çocuklarla girilen ilginç diyaloglar

1 /
veremem sana acımı veremem sana acımı
bu çocuklar beni öldürecek. zaman dursa zalimleşmeden böyle saf kalsalar keşke. 5 yaşındaki ufaklıkla girdiğim diyalog aynen şöyle;

ben: büyüyünce ne olmak istiyorsun?
ufaklık: avcı
ben: herkes doktor, öğretmen olmak ister genelde. sen neden avcı olmak istiyorsun ?
ufaklık: çünkü hayvanları çooook seviyorum.
ben: asgsgshsh...

olayı tamamiyle yanlış anlamış...
plutonun askerleriyiz plutonun askerleriyiz
geçenlerde boş dersimde arkadaşımın sınıfına gireyim dedim. girdim sınıfa. kendileri henüz okul hayatına yeni adım atmış ancak çok çabuk adapte olmuş taptaze canlar.

arkadaşımla iki lak lak yapalım dedik. okuma bayramı yaklaşıyor onun üzerine muhabbeti çevirdik 5 dk ve sınıftan çıkarken tahtaya "en sevdiğim sınıf 1-a" yazdım ve kalp içine aldım. çocuklarda güldü, şımardı filan.

hemen önümde de mert adında bir çocuk vardı. "ama ben romantizm hiç sevmem" dedi. ben kaldım öyle mal gibi. sonradan koptuk arkadaşla birlikte.

bahsi geçen çocuğun "paleontolog" olmak istemesinden dolayı verdiği bu cevap çok da tuhaf değil aslında. gülücük.
postmaniac postmaniac
3 yaşımdaki yeğenimi biraz parka götüreyim sıkıldı evde diye düşünüp apartman kapısından çıkarken yavrusunu yalayan bir anne kedi gördük.yavru kedide mayışmış durumda hadisenin keyfini çıkartıyordu.bizim ki görür görmez aramızda şöyle bir diyalog gelişti;

-yaaa...onu yiycek
-yok kızım annesi o seviyor onu.böyle yalayarak hem tüylerini temizliyor hem seviyo
-aaaaa..seviyorrrr
-evet seviyor
-sen beni seviyormusun
-tabi kızımı ben hiç sevmezmiyim.
-ama sen hiç beni böyle yalamıyorsun..
-hönk..ya şimdi..onlar kedi..biz ...amannn...bunlar nasıl çocuk yaaa
yedek kaleci yedek kaleci
ders çalışırken dün.
yiğen: dayı bugün naptım sence?
ben: naptın.
yiğen: okula gittim.
ben: güzel
yiğen: okul da noldu biliyomusun?
ben: noldu?
yiğen: arkadaşım yere düştü ve dizi kanadı.
ben: peki geçmiş olsun dedin mi arkadaşına ?
yiğen: ama geçmedi ki dayı sürekli kanadı.
ctrl x ctrl x
üsküdar/doğancılar parkında yeğenimi salıncakta sallamakta ve kaydırakta
kaydırmaktayım. tabi biz bebeyken henüz icat edilmemiş böyle yuvarlak,belli
bir eğimde duran üzerine çıkıp aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya dönen
tuhaf bir şeyin yanına vardık küçük hanfendimizi bunun üstüne oturttup çevirme
işlemine başlarken ki gerçekleşen 2-3 dk lık muhabetimiz diğer bebeler ile.

fıtı fıtı fıtı fıtı (çocuklar onları çevirecek birini yani beni görünce hepsi damladı oraya)

çocuk: ç

ç1: amca niye sen getirdin?
- biraz da ben gezdireyim istedim.

ç2: niye, annesi nerde?
- canım öyle istediği için.

ç3: amca niye daha hızlı çevirmiyorsun?
- ben hasta biriyim çünkü.

ç2: hiiiihhhh! ölücek misin yani?
- 0.o (cevap veremedi)

ç3: sen ölürsen bebek ne olacak?
- anası bakar, babası da var, sorun değil onlar için.

ç1: peki babası da ölürse?
- evladım sen babanla mutlu musun?
ç1: benim babam yok ki.
- assss (beni kandırdırsa şayet iyi numara yapıyor valla)

ç1: babası ölünce annesi de bakar.
...

daha fazla dayanamadım kaçtım. parkta öyle bırakmayın çoluğunuzu çocuğunuzu
başında bekleyin az biraz. sonra gelenlere sarıyorlar.
drlecter drlecter
drlecter:işten ayrıldım yine, çalışmıyorum. seninle takılayım artık.
çocuk: olsun drlecter çalışmak önemli değil.
drlecter: peki ne önemlidir?
çocuk: önemli olan para kazanmaktır.
drlecter :......

