün mü diye' diyerek beni yatağıma götürmüştü.

sabah da büyük bir heyecanla babamın telefonunu bekledim.telefon çaldı sonunda! babam aramıştı.

-baba, ben sana el salladım beni gördün mü?
+gördüm kızım, ben de sana el salladım sen beni gördün mü?
-gördüm!

bir gün iki gün derken canım sıkılmaya başladı.babam hala gelmemişti.her sabah arayacak sanmıştım, bir kaç günde bir aramaya başladı.bende küstüm babama.herkese şikayet ettim onu!dayıma, anneme, anneanneme...o kadar kırılmıştım ki babam evi aradığında telefonlara çıkmıyordum.annem zorla ahizeyi bana tutardı.ama konuşmazdım.babama çığlıklarımı dinlettiriyordum.

altı ay böyle gelip geçti.babamın eve döndüğü günü de hatırlıyorum.zil çalar çalmaz odama saklanmıştım.artık babamı görmek istemiyordum.babam odamın kapısını açıp içeri girdiğinde de onunla konuşmadım.bana kim bilir kaç dakika dil döktü.bana sarılmasını istemiyordum.beni çok özlemişti oysa ki babam...'sana bir sürü kumaş getirdim, hadi onlarla oyna' dedi.'istemem' dedim.'çantamda bir sürü çikolata var' dedi.'ben çikolata sevmem' dedim.'kızım seni çok özledim' dedi, omuz silktim.en sonunda 'inatçı eşşek sıpası' dedi.ve kapıyı açık bırakıp salona gitti.

tam bir hafta dil döktü bana.her gün inat ettim bende.getirdiği kumaşları odama bıraktı.ancak yanımda kimse yokken o kumaşlarla oynadım.gerçekten de çok güzellerdi.ve bir haftanın sonunda artık kumaşların güzelliğinden midir bilinmez babamın yanına gittim ve 'hoş geldin baba' dedim.

babam bu olayı hala anlatır durur.ve hala bana kızar 'inatçı eşşek sıpası' diye.çocuk kalbim öyle küsmüştü ki babama...
üçüncü tekil şahısın yandan yemişi üçüncü tekil şahısın yandan yemişi
pastahaneye, 10 yaşlarında, hırpani kılıklı bir çocuk girdi. uzun zaman aldırış bile etmedim. nihayet yanına gittiğimde:

-çikolatalı pasta kaça, diye sordu çekingen bir sesle.
-50 cent, dedim ve yürüdüm.

cebindeki bozuklukları çıkarıp dikkatle saydığını gördüm uzaktan. biraz sonra tekrar yanından geçerken, yine kısık bir sesle sordu:

-ya çilekli pasta?
-35 cent, dedim.
-o zaman bir çilekli pasta, lütfen, dedi.

önüne pastayı atar gibi koydum, öteki müşterilerle uğraşmaya başladım.
az sonra masasına baktığımda gitmişti. boş tabağı almak, masayı temizlemek üzere yürüdüm. tabağın yanında 60 cent vardı: 35 cent pasta parası, 25 cent bahşiş…

(bir amerikan gazetesine bir garson kızın gönderdiği anı)
bahana bahana
her gün annemle sabah yürüyerek okula gidiyorum ve sınıfına girip (1. sınıf) öğrencileriyle konuşuyorum. geç gelen bir öğrencisini de hep okuldan ayrılırken görüyorum. ona selam verdiğimde çok mutlu oluyor. hoplaya zıplaya okula giriyor. bugün anneme bahçeye kadar eşlik ettim. sınıfa girmeden geri döndüm. yolda geç gelen öğrenciyi görmedim. şaşırdım. annem eve döndüğünde:

annem: bahana sınıfa gelmedin ya.
ben: evet anne.
annem: aleyna bugün erken gelmiş seni sınıfta görmek için.
ben: :)

işte çocuk kalbi böyle bir şey.
kiya kiya
yanlış hatırlamıyorsam, hermann hesse'nin de aynı isimde bir eseri var. konusu çok basit. evde kuru incir var. çocuk incirleri yemekle yememek arasında kararsız kalıyor. çünkü incirler babasının odasında. sonunda incirleri babasının odasından çalıyor. tabii babası hemen fark ediyor ve sorduğunda çaldığını kabul etmiyor, satıcıdan aldım diyor. babası gerçeği ortaya çıkarmak için çocuğun kulağından tutup satıcının yanına götürürken, çocuk yolda suçunu itiraf ediyor. babası onu incittiği için özür diliyor, çocuk yalan söylediği için. ikiside birbirini bağışlıyor. hikaye şu cümle ile bitiyor: ''ben babamı affettim, o da beni affetti, ama fark ettim ki, babam beni daha çok affetti''

yani, bu dünyada insan sadece bir halde tam mutlu ve içten içe rahat olabilir: herkesin onu ve onun herkesi bağışladığı takdirde. o saf dönem ise ancak çocuklukta olur. geri kalan zamanlarda birini bağışlasak da, karşı taraf bizi bağışlamayabilir. hesse, beşeri bir gerçeği gösteriyor: çocukluk döneminden başka insanın mutlu olduğu dönem yoktur diyor.

hesse'nin çoğu eserinde kahramanları hep ıstırap çeker. dostoyevski'nin de kahramanlarının çoğu çilekeştir. 'yeraltından notlar' eserinde kahraman kasten kendisini aşağılıyor. amacı alçaldıkça başkalarının ona karşı tutumunu görmek. insanlar onu nasıl aşağılayacaklar ve bu durumda o ne yapacak bilmek. kahraman, kendisini aşağılamakla mahiyetini kavrıyor.

hesse'nin hikâyesi de kahramanın bu halini gösteriyor. çocuk kendi evlerinden satıcının olduğu yere gidene kadar alçalıyor. oraya giderse hırsızlığını daha çok kişinin anlayacağını biliyor. neyse ki gitmeden gerçeği itiraf ediyor. hesse gösteriyor ki, temizliğe dönmeye hep bir yol var.

eğer, günahlarınızı hatırlamak, gerektiğinde kendinizi cezalandırmak ve herkesi bağışlayan bir kalbe sahip olmak için bu eseri okursanız, emin olun kazandıklarınız kaybettiklerinizden kat kat fazla olur.
godotyubekleyen godotyubekleyen
3. sınıfa giden italyan bir çocuğun bir yıllık anılarından oluşan bir kitap çocuk kalbi. ara ara anne ve babasının yazıları da var. kahramanımız enrico farklı karakterlere, farklı problemlere sahip birçok çocukla arkadaş. kitapta anılar üzerinden çokca italyan olmanın verdiği gururdan, vatan sevgisinden, iyi ahlak sahibi olmaktan bahsediliyor. çocukların seveceği, eğitici bir kitap. büyükler de belki sayfa sayısının fazla (320 sayfa) olmasından dolayı sıkılabilirler.

4