çocuğa evde ne diyorlarsa artık 5 yaşında paraya verdiği öneme bak.
webya webya
benim şahit olduğum eniştem ve torunu arasında geçen konuşma. torun ela 3 yaşında.

ela: aaa dede bak ağaçları kesmişler, üzülmüştür onlar
enişte: kızım gezici misin sen?
ela: gezmeye mi gidelim, gidelim tamam
kamastura14 kamastura14
metrobüs

bir çocuk gelir abi 1 lira varmı?
al kardeşim

ardından biri daha
al kardeşim

hemen ardından biri daha
bozuk kalmadı kardeşim

aldığım cevap allah belanı versin inşallah ölürsün bu sabah yaşanmış bir olay..
neb neb
ya valla ilginç mi bilmiyorum ama, yiğenim(5) 3 yaşındayken üniversite için gideceğim için "yebiye ditme" diyerek beni ağlatmıştı.
francesca francesca
biraz önce balkonuma tırmanarak mutfağımı inceleyen veledi yakaladım.
-napıyorsun orda?
+francesca teyze.. şeyyy.. susadım. su versene bana.
-vereyim ama napıyorsun orda söyle. ayrıca teyze diyen dilini kopartırım. francesca diyeceksin.
+hehe tamam francesca. ne zaman geldin? yoktun. sana bakıyordum.
-gece geldim yavrukuş. al bakalım suyunu.
+ben soğuk su içebilirim.
-hasta olursun, bunu iç şimdi.
+ben büyüdüm. kardeşim bile oldu. artık abiyim. soğuk su içiyorum artık.
-tamam anacığın versin, soğuk su yok şimdi.
+şeyy.. o masa da ki üzüm mü?
-vereyim, arkadaşlarınla yersin. bekle.
+francescacığım. şeyy, sen denize mi girdin.
-nerden anladın bakim?
+yanmışsın. bir de saçının rengi açılmış. annem hep papatya suyu sürüyor, saçları açılsın diye. senin ki daha güzel. sen de sürdün mü?
-hayır sürmedim. ne zaman kardeşin oldu?
+1 ay önce. şeyy.. benle evlensene. biz de bebek yaparız. ama bir tane.
-hahahay. ben çok büyüğüm, sen yaşıtlarınla evlenmelisin. hem neden bir tane? kardeşini sevmiyor musun?
+seviyorum. ama konumuz bu değil. sen evlensene benle.
-bak ben ablanın senin. olmaz o öyle.
+ teyze deme dedin. francescacığım ben seni hiç üzmem. babam gibi bağırmam. eve gelirken hep pasta getiririm. ayakkabılarını da ben bağlarım.
-hahahahay. tamam. şimdi üzümlerini al. ben de düşüneyim bu teklifini.
+çok düşünme ama. bizim üst katta merve var. onu da seviyorum. onunla evlenirsem, üzülürsün.
-tamam.

havalara bak havalara..
güneş gözlüğünü takmış, saçlarını ıslatmış.
bir de başkası da varmış hayatında.
velede bak.
prynzm prynzm
bu hafta çocuklara iç organlarımızı ve kısaca görevlerini anlattım. yaş grubu oldukça küçük olduğu için her organın basit basit en önemli görevlerini söyledim ve bu konuda onların bilgilerini test ettim. aldığım cevaplar içinde beni çok gülümseten şeyler de vardı ama bir tanesi içime işledi ancak gülümsettiği için değil.
neyse o gülümseten diyalogları önce yazıp sonra da beni etkileyen şeyi söylemek istiyorum.
ben: eveet böbrekler bizim kanımızdaki zehirli maddeleri süzerler, bu sayede atıklar vücudumuzdan çiş ya da ter yolu ile uzaklaşır. çişimizi yapınca vücudumuzdaki atıklar da uzaklaşmış olur.
ar. : öğretmenim çok sakız çiğnersek bir de o sakızları yutarsak böbreklerimiz tıkanır çişimizi yapamayız dimiii?
-kısa bir gülümseme molası.
ben: kalbimiz bizim için çok önemlidir, vücudumuza kan pompalar bu yüzden ona çok iyi bakmalıyız. asla sigara içmemeliyiz. anne babamız içiyorsa onları uyarmalıyız.
mer. : öğretmenim benim babam annemden gizli gizli tuvalette sigara içiyor.
-gülümseme molası 2 .
ben: evet kalın bağırsaklarımız bizim vücudumuzdaki besinlerin son durağıdır. kakamız gelince bilin ki kalın bağırsaktan geçer.
çın. : öğretmenim ben kabuz olunca kalınciğerim (evet yanlış duymadınız kalınciğerim dedi. bir öncesinde karaciğeri anlatmıştım ikisini harmanlayıp kalınciğer dedi) çok ağrır o zaman dimi?
- son gülümseme molası 3.
bunlarla yeteri kadar gülümsemiş olacağım ki hemen ardından aşağıdaki diyalog geçti aramızda;
ben: ne demiştik kalbimiz bizim için çok önemli ona çok iyi bakmalı ve spor yapmalı, dengeli beslenmeliyiz.
der. : öğretmenim birileri bizi çok üzerse eğer kalbimis ( evet "s" ile) kırılır ağlarıs dimi?
içimde bi yerler cızz etti. bir öğretmen olarak çocuklarımın her şeyi öğrenmesini istediğimi sanırdım ama öyle olmadıgını gördüm. hayatlarının hiçbir evresinde kalp kırıklığının ne olduğunu bilmesinler canları hiç yanmasın istiyorum. karşılarına hep iyi insanlar çıksın onları üzmesinler diye diliyorum. lütfen allah'ım çocukların ve iyi insanların canı hiç yanmasın.
y all know me well enough y all know me well enough
bugün bizleri pek de heyecanlandırmayan bir maç var biliyorsunuz. her şeye rağmen sabah uyanınca duştan sonra giydim eşofmanı ve formamı, çektim kapüşonu, gittim markete. alışverişimi yaptım, yürüyerek dönüyordum eve. her market alışverişimde mutlaka 2-3 tane çikolata alır, yolda veya apartmanda gördüğüm çocuklara veririm. her neyse, feneryolu durağında oturmakta olan 8-9 yaşlarında bir çocuk gördüm. eli yüzü düzgünce bir çocuk. yaklaştıkça benim olduğum tarafa baktı, göz göze geldik ve gülümsedi. hem semtin vermiş olduğu fenerbahçelilik duygusu hem de çocuğun temiz yüzüne aldanıp gülümseyerek sordum.

"kaç atarız bu akşam?"

tamam biliyorum çok yapmacık bir soru ama beklediğim cevap : 3 atarız, 5 atarız gibi bir şeydi. ben de "koçum benim be" dedikten sonra çikolata verip masum bir çocuğu mutlu etmiş olacaktım. kafamdaki plan buydu. çocuğun cevabı beklediğim cinsten değildi :

"cimbom siker atar."

ulan neye uğradığımı şaşırdım. harbiden dumura uğradım. yetişkin bir bireyden bile böyle bir cevap beklenemezken küçücük çocuk çıkardı suratıma suratıma vurdu. dumuru atlattıktan sonra toparladım.

- vay be cimbomlu! bakacağız akşam. yine de dostluk kazansın diyelim mi?
- demeyelim.

valla bir an önce ordan kurtulmak istedim. çıkardım çikolatayı, "iyi madem al çikolata ye" diyerek çikolatayı uzattım. yine nasıl bir tepki geleceğinden de korkmadım değil.

- teşekkür ederim ama annem tanımadığın insanlardan çikolata - şeker alma dedi.

ulan biraz önce sikip atar falan diyen çocuk gitti, yerine mükemmel derecede terbiye ve akıl ile yetiştirilmiş bir çocuk geldi. bir kere daha onun içindeki saflık özüne güvenerek gülümsedim ve :

"haklısın. annen de haklı. ben yine de sana vereyim bu çikolatayı, sen istersen yemezsin. hem zaten bugün 23 nisan. bayram niyetine sana hediye vermiş olurum." deyip çikolatayı uzattım. yaptı yine yapacağını.

- "insanları bayıltıp kaçırıyormuşsunuz. çığlık atarım hemen gitmezsen."

çikolata verip bir çocuğu mutlu edelim dedik, yerin dibine sokulduk. bir çocuk kaçakçılığımız eksikti. iyi yahu ben yerim o zaman diyerek çıkardım jelatini başladım yemeye. şimdi geldim eve ama hala sinirliyim. çikolata da iştahımı kaçırdı. bi pazar kahvaltısı keyfimiz vardı, onu da zehir ettin zıpçıktı!
1 /